1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Hukuk Genel Kurulu
  4. TAŞINMAZA VERİLEN ZARAR NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ – USULİ KAZANILMIŞ HAK – HUKUKSAL GÜVENCE

TAŞINMAZA VERİLEN ZARAR NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ – USULİ KAZANILMIŞ HAK – HUKUKSAL GÜVENCE

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Kazanılmış haklar, hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ki, bu kabul edilemez. Mahkemece tarafların beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına da karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır.
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2014/1230 K: 2016/327 K.T.: 16.03.2016
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ……Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.11.2012 gün ve 2012/1 E., 2012/437 K. sayılı kararın incelenmesi asıl dava davalısı … vekili ve birleşen dava davalısı …… Enj. ve Mad. İnş. İşl. T.A.Ş. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay ….Hukuk Dairesinin 25/09/2013 gün ve 2013/11811 E.-2013/15573 K. sayılı ilamı ile;
(… Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı idareler vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalılar vekillerinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Mahkemece bozma kararına uyulmuşsa da bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki;
1) Davalının taşınmazında meydana gelen zarardan davalılardan …… sorumlu olduğundan bahisle ilk karar bozulmuşsa da, tazminat, harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına dair bozma ilamına aykırı olarak hüküm kurulması,
Doğru olmadığı gibi,
2) 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen Geçici 6. maddesinin 7. fıkrası uyarınca; harcın bedel tespiti davalarında öngörüldüğü şekilde maktu olarak belirlenmesi gerektiğinden …)
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, taşınmaza verilen zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkile ait 129 parsel ile 130 parsel sayılı bahçe vasfındaki taşınmazlara, davalı TEİAŞ tarafından iş makinelerinin sokulduğunu ve taşınmazların ortasından araba yolu geçirdiğini, idarenin hukuken hakkı olmadığı halde yapmış olduğu tecavüz nedeniyle davacının taşınmazlarında zararın meydana geldiğini, bu nedenle, ….. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/18 Esas sayılı dosyası ile ….. aleyhine dava açtıklarını, ancak yargılama sırasında zararın davalı …..A.Ş. tarafından verildiğinin tespit edildiğini ve davalı ….. ‘a karşı da ikinci bir davanın açıldığını belirterek, davacıya ait taşınamazlara yapılan vaki müdahalenin önlenmesi ve taşınmazların eski haline getirilmesi ile taşınmazlara verilen 3.362.70 TL zararın, öğrenme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ….. A.Ş‘den tahsiline karar verilmesini talep etmiş, mahkemece davalı ….. A.Ş.’ye yönelik açılan dava, ….. aleyhine açılan dava ile birleştirilmiştir.
Davacı vekili 30.04.2010 tarihli celsede ise, müdahalenin önlenmesi ve taşınmazların eski hale getirilmesine ilişkin taleplerinden vazgeçtiklerini belirterek, davanın, tazminat davası olarak kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Asıl dava davalısı … vekili; davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, zarar doğuran eylemin yüklenici firma olan ……. A.Ş. tarafından gerçekleştirildiğini, davalı ……’ın sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur.
Birleşen dava davalısı …… A.Ş. vekili ise; taşınmazlarda meydana gelen zarar ile müvekkil şirketin ilgisinin bulunmadığını, sorumluluğun ……’ta olduğunu, eldeki davanın, davalı şirket yönünden reddinin gerektiğini ifade etmiştir.
Mahkemece 30.04.2010 tarihli ilk kararda; birleşen davanın davalısı…..A.Ş.’nin davalı … ile imzaladığı istisna sözleşmesi uyarınca davacının zilyetliğinde bulunan tapusuz taşınmazlar üzerinde yaptığı çalışmalar sırasında, 163 m2’lik kısımda davacının rızası bulunmaksızın yol geçirdiği ve ayrıca 400 m2’lik kısmında yüksek gerilim hattının inşaası sırasında bu kısımlarda bulunan fındık ve meyve ağaçlarına zarar verdiği, bu nedenle …… A.Ş.’nin zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle birleşen dava davalısı ….. A.Ş. aleyhine açılan davanın kabulüne, zararın, yüklenici firma olan ….. A.Ş tarafından gerçekleştirildiği, … ile ……A.Ş. arasında kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince zarardan sorumlu olmasını gerektirir bir ilişkinin bulunmadığı, …… A.Ş.’nin yüklenici firma sıfatıyla yürüttüğü işler sırasında haksız fiil teşkil eden eylemlerinden doğan zararlardan tek başına sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl dava davalısı … aleyhine açılan davanın ise reddine karar verilmiştir.
Birleşen dava davalısı ….. Enj. ve Mad. İnş. İşl.T.A.Ş. vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, meydana gelen zarardan asıl dava davalısı …nün sorumlu olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece Özel Dairenin ilk bozma ilamına uyulmuş ve 09.11.2012 tarihli ikinci kararda; davacının zilyetliğinde bulunan taşınmazlarda, davalı ….. ve davalı ….. A.Ş. arasında yapılan sözleşme uyarınca yüklenici firma ….. A.Ş.’nin, 163 m2’lik bölümünde davacının rızası bulunmaksızın yol geçirdiği ve ayrıca 400 m2’lik kısmında yüksek gerilim hattının inşası sırasında bu kısımlarda bulunan fındık ve meyve ağaçlarının zarara uğradığı, zarar veren eylemin … ile akdedilen sözleşmeye uygun olarak yüklenici firma konumundaki davalı …… A.Ş. tarafından gerçekleştirildiği, dolayısıyla zarardan, …… A.Ş.’nin sorumlu olduğu, ancak yapılması gereken işlerin …… tarafından yerine getirilmesi gerekirken, davalı idarenin görevini …….A.Ş.’ye devrettiği, bu nedenle …ın da işveren sıfatı ile 3. şahıslara verilen zarardan sorumlu olduğu, davalıların sorumluluğunun müştereken ve müteselsilen sorumluluk niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle her iki davalı aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiştir.
Asıl dava davalısı … vekili ve birleşen dava davalısı …. Enj. ve Mad. İnş. İşl.T.A.Ş. vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; mülga 818 sayılı BK ve halen yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’ya göre birden çok kişinin aynı zarara farklı hukuki sebeplerle katılmaları durumunda hepsinin ayrı ayrı veya hep beraber mükerrer tahsile yol açmamak kaydıyla sorumlu olacağı, 818 sayılı kanun döneminde bu durumun eksik teselsül olarak adlandırıldığı, ancak 6098 sayılı kanunun müteselsil sorumluluğu düzenlediği, kanundan dolayı sorumlu olan kişinin, zararı ödemesi halinde sözleşmeden ve haksız fiilden dolayı sorumlu olan kişilere rücu edebileceği gibi, sözleşmeden dolayı sorumlu olan kişinin zararı ödemesi halinde ise, haksız fiilden sorumlu olan kişiye karşı rücû hakkını kullanabileceği, bu konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/10-20 Esas 2010/58 Karar sayılı ilamının bulunduğu, daha önce aynı mahkemenin 2005/602 E. 2010/232 K. sayılı dosya ile görülen ve davalılarının, konularının ve dava içeriğinin aynı olduğu bir başka davada, davalılardan ….. aleyhine açılan davanın husumetten reddine, diğer davalı … A.Ş yönünden açılan davanın ise kabulüne dair verilen kararın, Yargıtay …. Hukuk Dairesinin 2012/22427 E. 2013/52 K. sayılı kararı ile onandığı, mahkemenin iki dosyasının, ayrı iki Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından farklı değerlendirildiği, ….adına faaliyet gösteren, onun yapması gereken iş ve işlemleri yapan ve yapmış olduğu iş sonucunda ücretini T…..’tan alan davalı ….. A.Ş.’nin, çalışmalar sırasında dava konusu taşınmazlara verdiği zarardan sorumlu olduğu, …’nün de, işveren sıfatı ile ve dava konusu yerde yapılacak çalışmalar ile ilgili taşeron firma …. A.Ş. ile imzaladığı istisna sözleşmesi uyarınca 3. şahıslara verilen zarardan sorumlu olacağı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını birleşen dava davalısı …. Enj. ve Mad. İnş. İşl. T.A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; zarardan yalnızca davalı …nün sorumlu olduğu gerekçesiyle verilen 01.12.2011 tarihli ilk bozma ilamına uyan mahkemenin, bu kez davalı taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini, BK hükümlerini ve Yargıtay … Hukuk Dairesinin 2012/22427 E. 2013/52 K. sayılı ilamını gerekçe göstererek tazminat, harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden her iki davalıyı da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutar mahiyette yeni bir karar verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Konuya açıklık getirmek için öncelikle usuli kazanılmış hak kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır:
Usuli kazanılmış hak; Yargıtayca bir kararın bozulması ve mahkemece bozma kararına uyulması halinde, bozulan kararın bozma sebeplerinin kapsamı dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usul hükmüdür. Bir konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemenin uymuş olması halinde, bu durum taraflardan birisi lehine usuli bir müktesep hak meydana getirir ki bu hakkı ne mahkeme ne de Yargıtay halele uğratabilir.
Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/2 (6100 sayılı HMK’nın 363/2) maddesi hükmüne göre; Hâkim, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine tarafları duruşmaya çağırıp dinledikten sonra bozma ilamına uyulup uyulmayacağına karar verir. Görülüyor ki hâkim kural olarak, Yargıtay’ın bozma kararına uyup uymamak konusunda tarafların düşünce ve istekleri ile bağlı olmayıp, bu yönden serbest davranmak; uyma ya da direnme kararı vermek yetkisine sahiptir.
Belirtilmelidir ki; vermiş olduğu bir hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve Yargıtayın bu bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkeme uyma kararını kaldırarak, direnme kararı veremeyeceği gibi hükmünün bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğmuş olur. Gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakta ise de, bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usuli kazanılmış hak anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz. (Aynı yönde HGK’nın 26.02.1986 gün ve 1986/1-50 E.-174 K.; 11.05.1994 gün ve 1994/8-252 E.-314 K.; 01.12.1999 gün ve 1999/18-1041 E.-1006 K.; 11.05.2005 gün ve 2005/2-315 E.-333 K.; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E.-573 K. sayılı ilamları).
Kural olarak, hakim ara kararından dönebilirse de, bozmaya uyulmasına ilişkin karar, bunun istisnalarındandır. İster aynı oturumda, ister daha sonraki oturumlarda olsun bundan dönerek eski hükmünde ısrar edemez. Hakim değişikliği olsa dahi, bozmaya uymaya ilişkin ara kararından dönülemez ve direnme kararı verilemez. Verilirse bu bir direnme kararı değil, yeni bir karar niteliğindedir (HGK’nın 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E.-632 K.).
Kazanılmış haklar, hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ki, bu kabul edilemez.
Mahkemece tarafların beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına da karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır. Zira, mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar bozma lehine olan taraf yararına usule ilişkin kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur. Mahkemece uyma yönünde verilen karardan dönülerek önceki kararda direnilmesi usulen olanaklı değildir (HGK 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E.-573 K.; 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E.-632 K.).
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; birleşen dava davalısı ….. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine verilen 01.12.2011 tarihli Yargıtay bozma kararı ve yerel mahkemenin bu karara uyması ile, birleşen dava davalısı MİTAŞ A.Ş. yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu ilke, yukarıda da belirtildiği gibi kamu düzeni ile ilgili olup Yargıtayca kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece bozmaya uyulmakla birleşen dava davalısı …… İnş. İşl. T.A.Ş. yararına gerçekleşen usule ilişkin kazanılmış hak nazara alınmaksızın hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Ne var ki; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 6487 sayılı Kanunla değiştirilen Geçici 6. maddesinin onikinci ve onüçüncü fıkraları “09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği” gerekçesiyle ve Anayasanın 2. ve 35. maddelerine aykırı bulunarak 13.03.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 tarih, 2013/95 Esas ve 2014/176 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş, böylece 04.11.1983 tarihinden sonra el atılan taşınmazlar yönünden, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davalarda, mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretinin nispi olarak uygulanması gerektiği şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Buna göre dava konusu 129 ve 130 parsel sayılı taşınmazlara el atma tarihi 1983 yılından sonra olup, el atma tarihi dikkate alındığında nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca yerel mahkeme direnme kararı, yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
S O N U Ç : Birleşen dava davalısı …..İnş. İşl. T.A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 16.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları