1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 17. Hukuk Dairesi
  4. TRAFİK KAZASI – CEZA ZAMANAŞIMI – MALULİYET DURUMU – TAZMİNAT DAVASI – MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYBI TESPİTİ 

TRAFİK KAZASI – CEZA ZAMANAŞIMI – MALULİYET DURUMU – TAZMİNAT DAVASI – MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYBI TESPİTİ 

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava tarihinde yürürlükte bulunan “Çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işleri yönetmeliği” hükümlerine göre hazırlanmış, davacının maluliyetinde gelişen bir durum olup olmadığını belirten rapor alınması, gelişen durumun var olduğunun anlaşılması halinde davacının dava açarken belirttiği %27 maluliyet oranından sigorta tahkim dosyasında esas alınan %10 maluliyet oranının tenzili ile %17 maluliyet oranı üzerinden davaya devam edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacının sigorta tahkim komisyonu kararından sonra gelişen bir maluliyeti bulunup bulunmadığı hususu araştırılmadan sigorta tahkim komisyonu tarafından verilen kararın miktar itibariyle kesin olduğu ve iş bu dava yönünden kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozma nedeni yapılmıştır.
T.C.
Yargıtay
17. Hukuk Dairesi
E: 2016/4385 K: 2016/11059 K.T.: 01.12.2016
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, davalının kullanmış olduğu kamyonetin çarpması sonucunda meydana gelen trafik kazası ile yaralandığını, %50 oranında karşı tarafın kusurlu olduğunun tespit edildiğini, öncesinde davalı … şirketinden birtakım ödemeler aldığını, ancak yetersiz olduğunu, sonrasında aldığı rapora göre bacağında ve kolunda meydana gelen yaralanmalar sebebiyle %27 oranında malul olduğunun ortaya çıktığını, her ne kadar aynı işte çalışmakta ise de bedensel hareketlerinin kısıtlandığını belirterek 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile bilikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen; 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili; talebin zaman aşımına uğradığını, aracın kaza tarihi itibariyle yurt içi kargo isimli şirketçe kullanıldığını, yine, …’ın da bu şirketin çalışanı olduğunu, bu sebeple taraf sıfatının bulunmadığını beyanla öncelikle; açılan davanın husumet yönünden reddine, esas bakımından ise; yaptırılan kusur tespitine itiraz ettiklerini, takipsizlik kararının kesinleştiğini davacının talebinin haksız olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı … A.Ş vekili; davacıya kazadan önce 13.086,96 TL ve kavinde başvurduğu tahkim komisyon kararını icraya koyması sebebiyle bakiye masrafları ile birlikte 14.843,88 TL müvekil şirketçe ödendiğini, tahkim komisyomu kararının kesin hüküm teşkil ettiğini belirterek kesin hüküm sebebiyle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, açılan iş bu maddi tazminat davasının daha önce verilen tahkim kararı 40.000,00 TL’nin altında olmakla kesin olduğundan kesin hüküm sebebiyle davalı …. Sigorta ve … ve … bakımından ayrı ayrı REDDİNE, Açılan manevi tazminat davasının, 2 yıl içinde açılmadığından ve uzamış ceza zamanaşımı olmayacağından zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1-)Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK’nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 Sayılı KTK’nın 109/I. maddesinde “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine dair talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar” hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce
zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 Sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 Sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK’nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK’nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK’nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK’nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK’nın 10.06.2015gün, 2014/17-27,2015/1530 Sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 01.10.2011 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacı motorsiklet sürücüsü … ile karşı kamyonet sürücüsü … yaralanmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, KTK’nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Beş kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK’nın 109. maddisinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu dikkate alındığında dava tarihi olan 28.10.2014 tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle manevi tzminat yönünden işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-)Dosya kapsamında davacı, … gelişen durum bulunduğu iddiasıyla dava açmıştır. Bu davadan önce davacının … AŞ aleyhine 25.03.2014 tarihinde sigorta tahkim komisyonuna başvurduğu, Sigorta Tahkim Komisyonunun 13.06.2014 tarih, 2014/1873 Sayılı kararı ile talep eden …’nin kendi sunduğu rapora göre %10 malul olduğu kabul edilerek ve karşı taraf olan sigorta şirketince başvurudan önce yapılan kısmi ödeme güncellenerek tazminattan tenzil edilmesi ile yapılan hesaba göre talebin kabulüne ve bakiye 9.789,28’nin ilk ödeme tarihi olan 05.04.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketinden tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır.O halde Mahkemece, dava tarihinde yürürlükte bulunan “Çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işleri yönetmeliği” hükümlerine göre hazırlanmış, davacının maluliyetinde gelişen bir durum olup olmadığını belirten rapor alınması, gelişen durumun var olduğunun anlaşılması halinde davacının dava açarken belirttiği %27 maluliyet oranından sigorta tahkim dosyasında esas alınan %10 maluliyet oranının tenzili ile %17 maluliyet oranı üzerinden davaya devam edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacının sigorta tahkim komisyonu kararından sonra gelişen bir maluliyeti bulunup bulunmadığı hususu araştırılmadan sigorta tahkim komisyonu tarafından verilen kararın miktar itibariyle kesin olduğu ve iş bu dava yönünden kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozma nedeni yapılmıştır.
SONUÇ : Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine 01.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları