1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Ceza Genel Kurulu
  4. YAĞMA – CEP TELEFONU VE PARA GASBI – EKSİK ARAŞTIRMAYLA HÜKÜM KURULMASI

YAĞMA – CEP TELEFONU VE PARA GASBI – EKSİK ARAŞTIRMAYLA HÜKÜM KURULMASI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Sanık Mohammedrıza’nın kırdığını beyan ettiği ancak kovuşturma aşamasında mahkemeye aynı numarayı vermesi nedeniyle kullanmaya devam ettiği anlaşılan sim kartının yenilenmesi için bir girişimde bulunup bulunmadığı, olaydan sonra gasp edildiği iddia olunan telefonun kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmışsa kimler tarafından ve hangi baz istasyonundan kullanıldığı araştırılıp, sanıklara ait pasaport ve kimliklerin onaylı suretleri de temin edilip dosya arasına konulduktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumları belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Yerel mahkeme direnme hükmünün öncelikle eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2014/398 K: 2015/26 K.T.: 03.03.2015

Yağma suçundan sanıklar M..K.. A..ve M..A..nin 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-c-d, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.04.2013 gün ve 168-94 sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.01.2014 gün ve 24663-1033 sayı ile;

“1-) Sanıkların aşamalarda özünde çelişmeyen anlatımlarına, katılanın aşamalarda olayın gelişimine ve suç vasfına dair birbiriyle çelişen beyanlarına, kolluk tutanakları ve dosya kapsamına göre; İran uyruklu sanıkların olay tarihinden önce, bir nedenle İran’dan trenle Ankara’ya geldikleri, tren garında katılan ve abisi J..E.. ile tanıştıkları, Jamshid’in sanıklara kalacak yerleri olup olmadığını sorduğu ve evinde kalmaları karşılığında geceliği 40 TL’ye anlaştıkları, pasaportlarını da Jamshid isimli kişiye verdikleri, 13.02.2013 günü Jamshid’in Türkiye’de iş kurmak için İran’a para getirmeye gideceğini belirtip, katılana hitaben 24.02.2013 günü sanıkları gönderirsin diyerek, sanıklara ait pasaportu da katılana verdiği, olay günü 21.02.2013 tarihine kadar sanık Mohammadreza ve diğer sanık 5,5 aylık hamile Marızeh’in 3 yaşlarındaki kızı ile birlikte bu evde kalmaya devam ettikleri, olay günü sabah 10.00 sıralarında sanık Mohammadreza’nın ‘kirayı ödemesi gerektiğinden’ döviz bozdurmak için dışarıya çıktığı, bir süre sonra telefonunu unuttuğunu anlayıp eve geri döndüğünde, katılanın elinde bıçak olduğu halde eşinin üzerine yürüdüğünü gördüğü, bunun üzerine kavga etmeye başladıkları, sanık Mohammadreza’nın katılanı itip yaraladığı, elindeki bıçağı almak için bir eliyle katılanın bileğini kavrayıp diğer eliyle parmaklarını tuttuğu, bu sırada katılanın tırnaklarıyla sanığın elini sıkıp yaraladığı, ancak sanığın katılanın eline diziyle vurup bıçağı yere düşürttüğü, ardından bir kısım eşyasını da alamadan evden kaçtıkları, şeklinde sanık anlatımları ile özetlenebilecek somut olayda;

Mülteci olarak Aksaray’a gitmeleri gereken sanıkların, İran vatandaşı oldukları için güvenip tek bir oda için geceliği 40 TL gibi fahiş bir miktarı kabul ederek, katılan ve abisi tarafından kullanıldığı anlaşılan evde sadece katılanla birlikte 13.02.2013-21.02.2013 tarihleri arasında, herhangi bir sorun olmaksızın kaldıktan sonra, kararlaştırılan kira bedelini ödeyemediklerinden kaynaklı bir husumet nedeniyle kavgaya tutuştukları, bu kavga sırasında sanıklar tarafından cebir ve şiddete başvurulmakla birlikte sanıkların, katılanın üzerinden ya da evinden eşya aldıklarına dair çelişkili katılan beyanlarından başka bir delilin mevcut olmadığı, aksine dosyada Türkçe bilmeyen sanıkların aşamalarda tutarlı olan savunmalarını destekler mahiyetteki bulguların olduğu, iyi derece Türkçe bilip meramını dile getirebildiği anlaşılan katılanın ise olaydan 4-5 saat sonra müracaatta bulunduğu da dikkate alınıp, kollukta ve kovuşturma aşamasındaki ifadeleri irdelendiğinde, hem olayın akışı hem de suç vasfına dair birebir çelişkilerin bulunduğu gözlemlenmiştir.

Zira, 21.02.2013 günlü ilk kolluk ifadesinde katılanın, sanıkları ilk kez 9 günlüğüne Ankara’ya abisinin evine geldiğinde gördüğünü, olay günü sanıkların, boynunda asılı çantasının içinde bulunan senetlerini, Birleşmiş Milletler ile ilgili yazıları, pasaportunu, kimliğini, 2 adet yüzük, 1 adet kalın altın zincir, büyük altın, 120 TL değerinde güneş gözlüğü HTC marka cep telefonunu zorla aldıklarını beyan etmiş, 23.02.2013 günlü kolluk ek ifadesinde ise, çalınmış olarak bildirdiği eşyasından bazılarını bulduğunu, bunlardan gözlüğünü, sanıkların evde kaldıkları odadan, ziynet eşyasını ise kendi kaldığı odanın dağıtılmış ve saçılmış çamaşır dolabının altında bulunan başka bir çantası içinde bulduğunu, bunları çalmadıklarını fakat diğer malzemelerin gasp edildiğini beyan ettiği, katılanın kovuşturma aşamasında kolluk beyanının aksine sanıklarla tanışmalarını ise özetle; abisinin İran’a döneceğini, evin boş kalmaması için tren garına gittiklerini, ordakilere İran’dan gelen var ise haber verin dediklerini, ilan (yazı) astıklarını, eve dönmek üzereyken kardeşinin telefonunun çaldığını, sanıkların aradığını ve ‘biz kapıda bekliyoruz, sizin söylediğiniz ilanı duyduk ve talibiz gelin kapıya’ dediklerini, kapıya gittiklerini, kardeşinin ne kadar ödeyeceklerini, kaç gün kalacaklarını sorduğunu, sanıkların da bir yada iki gece dediklerini ve geceliği 100 TL olarak anlaşıp olaya konu eve geldiklerini beyan ederek izah ettiği,

Kolluk birimlerince yapılan üst ve ev aramalarında, sanıkların kaldıkları evde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, sanık Mohammadreza’nın üzerinde sadece kemer ile sanıklar ve çocuklarına ait pasaportların ele geçirildiği, 21.02.2013 günlü muhafaza altına alma tutanağında, sanıkların çocuklarına ait bilgisayar ile pasaport ve UNHCR çıktılarının müştekice verilip muhafaza altına alındığının anlaşıldığı, 26.02.2013 günlü yüzleştirme tutanağında özetle; yüzleştirme yapıldığında müşteki ve sanıkların birbirlerini tanıdıklarını, 21.02.2013 günü kavga ettiklerini belirtiklerinin tutanağa bağlandığının anlaşılması karşısında;

Katılanın aşamalardan birbiriyle çelişen, tutarsız istikrarlı olmayan ve sanıklar henüz yakalanmadan değiştirdiği beyanlarına itibar edilip, aşamalarda tutarlı ve istikrarlı sanıklar anlatımları yanında, yağma suçunun unsuru olan ve zorla alındığı iddia edilen bir kısım eşyanın alınmadığının anlaşılması, yağma kastında bulunan sanıkların kendi eşyasını dahi bırakıp gitmeleri, karıştırıldığı iddia edilen ve bir başka odada bulunduğu sonradan değiştirilen katılan beyanındaki çantanın içindeki eşyanın sanıklarca alınmaması, olay sonrası hareket kabiliyeti kısıtlanmadığı anlaşılan katılanın, Dikmen Caddesi gibi işlek bir caddede, sanıkları bir taksiye binerken görüp herhangi bir şekilde vahim nitelikteki suçu gerçekleştirenlerin yakalanması yönünde bağırmaması ya da o an bir girişimde bulunmaya- rak 4-5 saat sonra karakola müracaat etmesi, sanıkların eylemde bıçak kullanıp sonrasında bıçağı evde bırakacak kadar tedbirsiz davranmaları gibi açıklamaya muhtaç ve aynı zamanda şüphe uyandıran bulguların varlığının, sanıkların aleyhine değerlendirilemeyeceği düşünülmeden ve şüpheden sanık yararlanır kaidesi de gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle sanıklar hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-Kabule göre de; İran uyruklu sanıklara ait nüfus kaydı ya da pasaportunun onaylı bir suretinin İnterpol Daire Başkanlığı aracılığı ile getirtilip bu kimlik bilgilerine göre hüküm kurulması gerekirken pasaportlarda farklılık olduğuda tutanağa yansıtılan onaysız pasaport çıktılarına dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi” isabetsizliklerinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,

Daire Üyesi A. Cengiz; “Katılanın, olay tarihinde sanıkların evden ayrılmasının hemen ardından evin yakınındaki bir çiçekçiden polise telefon açarak polise ihbar ettiği, eve gelen polisin evdeki dağınıklığı ve eşyaların durumu ile kan ve boğuşma izlerini tespit ettiği, aynı gün katılanın sevk edildiği özel 19 Mayıs Hastanesi tarafından düzenlenen raporda tespit edilen bulgulardan müştekinin dövüldüğünün, kafasına vurulduğunun, boğazının sıkıldığının, ellerinin bileklerinden sıkıca bağlandığının net olarak tespit edilebildiği, yine sanık Mohammed yakalandığında aldırılan adli raporundan da bileklerinde tespit edilen çiziklerin de müşteki beyanı ile tutarlı olduğu, müştekinin evinde bulunan bıçak, eşarp ve iplerin de müştekinin beyanının doğruluğunu teyid ettiği,

Müştekinin telefonunun alınmamış olması halinde çiçekçiden telefon etmek yerine kendi telefonunu kullanması gerektiği, henüz sanıklar yakalanmadan kendiliğinden polise müracaat ederek bir kısım eşyalarını evde bulduğunu söylemesinin de beyanlarına itibar edilmesini gerektirdiği, müştekinin hazırlık beyanları ile duruşma beyanlarının tutarlı olduğu, mevcut deliller karşısında hükmün onanması gerektiği,

Şayet müştekinin beyanlarına itibar edilmiyor ve deliller yeterli kabul edilmiyor ise beyanların doğruluğunun denetlenmesi amacıyla numarasını verdiği simkart ile bu kartta kullanılan telefonun İMEİ numarasından hareketle olay sonrasında kullanılıp kullanılmadıklarının ilgili iletişim şirketinden; zorla alındığı belirtilen pasaport ve sığınma evraklarının olaydan sonra yeniden çıkarılıp çıkarılmadığının Birleşmiş Milletler temsilciğinden ve katılanın kaldığı mülteci biriminden sorularak tespit edildikten sonra eksik inceleme nedeni ile hükmün bozulması gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Yerel mahkeme ise 06.03.2014 gün ve 63-36 sayı ile;

“… Gasp olayının genel delil değerlendirmesinde bugüne kadarki Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararlarda müşteki veya katılanın sanık tarafından alındığı iddia edilen gaspa konu malzemeye ilişkin değerlendirmede alınan mallarla ilgili beyanın esas alındığı, aksi bir değerlendirme halinde ise gasp suçunun sonucunda şüpheli veya sanık hakkında herhangi bir şekilde değerlendirme yapılamayacağı düşüncesi hasıl olacaktır. Katılan ve sanıkların birbirleri ile kolayca anlaşabildikleri, her iki sanığın soruşturma ve kovuşturma aşamasında katılanın ağabeyine ait evinde geçici olarak kira ödemesi karşılığında kaldıkları, sanıklar ile katılanın bir arada bulundukları konusunda herhangi bir tereddüt söz konusu olmadığı, sanıkların yakalanması hususu göz önüne alındığında verilmiş olan adli tıp kurumu raporu, evin içinde yapılan tespitler, buna ilişkin tutanağın değerlendirilmesinde katılanın istikrarlı bir şekilde eylemi anlattığı, bu şekliyle gasp suçunun unsurları oluştuğundan mahkememiz kararına ilişkin Yargıtay bozma ilamına direnilmesine karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 10.06.2014 gün ve 195288 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların üzerine atılı yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay iç yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekmiştir

İncelenen dosya kapsamından;

Müşteki A.. E..’ın yağma ve darba maruz kaldığı iddiasıyla 21.02.2013 günü Dikmen Polis Merkezine müracaatta bulunduğu,
Kolluk görevlilerince aynı gün saat 13.23’te Özel Ortadoğu 19 Mayıs Hastanesinde muayenesi yaptırılıp geçici raporunun alındığı, saat 16.25’de ise ifadesine başvurulduğu,

Özel Ortadoğu 19 Mayıs Hastanesince düzenlenen 21.02.2013 günlü raporda; müştekinin vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanmalar olup, hayati tehlikesinin bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,

Sanık Mohammadreza hakkında düzenlenen 26.02.2013 tarihli raporda; sol bileğinde 4-5 adet 2 cm’lik eski kesi bulunduğunun belirtildiği,

Aksaray’da yakalanan sanığın üzerinde, kendisi, eşi ve çocuğuna ait pasaport bulunduğu, sanıkların Aksaray’da kiraladıkları evde yapılan aramada her hangi bir suç unsuruna rastlanıl- madığı,

Olaydan bir gün sonra düzenlenen görgü tespit tutanağında; evin salon bölümünde kırmızı renkli yaklaşık 2 metre uzunluğunda 2 adet ince naylon ip, yatağın üzerinde beyaz eşarba benzeyen üzerinde kan izi olan bez, salonda sehpanın üzerinde siyah saplı meyve bıçağı, koridor bölümünde dağınık vaziyette iki adet bayan çizmesi bulunduğu, iki nolu odada eşyaların tamamen dağınık ve perdenin yerde olduğu, portatif elbise dolabının kırılmış olduğu, bir nolu odanın çocuk odası olarak kullanıldığı ve eşyaların tamamen dağınık olduğu bilgilerine yer verildiği,

21.02.2013 tarihli tutanakta; katılana ait açık kahve renkli pardüsenin sol kolunda 20-25 cm bıçak kesiği, şapka kısmında da kan izinin olduğu tespitinin yer aldığı,

Yargılama aşamasında katılanın beyanın alınması için Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesine yazılan talimat cevabında, katılan hakkında yapılan araştırma sonucunda katılanın Ankara’da ikamet ettiğinin belirtildiği, katılanın da duruşmada olayın geçtiği yerin ikamet adresi olduğunu beyan ettiği, telefon numarası olarak da sanık tarafından sim kartının kırıldığını iddia ettiği numarayı verdiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan 21.02.2013 günü kollukta özetle; 9 aydır Kırşehir’de mülteci olarak kaldığını, 2 hafta önce izin alarak Ankara’ya kardeşinin yanına geldiğini, kardeşinin evinde daha önceden tanımadığı Marziye isimli bayan ile Mohammadrıza isimli erkek ve ismini bilmediği 3 yaşında kız çocuğunu gördüğünü, kardeşinin bu şahısları otogardan getirdiğini ve ev kirasına yardımcı olmaları için evinde kalmalarına müsaade ettiğini, her gün için 35.00 TL vereceklerini söylediğini, 13.02.2013 günü kardeşinin İran’a para getirmeye gittiğini, 25.02.2013 günü izni bittiği için Kırşehir’e dönmesi gerektiğinden kardeşinin evdeki şahısları 24.02.2013 günü evden göndermesini ve kapıyı kilitleyerek Kırşehir’e gitmesini söylediğini, giderken de Mohammadrıza’nın pasaportunu teslim ettiğini 21.02.2013 günü sabah kalktığında Mohammadrıza’nın postayla parasının geldiğini söyleyip almak için pasaportunu istediğini, kendisinin de “seninle geleyim, doğalgaz kartına gaz yükleyeyim” diye cevap verdiğini, pasaportu sanığa verdiğini, kapının önünde bulunduğu sırada Mohammadrıza’nın eli ile ağzını kapatarak kafasına yumruk vurduğunu, elindeki siyah saplı meyve bıçağı ile vurmaya çalıştığı sırada üzerinde bulunan gri montun kolunun kesildiğini, sürükleyerek ve itekleyerek zorla odaya götürdüğünü ve yere yatırdığını, Mohammadrıza’nın üzerine yüklendiğini, vurduğunu, bu sırada Mohammadrıza’nın yanına Marziye’nin de geldiğini, elinde olan bezi zorla ağzına sıkıştırmaya çalıştığını, daha sonra odaya giderek kırmızı ip getirdiğini, her iki sanığın biirlikte ellerini ve ayaklarını bağladıklarını, bu sırada ilk gördüğü günden beri kendisini sevdiğini söylemesi üzerine Mohammadrıza’nın ellerini ve ayaklarını çözdüğünü, Mohammadrıza’nın parasının yerini sorduğunu, şortunda gizlediği 1.000 doları verdiğini, olay sırasında altına kaçırdığı için üzerini değiştirmek için odaya gittiğini, Mohammadrıza’nın odanın kapısında beklediğini, yardım istemek için odanın penceresini açtığını, bu sırada Mohammadrıza’nın içeriye girdiğini aralarında arbede yaşandığını, pencerenin perdesinin koptuğunu, Mohammadrıza’nın kendisini zorla terasın olduğu odaya götürdüğünü, sanıkların boynunda bulunan çantanın içerisinden Birleşmiş Milletler ile ilgili belgelerini, pasaportunu, kimliğini, çantasında bulunan 2 adet yüzük, bir adet kalın altın zincir, büyük altın, 120 TL değerinde güneş gözlüğü, HTC marka cep telefonunu zorla aldıklarını, Mohammadrıza’nın 543 25 000 .. numaralı sim kartını kırdığını söylediğini, Mohammadrıza ile eşinin çocukları ile beraber evden çıkıp gittiklerini, acele çıktıklarından dolayı bazı eşyalarını da almadan gittiklerini, onlar gittikten sonra dışarı çıkarak çiçekçiden polisi aradığını beyan etmiş,

23.02.2013 tarihinde kollukta verdiği ek ifadesinde; olay yeri incelemesinden sonra ilk ifadesinde alındığını belirttiği güneş gözlüğü, 2 adet yüzük, bir adet zincir ve büyük altını evde bulduğunu söylemiş,

Mahkemede ise; ilk ifadesinden farklı olarak kira ödeyerek evde kalabilecek İran uyruklu vatandaş bulmak için kardeşi Jemşit ile birlikte tren garına gittiklerini, bir ilan bıraktıklarını, eve dönmek üzereyken sanıkların telefonla aradığını, sanıklarla buluştuklarını, kardeşi ile sanıkların anlaştıklarını, kendisinin de Kırşehir’e giderek 15 günlük izin alarak tekrar Ankara’ya geldiğini ifade etmiş,

Sanık Mohammadreza aşamalarda özetle; 26 Ocak’ta İran’dan eşi ve çocuğuyla birlikte geldiğini, tren garında Jemşit ve kardeşinin yanlarına geldiklerini, evlerinde kalmalarını istediklerini, gecesi 40 TL’ye anlaştıklarını, o tarihten itibaren 21.02.2013 tarihine kadar orada kaldıklarını, olay günü kirayı ödemesi gerektiğinden eşi evdeyken döviz bozdurmak için dışarı çıktığını, evden çıktıktan sonra telefonunu unuttuğunu anlayıp geri döndüğünü, eve girdiğinde katılanın elinde bıçakla eşini ve çocuğunu tehdit ettiğini gördüğünü, eşinin hamile olması ve çocuğunun da korkması nedeniyle katılanın elini tutarak elindeki bıçağı almaya çalıştığını, aralarında arbede yaşandığını, bıçağın yere düştüğünü, katılanın başının kapıya değdiğini, kollarında katılanın tırnak izlerinin olduğunu, eşini ve çocuğunu alarak evden kaçtığını, özel eşyalarını ve çantasının içindeki 2.000 Amerikan Dolarını evde bıraktıklarını, müştekinin parasını ya da her hangi bir eşyasını almadığını, müştekiyi yaralamadığını, sadece ittiğini, müştekinin beyanını kabul etmediğini, müştekiyi bağlamış olsaydı eşyalarını bırakıp aceleyle çıkmayacaklarını, Birleşmiş Milletler ile sorun yaşamamak ve Aksaray’a gitmek zorunda olduğu için oraya gittiğini, polisler geldiğinde parasının olmadığını çünkü eşyalarının katılanın evinde kaldığını,

Sanık Marızeh ise özetle; eşinin dışarı çıkmasından sonra katılanın elinde bıçakla yanlarına geldiğini, para istediğini, bu sırada eşinin geldiğini, olayın eşinin anlattığı gibi olduğunu, olay nedeniyle çok korktuğunu, çocuğuna sarıldığını, katılanın ağzına bez sokmadığını, ellerini bağlamadığını, müştekinin parasını ya da başka eşyalarını almadığını, eşyalarının orada kaldığını savunmuşlardır.

5237 sayılı TCK’nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesi ile yağmada değer azlığı düzenlenmiştir.

Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.

Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Nitekim TCK’nun 148. maddesinin gerekçesinde de; “Hırsızlık suçunda olduğu gibi yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir” açıklaması yapılmış, gerekçede yağma suçu ile hırsızlık suçunun ortak yönleri ile aralarındaki farklara değinilmiş, böylece dolaylı olarak yağma suçunda da hırsızlık suçunda olduğu gibi faydalanma amacıya hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılanın, sanıklar tarafından 1.000 Amerikan Dolarının ve cep telefonunun gasp edildiğini pasaportu, kimliği ve Birleşmiş Milletler ile ilgili bazı belgelerinin zorla alındığını, sanık Mohammedrıza’nın telefonunda takılı sim kartı kırdığını iddia ettiği somut olayda; sanıkların tüm aşamalarda istikrarlı olarak katılanla aralarında bir arbede yaşandığını fakat katılana ait herhangi bir eşyayı almadıklarını savunmaları karşısında, katılanın iddialarının doğruluğunun denetlenebilmesi amacıyla ilgili yerlerden katılanın olay tarihinden sonra pasaport, kimlik ve Birleşmiş Milletler belgelerinin yeniden çıkarılması için bir müracaatta bulunup bulunmadığı, sanık Mohammedrıza’nın kırdığını beyan ettiği ancak kovuşturma aşamasında mahkemeye aynı numarayı vermesi nedeniyle kullanmaya devam ettiği anlaşılan sim kartının yenilenmesi için bir girişimde bulunup bulunmadığı, olaydan sonra gasp edildiği iddia olunan telefonun kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmışsa kimler tarafından ve hangi baz istasyonundan kullanıldığı araştırılıp, sanıklara ait pasaport ve kimliklerin onaylı suretleri de temin edilip dosya arasına konulduktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumları belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün öncelikle eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Genel Kurul Üyesi; “eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulmadığı” görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2014 gün ve 63-36 sayılı hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.03.2015 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları