1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Hukuk Genel Kurulu
  4. ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN HACİZ SIRASINDA İSTİHKAK İDDİASI – DAVANIN TEFRİK EDİLMESİ – DAVACININ MENFİ TESPİT İSTEMİ BULUNMADIĞI – GÖREVSİZLİK KARARI

ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN HACİZ SIRASINDA İSTİHKAK İDDİASI – DAVANIN TEFRİK EDİLMESİ – DAVACININ MENFİ TESPİT İSTEMİ BULUNMADIĞI – GÖREVSİZLİK KARARI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava dilekçesi dikkate alındığında, davacının iddiasının üçüncü kişinin istihkak iddiası olarak kabul edilmesi ve görevsizlik kararı verilmesi doğru ise de davacının menfi tespit istemi bulunmadığı dikkate alınmaksızın istemin ayrılması ve başka bir esas kayıt edilmesi doğru bulunmamıştır. Nitekim davalı da verdiği cevap dilekçesinde, davacıdan herhangi bir alacağının bulunmadığını kabul etmiştir. Bu bakımdan açılan davanın tek dava olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken iki talep olduğu kabul edilerek menfi tespit talebi yönünden tefrik kararı verilmesi yerinde görülmediğinden verilen hükmün bozulması gerekmiştir.
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2013/4-750 K: 2014/270 K.T.: 12.03.2014
DAVA: Taraflar arasındaki “menfi tespit ve istihkak iddiası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın “görevsizlik nedeniyle reddine” dair verilen 17.02.2011 gün ve 2011/149-79 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 27.06.2012 gün ve 2012/6296-11209 sayılı ilamı ile;
(… Davacı dava dilekçesinde; davalının icra alacaklısı sıfatıyla dava dışı borçlusu A.E. aleyhine başlattığı icra takibinde, borç ve borçlu ile ilgisi bulunmadığı halde 2011/1 talimat dosyası ile kendisine ait devenin haczedildiğini, haciz sırasında devenin kendisine ait olduğu beyanında bulunduğunu ancak İcra memuru tarafından İİK’nun 99. maddesindeki usulün işletilmediğini belirterek icra alacaklısına borcu bulunmadığının tespiti ile haksız haczin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı davaya verdiği cevap dilekçesinde; icra mahkemelerinin görevli olduğunu, haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Yerel mahkemece; uyuşmazlığa İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, görevli mahkemenin icra mahkemeleri olduğu belirtilerek görev nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden; davacının icra dosyasının tarafı olmadığı gibi yedinde haczedilen mal ile ilgili mülkiyet iddiasında bulunması üzerine icra memuru tarafından icra alacaklısına süre verilmediğini, İİK’nun 99. maddesindeki usulü işletilmediğini belirterek genel hükümler uyarınca eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. İcra hukuku şekli bir hukuk olup icra mahkemelerince verilen kararlar maddi hukuk açısından kesin hüküm teşkil etmezler. Öte yandan, genel hükümler uyarınca menfi tespit davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme de bulunmamaktadır. Şu halde davanın esasına girilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru değildir.
Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir …),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR: Davacı İ.A. vekili 25/02/2011 harç tarihli dava dilekçesinde; “Davalının Van’da ikamet eden A.E.’den alacaklı olduğu iddiası ile Aydın 1. İcra Müdürlüğü’nde icra takibi başlattığını, talimat yolu ile takip dosyasında borç ile hiç alakası olmayan borçlu ile herhangi bir ilişki içinde bulunmayan davacıya ait bir deve üzerine haciz konulduğunu, davacının devenin kendisine ait olduğunu beyan etmesine rağmen icra müdürlüğü İİK 99 maddesindeki prosedürü bu güne kadar işletmediği için Aydın 1. İcra Müdürlüğü’nün 2010/14172 sayılı dosyasından 10.01.2010 tarihinde haciz edilen 1 adet devenin müvekkile ait olduğu ve aynı icra dosyasından borçlu olmadığının tespiti ile haczin kaldırılmasına, icra inkar tazminatı ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya yüklenmesine” karar verilmesini istemiştir.
Davalı M.Ö. vekili 25.05.2011 tarihli havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; “ davacının borçlu olmadığının tespitini talep ettiğini, ancak davacı tarafın bir borcu bulunmadığını, davacının elinde bulunan devenin dava dışı A.E.’nin borcu sebebi ile haczedildiğini, davacı her ne kadar borçlu olmadığının tespiti ile hacze konu devenin kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini talebi ile işbu davayı açmış ise de davanın hukuki niteliği itibariyle istihkak davası olduğunu, bu davanın genel mahkemelerde değil icra hukuk mahkemesinde açılması gerektiğini” savunmuştur.
Mahkemece uyuşmazlığın niteliği kapsamında icra hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik nedeni ile davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yukarıda belirtilen gerekçe ile mahkeme kararı bozulmuştur.
Uyuşmazlık; Davacının talebi dikkate alındığında görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi, yoksa icra hukuk mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Hemen ifade edilmelidir ki, talimat yolu ile haciz konulan devenin üçüncü kişi olan davacının elinde iken haczedildiği, üçüncü kişinin haciz sırasında istihkak iddiasında bulunduğu, gerek talimat icra müdürlüğü gerekse takibin başlatıldığı icra müdürlüğünün bu iddia ile ilgili olarak İcra İflas Kanunu 99. maddesi kapsamında herhangi bir işlem yapmadığı sabittir.
Davacı 10.01.2011 tarihinde, huzurunda yapılan haciz sonrasında 25.02.2011 tarihinde asliye hukuk mahkemesinde yukarıda aynen alına dilekçe ile dava açmıştır. Yapılan yargılama sonunda açılan davanın reddine dair verilen kararın bozulması üzerine, mahkemece dava dilekçesinde menfi tespit ve istihkak olmak üzere iki tane istem bulunduğu kabul edilerek menfi tespit istemi ile istihkak iddiaları ayrılmış, menfi tespit istemi ayrı bir esas kayıt edilmiş, istihkak iddiası ile açılan davada ise direnmiştir.
Dava dilekçesi dikkate alındığında, davacının iddiasının üçüncü kişinin istihkak iddiası olarak kabul edilmesi ve görevsizlik kararı verilmesi doğru ise de davacının menfi tespit istemi bulunmadığı dikkate alınmaksızın istemin ayrılması ve başka bir esas kayıt edilmesi doğru bulunmamıştır. Nitekim davalı da verdiği cevap dilekçesinde, davacıdan herhangi bir alacağının bulunmadığını kabul etmiştir. Bu bakımdan açılan davanın tek dava olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken iki talep olduğu kabul edilerek menfi tespit talebi yönünden tefrik kararı verilmesi yerinde görülmediğinden verilen hükmün bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, görevsizlik kararı ile birlikte yargılama giderlerin hükmedilmesi de 6100 sayılı HMK 331 maddesi amir hükmüne aykırıdır. Söz konusu madde dikkate alındığında görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkemece hükmedileceği düzenleme altına alınmıştır.
Bu nedenle direnme kararının belirtilen değişik gerekçelerle bozulması gereklidir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçeden dolayı 6217 sayılı kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440/III-3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.03.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları