1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 8. Hukuk Dairesi
  4. TAPU İPTALİ VE TESCİL – TAPU KÜTÜĞÜNDE MALİKİN KİM OLDUĞUNUN ANLAŞILAMAMASI – MALİK SÜTUNUNUN BOŞ BIRAKILMASI VEYA SİLİNMESİ

TAPU İPTALİ VE TESCİL – TAPU KÜTÜĞÜNDE MALİKİN KİM OLDUĞUNUN ANLAŞILAMAMASI – MALİK SÜTUNUNUN BOŞ BIRAKILMASI VEYA SİLİNMESİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava kazanmayı sağlayan zilyetlik tapu kütüğünde maliki kim olduğu anlaşılamayan hukuki sebebine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına dair tapu iptali ve tescil davasıdır.Tapu kaydı, tedavül kayıtlar, tapulama tutanağındaki açıklamalar ve köy senedi içeriğine göre kayıt malikleri tanınan ve bilinen kişiler olup, maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonunda yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt maliklerinin bilinmeyen kişiler olduklarından hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi
E: 2014/4626 K: 2015/1853 K.T.: 29.01.2015
DAVA : Taraflar arasındaki davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR : Davacılar vekili, davaya konu 1904 parselin kayıt malikleri olan İ., G., A. ve H.’un tanınmayan ve bilinmeyen kişiler olduklarını, vekil edenin taşınmazı kendisinden önceki zilyetlerin eklemeli zilyetliğiyle birlikte davasız ve aralıksız malik sıfatıyla zilyet olarak yaklaşık 59 seneden beri kullandığını, vekil edenleri yararına TMK’nun 713/2. maddesinde belirtilen kazanma koşullarının oluştuğunu açıklayarak, davaya konu 1904 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapu kayıtların iptaliyle vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde, tapu kayıt malikleri F. oğlu İ., G., İ. oğlu A. ve İ. kızı H.’un bilinen kişiler olduklarını, tapu kayıt maliklerinin mirasçılarının tespit edilmesi gerektiğini, tespit edilmemesi halinde TMK 501 maddesi gereği son mirasçı Hazine olduğundan taşınmazın Hazine’ye intikalinin gerekeceğini, bu sebeple taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı hükümleri gereğince kazanılamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu taşınmazın tapu kaydında yer alan İ. oğlu A., İ. kızı H., F. oğlu İ. ve G.’ün yapılan araştırmalarda tanınmayan ve bilinmeyen kişiler oldukları, davacıların davalarına dayanak yaptıkları köy senedinde tapu kayıt maliklerinin bazılarının isimlerinin yer aldığı, davacı yararına kazanma koşulları oluştuğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, İstanbul ili, Silivri ilçesi, Kadıköy, Silivri yolu mevki 10 pafta, 1904 parselde kayıtlı bulunan 931,00 m2 bağ vasfında taşınmazın tapu kaydının iptaliyle davacılar G. K., A. K., R. K., C. K., M. K., N. K., E. K., A. T., Z. U., S. U., S. K., N. T. ve M. T. adına kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kazanmayı sağlayan zilyetlik, TMK’nun 713/2. fıkrasında açıklanan tapu kütüğünde maliki kim olduğu anlaşılamayan hukuki sebebine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına dair tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir.
Kanun’un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden ( kütüğünden ) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. ( Yargıtay HGK’nun 10.4.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.4.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları ). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca “tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına ( mevcut olmayan hayali kişi ) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir kişi değildir.
Somut olaya gelince; davaya konu 1904 parsel sayılı taşınmaza dair tapu kaydı ve tapulama tutanağının incelenmesinde, 1/4 payı F. oğlu İ., 1/4 payı G., ¼ payı İ. oğlu A., ¼ payı İ. kızı H. adlarına 24.8.1977 tarihinde tespit edildiği ve itiraz edilmeksizin 28.5.1980 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaza dair tapulama tutanağının edinme sütununda ise, 11.5.1935 tarih 137 sıra numaralı tapuyla F. oğlu İ. ve karısı G. ve çocukları A. ve H.’un müştereken tapulu malı olduğu, tapu tesisinden bu yana alakalılarınca bağ olarak zilyet ve tasarruf edildiği, tapu hudutlarının taşınmaza uyduğu, her ne sebeptense taşınmazın Y. K. isimli şahsın eline geçtiği fakat alakasını gösteren herhangi bir belge sunmadığı bu tapu kayıt malikleri adına tespit edildiği açıklanmıştır. Dosya arasında mevcut davacıların davasına dayanak köy senedinin incelenmesinde ise; senette sınırları ve hudutları belirtilen taşınmazın G. varisleri H., H., G., küçük R. ve S.’yle S. varisleri G., Y., A. ve H. tarafından davacıların mirasbırakanı Z. K.’a 200 lira bedel mukabilinde satıldığı görülmüştür. Mahkemenin kabulünde olduğu üzere tapu kayıt maliklerinden G.’ün köy senedinde ismi yer almaktadır.
Hal böyle olunca; tapu kaydı, tedavül kayıtlar, tapulama tutanağındaki açıklamalar ve köy senedi içeriğine göre kayıt malikleri tanınan ve bilinen kişiler olup, maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonunda yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt maliklerinin bilinmeyen kişiler olduklarından hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin, temyiz itirazları açıklanan sebeplerle yerindedir. Kabulüyle usul ve yasaya aykırı görülen yerel mahkeme hükmünün 6100 Sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanacak olan 1086 Sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’un 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 29.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları