1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 11. Hukuk Dairesi
  4. TİCARİ DEFTERLERE SAHTE İMZA ATILDIĞI İDDİASI – ŞİRKETİN KÖTÜ YÖNETİMİ NEDENİYLE ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN AZLİ

TİCARİ DEFTERLERE SAHTE İMZA ATILDIĞI İDDİASI – ŞİRKETİN KÖTÜ YÖNETİMİ NEDENİYLE ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN AZLİ

Yazdırılabilir versiyonu indir

Özet: Dava, 03.12.2013 tarihinde açılmış olmasına rağmen mehkemece sadece 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ait ticari defterler incelenmek suretiyle müdürlükten azil koşullarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Ancak, 2012 ve 2013 yıllarına ait defterler incelenmediği gibi davacının imzalarının taklit edildiğine dair iddiaları da incelenmemiştir. Bu durumda, mahkemece 2012 ve 2013 yıllarına ait ticari defterler ve belgeler incelenmek ve ortaklar kurulu kararlarındaki imzaların ve ayrıca davacının hangi imzaların kendisine ail olmadığı konusunda beyanı da alınmak suretiyle bu konuda da gerektiği takdirde inceleme yapılmak suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

T.C.
Yargıtay
11. Hukuk Dairesi
E: 2015/9695 K: 2016/4941 K.T.: 02.05.2016

Taraflar arasında görülen davada Gürün Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.4.2015 tarih ve 2013/210-2015/43 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili, asıl davada, davacı ve kardeşi olan davalının …’nin %50’şer oranda hissedarları olduklarını ve münferiden temsile yetkili olduklarını, davalının, müvekkilinin ısrarlarına rağmen müvekkiline hiçbir dönemde resmi olarak hesap vermediğini; hep şirketin karda olduğunu, yatırım yapıldığını, şirket sermayesinin artırılması gerektiğini ifade ettiğini, müvekkilinin şirkete 750.000 TL civarında sermaye koyduğunu, davalının ise bu süreçte 65.000 TL sermaye koyduğunu, tesislerin yapılmasında davalının parasal bir katkısı olmadığı gibi şirket öz sermayesinden de bir katkı sağlamadığını, davalının fiilen idaresinde olan şirketin hesap kayıtları ve defterleri ile bilançolarının tamamının sahte, düzmece ve hatalı bilgi ve belgelerle dayalı olarak hileli bir şekilde düzenlendiğini, tüm bu sebeplerle davalının temsil yetkisinin kaldırılması ile şirkete kayyum tayin edilmesini talep ve dava etmiş; birleşen davada, müdürlük görevini kötüye kullanan ve şirketin içini boşaltarak müvekkilinin zarara uğramasına neden olan davalıdan, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.500,000 TL zarardan şimdilik 100,000 TL’sinin tazminini, davalının şirkete sermaye olarak koyacağı borç miktarının tespit edilmesini, davalının müdürlük görevini kötüye kullanarak yaptığı borçlandırıcı işlemlerin tespit edilmesini, şirketin kurulduğu günden bu güne kadarki faaliyet kârının tespit edilmesini, şirketin aktif ve pasifleri ile borç ve borçlanacakları menkul, gayrimenkul malvarlıklarının tespit edilmesini, davalının dolayı ortaklıktan çıkarılmasını, diğer haklarının saklı tutulmasını, şirketi kayyumun yönetmesini, davalının şirketin sahasına tedbiren yaklaştırılmamasını ve bu hususların ticaret sicil gazetesinde yayınlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirket müdürünün müdürlük yetkilerini kötüye kullandığı yönünde herhangi bir bulguya rastlanmadığı, şirketin aktiflerinin 5 kat büyümüş olduğu, yatırımlara yönelilmiş olduğu, finansmanında ağırlıklı olarak öz kaynakların kullanıldığı, kısmen borçlanıldığı, borçların miktarının aktiflerle kıyaslanması ve şirketin karlılık durumu göz önüne alındığında kısa vadede ödeme zorluğuna düşmeyeceği, davalı şirket müdürünün müdürlük yetkilerini kötüye kullandığı yönünde bulguya rastlanmadığı gerekçesiyle asıl dosya yönünden davanın reddine; birleşen dava yönünden, davacının, şirkete sermaye olarak koyacağı borç miktarının, müdürlük görevini kötüye kullanarak yaptığı borçlandırıcı işlemlerin, şirketin kurulduğu güne kadar ki faaliyet karının, mevcut durum itibariyle şirketin aktif ve pasifleri ile borç ve alacaklarının, menkul ve gayrimenkulleri varlıklarının değeri ile birlikte tespit edilmesine yönelik taleplerinin, davacının TTK m. 644 gereği böyle bir hakkı mevcutken dava açmasında hukuki yararı bulunmadığından reddine, davalının ortaklıktan çıkarılması talebi yönünden, yasada belirtilen haklı sebeplerin bulunduğunun ispat edilemeyişi ve davalı ortağın da ortaklıktan çıkmaya yönelik açtığı bir davasının bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalının şirketten çıkarılmasına dair olarak 6102 sayılı TTK’nın 621. maddesinde belirlilen genel kurul kararının bulunmamasına, davacının şirket defterlerinin incelenmesine izin verilmediğine dair iddiasına yönelik ise bu yönde hiçbir delil ibraz etmemiş olmasına ve ayrıca her ne kadar davacı, davalı şirket müdüründen şirkete verdiği dolaylı zarar sebebiyle tazminat talep etmişse de, bu tazminatı kendisinin talep edemeyecek olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-) Asıl davada davacı, limited şirket müdürü olan davalının 6102 sayılı TTK’nın 630/3. maddesi uyarınca azlini talep etmiş, delil olarak şirket defterlerine dayanmış, ayrıca alınan ve deftere işlenen çoğu ortaklar kurulu kararlarındaki imzaların kendisine ait olmadığını, bu kararların davalı tarafından alındığını ve imzaların davalı taralından atıldığını ileri sürmüş ve davalının müdürlükten azlini istemiştir. Dava, 03.12.2013 tarihinde açılmış olmasına rağmen mehkemece sadece 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ait ticari defterler incelenmek suretiyle müdürlükten azil koşullarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Ancak, 2012 ve 2013 yıllarına ait defterler incelenmediği gibi davacının imzalarının taklit edildiğine dair iddiaları da incelenmemiştir. Bu durumda, mahkemece 2012 ve 2013 yıllarına ait ticari defterler ve belgeler incelenmek ve ortaklar kurulu kararlarındaki imzaların ve ayrıca davacının hangi imzaların kendisine ail olmadığı konusunda beyanı da alınmak suretiyle bu konuda da gerektiği takdirde inceleme yapılmak suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Ayrıca davacı, birleşen davada davalıdan 100.000 TL alacak talebinde bulunmuş; sebebini de davalı müdürün şirketi kötü yönettiği ve kendisine sermaye borcu için bir miklar para gönderdiği, davalının bu parayı kendi şahsi yararına kullandığı, bu parayla kendisinin şirkete olan sermaye borcunu ödediği olgularına dayandırmıştır. Mahkemece, davacının sermaye borcu sebebiyle gönderdiğini iddia ettiği para sebebiyle istediği alacak bakımından hiçbir gerekçeye yer verilmeksizin davanın reddine karar verilmesi de, doğru olmamış kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; ( 2 ) ve ( 3 ) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 02.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları