1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 13. Hukuk Dairesi
  4. TÜKETİCİ KREDİLERİ AÇILIRKEN TÜKETİCİNİN ÖLÜMÜ HALİNDE EŞ VE ÇOCUKLARI KORUYACAK ŞEKİLDE KREDİ BORCUNUN SİGORTALANMASI KONUSUNDA BANKA TARAFINDAN BİLGİLENDİRME YAPILMASI ZORUNLULUĞU – TÜKETİCİYİ SİGORTA KONUSUNDA BİLGİLENDİRMEYEN BANKANIN MÜTERAFİK KUSURU OLDUĞU VE ZARARIN PAYLAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ

TÜKETİCİ KREDİLERİ AÇILIRKEN TÜKETİCİNİN ÖLÜMÜ HALİNDE EŞ VE ÇOCUKLARI KORUYACAK ŞEKİLDE KREDİ BORCUNUN SİGORTALANMASI KONUSUNDA BANKA TARAFINDAN BİLGİLENDİRME YAPILMASI ZORUNLULUĞU – TÜKETİCİYİ SİGORTA KONUSUNDA BİLGİLENDİRMEYEN BANKANIN MÜTERAFİK KUSURU OLDUĞU VE ZARARIN PAYLAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Sözleşmenin imzalandığı tarihte tüketiciye kredi açarken kendi alacağını, menfaatleri doğrultusunda adi kefalet ya da maaştan ödeme taahhüdüyle teminat altına alırken, tüketicinin ölümü halinde eş ve çocuklarını koruyacak şekilde kredi borcunun sigortalanması konusunda banka tarafından bilgilendirme yapmaması hukuken korunamaz. Banka, kredi hakkında bilgilendirme yükümlülüğünün yapıldığını ispat etmek zorundadır. Davalı bankanın bilgilendirme formu adlı içeriği doldurulmamış olan belge ile bilgilendirmeyi yapmadığı açık olduğundan tüketiciyi sigorta konusunda bilgilendirmediği için bankanın az da olsa kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Kredi borcunun teminat altına alınması için sigorta poliçesi düzenlenmemesinde bankanın da müterafik kusuru üzerinde durularak, dürüstlük kurallarına göre zararın paylaştırılması gerekirken; mahkemece sigorta yapılmamasını genel bankacılık teamülleri gereği mevzuata uygun bulan yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. 
T.C.
Yargıtay
13. Hukuk Dairesi
E: 2015/31586 K: 2016/22675 K.T.: 01.12.2016
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı … AŞ vekili avukat ….ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davacı, murisinin 15.09 2010 tarihinde davalı bankadan konut kredisi kullandığını, tarafların kullanılan krediyi güvence altına almak maksadıyla sözleşmenin 15. maddesine göre hayat sigortası ve diğer ihtiyari sigortaların yapılması husunda anlaştıklarını, hatta murislerinden bu sigortaların yapılmasına yönelik ‘talimattır’ adlı belgenin alındığını, buna rağmen bankanın hayat sigortası hiç akdetmeyerek sözleşme ve yönetmelik hükümlerine aykırı davranmak suretiyle taraflarını zarara uğrattığını ileri sürerek murisin ölüm tarihi itibariyle mirasçıların borçlu olmadıklarının tespitine, emsal uygulamalar çerçevesinde kredi miktarı da dikkate alınmak suretiyle, asgari hayat sigortası miktarının tayin ve tespiti ile belirlenecek sigorta limitinden kredinin kalan taksitleri ve taraflarına istirdadına karar verilecek tutar toplamı takas-mahsup edildikten sonra, artacak hayat sigortası miktarı bakiyesinin şimdilik 500,00 TL’nin vefat tarihi olan 09.03.2013 tan itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ayrıca fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla ödedikleri 500 Tl’nin avans faizi ile birlikte tahsiline, karar verilmesini istemiş, ödediği miktar yönünden davasını ıslah ile alacak miktarını 10.000 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı, talimat adlı belgenin alınmasının ve sözleşmede ihtiyari sigortalara dair hüküm bulunmasının bankanın rutin uygulamalarından olduğunu, ilgili maddelerin sigorta yaptırma zorunluluğu yüklemediğini, davacılar murisininde bankalarından bu sigortanın yapılmasına yönelik talepte bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki 2. bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davacıların murisinin davalı bankadan konut kredisi sözleşmesine istinaden 15.09.2010 tarihinde 55 ay geri ödemeli 61.500,00 TL bedelli konut kredisi kullandığı, borcun 24. taksitini ödedikten sonra 09.03.2013 tarihinde öldüğü, bedelin faiziyle davacılar tarafından bankaya ödenmeye başlandığı uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kredi borçlusunun hayat sigortası ile sigortalanması hususunu düzenleyen kredi sözleşmesinin 15.2 maddesi ve talimat adlı belgedeki düzenleme karşısında davacıları borçtan kurtaran bir davalı kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Kredinin kullanıldığı sırada yürürlükte bulunan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasada kredinin sigorta teminatı altına alınmasıyla ilgili tarafları bağlayıcı bir düzenleme bulunmadığı için uygulamada bankalar tarafından kredi verilmesi, yapılması isteğe bağlı sigortaların yaptırılması şartına bağlanmakta, bu sigortaları yaptırmayan tüketicilere kredi kullandırılmamaktadır. Esasen kredi borcunu teminat altına alan hayat sigortasının yaptırılmasında hem tüketicinin hem de bankanın menfaati olduğu için taraflar sözleşme hükümlerine göre bu edimi yerine getirmektedirler. O yüzden kredi sözleşmelerinde bankaya getirilen sigorta yaptırma yükümlülüğüne dair hükümler haksız şart olarak değerlendirilmemiştir. Buna karşın olayda uygulama yeri olmayan 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK’ya göre artık kredi verilmesi sigorta yaptırılması şartına bağlanamayacaktır. Yeni düzenlemeye göre tüketicinin açık talebi olmaksızın kredi ile ilgili sigorta yaptırılamayacağı, zorunlu sigortalarda veya tüketicinin sigorta yaptırmak istemesi halinde ise istediği sigorta şirketi ile imzaladığı poliçenin kredi veren tarafından kabul edileceği öngörülmüştür. (6502 sk m.29 ve m.38). Fakat bilgilendirme yükümlülüğü konusunda 4077 sayılı kanunun 10. maddesinde düzenlenen tüketici kredilerinde böyle bir hüküm olmamasına karşın yeni Kanun’un 31/4. maddesiyle tüketici kredisi sözleşmelerinde özel düzenleme yer almaktadır. 4077 sayılı kanunun m.10/B maddesinde konut finansman kredilerinde olduğu gibi genel olarak tüm tüketici sözleşmelerinin kurulması öncesinde ve kurulması sırasında tüketicinin bilgilendirilmesi yükümlülüğünün düzenlendiği bütün hallerde amaç, taraflar arasındaki dengesiz durumu gidermek ve tüketicinin de bilgilendirilmiş bir şekilde sözleşme kurmasına imkân tanımaktır. Zaten Tüketicinin Korunması hakkındaki Kanunun varlık nedeni muazzam örgütlülüğe sahip banka ve sigorta gibi dev kurumlarla imzalanan sözleşmelerde birey olarak zayıf konumdaki tüketiciyi korumaktır. (4077/1. madde) Dolayısıyla banka kredi sözleşmesinde hayat sigortası talep edecekse riziko konusunda tüketiciyi aydınlatmalıdır.
Böyle bir uyuşmazlıkta sözleşme ile hangi tarafa veya taraflara hangi yükümlülüklerin getirildiği ve diğer idari düzenlemeler üzerinde önemle durulmalıdır. Kredinin verildiği tarihte yürürlükte olan “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “İhtiyari sigortalar” başlıklı 6. maddesinde “Kredi ile bağlantılı olarak yapılacak ihtiyari sigortalarda, kredi ilgilisinin menfaatinin sigorta edilmesi, sigorta sözleşmesi ile sunulan teminatların kredi konusu ve kredi kullananın ihtiyaçları ile uyumlu olması esastır. “Bilgilendirme yükümlülüğü” başlıklı 7. maddesinde “(1) Kredi ile bağlantılı olarak yapılacak sigortalar konusunda, kredi sözleşmesi yapılmadan önce, kredi kuruluşu tarafından kredi kullanana bilgi verilir. Söz konusu bilginin verilmesine dair usul ve esaslar Müsteşarlıkça tespit edilir. (2) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigorta sözleşmelerine dair bilgilendirme yazılı olarak yapılır. Kredi kullanan tarafından imzalanan bilgi formunun bir örneği kredi kuruluşu veya şirket tarafından saklanır. (3) Ancak, kişilerin fiziki olarak karşı karşıya gelmesinin söz konusu olmadığı hallerde veya işin mahiyetinin gerektirdiği durumlarda elektronik ortamda veya ilgilinin bilgi formuna erişimini mümkün kılan benzeri araçlarla bilgilendirme yapılabilir. Bu durumda, ispat yükümlülüğü kredi kuruluşuna aittir. (4) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda verilecek olan bilgi formunun şekil ve asgari içeriği Müsteşarlıkça tespit edilir. (5) Şirket, kredi kuruluşunun bu Yönetmelik kapsamındaki bilgilendirme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmesini temin etmek üzere her türlü tedbiri alır. (6) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda 28/10/2007 tarihli ve 26684 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik kapsamında düzenlenen Bilgilendirme Formları verilmez. (7) Kredi kuruluşunun aracı olmadığı poliçelerde Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik kapsamında işlem tesis edilir.” hükümleri yer almaktadır.
Bununla birlikte davalıların murisi ile davacı banka arasında imzalanan Tüketici kredisi sözleşmesinin 15.2 maddesinde “Müşteri, iş bu çerçeve sözleşmeye ekinde yer alan sözleşme/sözleşmeler tahtında bankadan kullandığı kredi-kredilerin teminatlandırılmasına dair olarak, hem krediye ait zorunlu sigortaları hem bu zorunlu sigortalar dışında iş bu çerçeve sözleşme’nin ekinde yer alan talimat (ek 3) ile açıkça belirttiği üzere hayat sigortası ve/veya başkaca ihtiyari sigortaları yaptırmak istediğini, henüz taşınmazı tapuya kaydedilmemiş olması ve/veya kendi adına tescil ve teslim edilmemiş olması halinde dahi taşınmazın tapu kaydı ve/veya kendi adına tescil ve teslimi yapıldığı anda, işbu bahsi geçen zorunluve ihtiyari sigortaları Banka’nın dair ve mürtehin olması kaydı ve masrafları kendisine ait olmak üzere yaptıracağını ve kredi borcunun ana para, tüm faiz ve fer’ileri ile birlikte tamamen kapanacağı tarihe kadar bahse konu zorunlu/ihtiyari sigortalara dair poliçeleri yenileyeceğini, süresi içerisinde yenilenmemesi halinde Banka’yı poliçelerin yenilenmesi hususunda bizzat yetkilendirdiğini ve buna dair masraf, prim ve her türlü ödemelerin Banka nezdindeki hesaplarından/kredi kartlarından re2sen Bankaca alınabileceğini talep, kabul ve beyan eder” hükmü bulunmaktadır. Sözleşmenin eki niteliğinde bulunan 15.09.2010 tarihli başlığı TALİMAT olan matbu belgede de tarafların konut ve hayat sigortası ile bunlarla sınırlı olmaksızın diğer ihtiyari sigortalarında Banka tarafından resen yaptırılmasını ve sigorta primlerinin nezdinizdeki mevcut hesaplarımdan tahsil edilmesini talep ve muvafakat ederim şeklinde benzer düzenleme yer almaktadır. Sözleşmenin ve eki niteliğindeki talimatın bu hükmü ile yukarıdaki yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde bankaya kredi borcunu sigorta altına aldırma yükümlülüğü yüklenmiş olup kural olarak banka tüketiciyi sigorta yapmaya zorlayamaz ise de bu konuda kredi sözleşmesinin kurulmasından önce bankanın tüketiciyi bilgilendirme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmelidir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte tüketiciye kredi açarken kendi alacağını, menfaatleri doğrultusunda adi kefalet ya da maaştan ödeme taahhüdüyle teminat altına alırken, tüketicinin ölümü halinde eş ve çocuklarını koruyacak şekilde kredi borcunun sigortalanması konusunda bilgilendirme yapmaması hukuken korunamaz. Banka kredi hakkında bilgilendirme yükümlülüğünün yapıldığını ispat etmek zorundadır. Olayda davalı bankanın 15.09.2010 tarihli bilgilendirme formu adlı içeriği doldurulmamış olan belge ile bilgilendirmeyi yapmadığı açıktır. Bu sebeple tüketiciyi sigorta konusunda bilgilendirmediği için bankanın az da olsa kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Dairemizin 01.07.2013 T. 01/12/20162013/8602-18042, Y…..HD. 9.4.2015 T. 01/12/20162015/1534-11329 Sayılı kararları ile…’nın 23.12.2009 gün ve 2009/13-433-2009/580, yine …. 2013/13-1592 esas sayılı dosyalarında aynı ilkeler benimsenmiştir. Hal böyle olunca kredi borcunun teminat altına alınması için sigorta poliçesi düzenlenmemesinde Bankanın da müterafik kusuru üzerinde durularak, TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına göre zararın paylaştırılması gerekirken; mahkemece sigorta yapılmamasını genel bankacılık teamülleri gereği mevzuata uygun bulan yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, HUMK’un 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları