1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Ceza Genel Kurulu
  4. TANIK BEYANLARINDAKİ ÇELİŞKİ – ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ – KESİNLİK OLMADIĞI MÜDDETÇE MAHKUMİYET HÜKMÜ KURULAMAYACAĞI

TANIK BEYANLARINDAKİ ÇELİŞKİ – ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ – KESİNLİK OLMADIĞI MÜDDETÇE MAHKUMİYET HÜKMÜ KURULAMAYACAĞI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur. Bu itibarla sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken birbiriyle çelişkili, kesin bir kanaat vermekten uzak kanıtlara dayanılarak, sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir. 
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2006/3-35 K: 2006/97 K.T.: 04.04.2006
Kasten orman yakmak suçundan sanığın, 6831 sayılı yasanın 110/4 ve TCY’nın 59. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay ağır hapis ve 24.756.631.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı Yasanın 40. maddesinin uygulanmasına, 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca para cezasının birer ay ara ile on eşit taksitte ödenmek üzere taksitlendirilmesine, 170.725.000 lira ağaçlandırma giderinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sanıktan tahsili ile katılan idareye verilmesine, nisbi harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin sanıktan tahsiline ilişkin Gaziantep 2. Ağır ceza Mahkemesince verilen 02.12.2004 gün ve 161-362 sayılı hüküm, sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 20.04.2005 gün ve 287-3212 sayı ile;
“Yargılamanın dayanağını teşkil eden 11.04.2004 tarihli olay yeri tesbit tutanağında sanığın olay yerine 1 km mesafede yakalandığının belirtilmiş olmasına, 02.07.2004 tarihli oturumda ifadelerine başvurulan ve olay yeri tesbit tutanağında imzası bulunan M.U. ve İ.E. adlı görevlilerin sanığı ve yanındaki şahısları yangın sahasına 1 km mesafede gördüklerini, tedirgin olmaları üzerine şüphelendiklerini ve karakola getirdiklerini, ifadelerine başvurduklarını, bu şahıslardan ikisinin yangını F.T. adlı sanığın çıkardığını söylediklerini bildirmiş olmalarına, olayın tanıkları A.Z.D. ve A.M. adlı kişilerin jandarmada verdikleri ifadelerinde yangını sanık F.T. adlı kişi tarafından çıkarıldığını belirtmiş olmalarına her iki tanığın yargılama aşamasında verdikleri ifadelerinde jandarmadaki ifadelerini yalanlayarak, yangını sanığın çıkarmadığını söyleyip duruşmada verdikleri ifadenin doğru olduğunu bildirmiş olmalarına göre olay yeri tesbit tutanağında imzası bulunan ve jandarmada tanıkların ve sanığın ifadesini alan jandarma görevlileri, M.U., jandarma erleri İ.E. ve K.O. ile olay tanıkları A.Z.D., A.M. ve sanığın huzurda hep birlikte yüzleştirmeleri yapılarak tanık ifadeleri arasındaki çelişki tamamıyla giderildikten sonra olay yerinin piknik alanı olup dosyadaki krokilerden yangın sahasının yol kenarı olduğu başka şahıslarında bu sahaya gelip gitmesinin muhtemel olduğu da değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumun tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi” isabetsizliğinden bozulmuştur.
Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesince 28.06.2005 gün ve 200-225 sayı ile;
Görgü tanıkları durumunda bulunan A.M. ve A.Z.D. jandarmada 11.04.2004 tarihli ifadelerinde ormandaki yangını sanığın çıkarttığını ve sanığın 15 metre koştuktan sonra tekrar orman alanını bir kez daha ateşe verdiğini ve “yakma” diyerek bağırmalarına rağmen sanığın uyarıyı dinlemediğini açıkça bildirmişlerdir.
Adı geçen görgü tanıkları duruşmada, bu ifadelerine kabul etmemişler ise de, olayın hemen akabinde alınan oluşa uygun beyanları karşısında duruşmadaki ifadeleri sanığı suçtan kurtarmaya yönelik bulunmuştur. Kaldı ki görgü tanıklarının hazırlık soruşturması sırasında arkadaşları olan sanığa suç yüklemeyi gerektiren bir sebep mevcut değildir. Kasten orman yakmak için elde edilen bu kadar elverişli delillerle müsnet suçtan sanığın mahkûmiyeti cihetine gidilmiştir.
Diğer taraftan zabıt mümzisi M.U., zabıt mümzisi K.O. ve zabıt mümzisi İ.E., daha önce dinlenmişler ve 156 jandarma telefonuna ihbar gelmesi üzerine olay yerine gittiklerini üç kişi ile karşılaştıklarını bunlardan iki kişinin yangını F.T.’nin çıkarttığını söylediklerini, buna göre tutanak düzenlediklerini beyan etmişler, böylece ormandaki yangını sanık F.T.’nin çıkarttığını teyit etmişlerdir.
Bozma ilamı ile görgü tanıkları ve zabıt mümzilerinin yüzleştirilmeleri gerektiği öngörülmüştür. Zabıt mümzilerinin görgüye dayalı bilgileri yoktur, sadece zabıt mümzileri görgü tanıklarının ifadelerini almışlar ve yangının F.T. tarafından çıkarıldığını tespit etmişlerdir. Görgü tanıklarının duruşmada ifadelerini değiştirmeleri ve verdikleri ifadeyi kabul etmemeleri gerçeği değiştirmez, diğer yandan uygulamada yüzleştirmeler bir sonuç vermemekte ve esasen herkes ifadesini tekrarlamakta, çok defa bunların hepsinin bir araya getirilmesi de mümkün olamamaktadır. Görgü tanıkları, jandarmada işi yapanın kesinlikle sanık olduğunu açıkça bildirmişlerdir.
Asgari haddi 10 sene olan bir suçtan dolayı tam bir kanaat hasıl olmadan mahkemenin mahkûmiyet hükmünü vermesi mümkün değildir, gerekçeleriyle ilk hükümde direnilerek, bu kez sanığın 6831 sayılı Yasanın 110/4, 5237 sayılı yasanın 62, 63 ve 54/2. maddeleri uyarınca, 8 yıl 4 ay hapis ve on eşit taksitte ödenmek üzere 24.755 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 170 YTL. ağaçlandırma giderinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sanıktan tahsili ile katılan idareye verilmesine, nisbi harç ve vekalet ücretinin sanıktan tahsiline karar verilmiştir.
Bu kararın da süresi içinde sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli 14.02.2006 gün ve 182098 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın kasten orman yakmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, tanıklar ve görevlilerin yüzleştirilmeleri suretiyle soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup, bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Ancak Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakereler esnasında, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca, ön sorun olarak toplanan kanıtların hüküm vermeye yeterli olduğu, tanıklar ve görevlilerin tekrar dinlenilmeleri ve yüzleştirmelerinin sonuca etkili olamayacağı oyçokluğuyla kararlaştırıldıktan sonra, bozma ilamının niteliği de nazara alınarak esas hakkında incelemeye geçilmiştir.
11.04.2004 tarihli olay yeri tespit tutanağına göre, saat 12.30 sıralarında 156 jandarmaya Burç ormanlarında iki ayrı yerde orman yangınının olduğunun bildirilmesi üzerine, olay yerine gidildiği, iki ayrı yerde yangının olduğunun görülmesi üzerine gerekli önlemler alınıp, Büyükşehir belediye ekiplerine haber verildiği, itfaiye ekipleri ile birlikte yangının söndürüldüğü, yapılan araştırmada, hiçbir neden olmadan, kuru çam yapraklarını tutuşturmak suretiyle yangının F.T. tarafından çıkarıldığının saptandığı, adı geçen şahsın olay yerinin yaklaşık 1 km. ilerisinde yakalandığı, çıkan yangında can ve mal kaybının olmadığı,
11.04.2004 tarihli değer tespit tutanağına göre ise; yangının örtü yangını olarak meydana geldiği, iki yerde 100 metrekarelik alanda 27 ağacın bulunduğu, 5-6 tanesinde gövde yangını oluştuğu, ancak büyümeyi ve gelişmeyi engelleyecek şekilde ağaçların zarar görmediği,
Jandarma görevlilerince düzenlenen 11.04.2004 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre de;
Saat 14.15 itibariyle olay yerine gelindiğinde, yangının söndürülmüş olduğu, olayın birbirine 112 metre mesafede iki ayrı bölgede meydana geldiği, birinci bölgede 9X7.80 metre genişliğinde bir alanın yandığı, 7 çam ağacının kısmen zarar gördüğü, bu yerin 112 metre güneyinde bulunan ikinci yerde ise 17X18 metre genişliğinde bir alanın yandığı, kısmen 25 ağacın zarar gördüğü, olay yerine gelen Şahinbey İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince, olayla ilgili olarak, A.M., A.Z.D. ve F.T. isimli şahısların şüpheli olarak yakalandığı,
Anlaşılmaktadır.
Kollukta susma hakkını kullanan sanık F.T., C.Savcılığında alınan beyanında; olay günü A.Z. ve A. ile dolaşıyorduk, uzak bir yerde yangının çıktığını iki erkek bir kadının yangını söndürmeye çalıştığını gördük, mesafemiz 150-200 metre kadardı, daha uzakta aileler piknik yapıyordu, yangını söndürmek için yardıma gitmedik, zaten fark ettiğimiz anda, üç kişi müdahale etmiş, az bir şey kalmıştı, olay yerinden ayrılarak hayvanat bahçesine doğru yürüyerek gittik demiş,
Tanıkların anlatımları hatırlatılarak sorulduğunda; ormanı yakmadım, arkadaşlarımın neden böyle beyanda bulunduklarını bilmiyorum. Kendilerini kurtarmak için bu şekilde beyanda bulunmuş olabilirler, jandarma, yangını gördükten yaklaşık beş dakika sonra gelmiştir. Söylediğim şahısları neden bulamadıklarını bilemiyorum, ancak suçlu olarak bizi yakaladılar, şeklinde savunma yapmış, diğer aşamalarda da benzer şekilde savunma yaparak suçlamaları red etmiştir.
Tanık A.M. olay günü kollukta alınan beyanında; F.T. ve A.Z.D. ile aynı mahallede otururuz, bugün saat 11 sıralarında parkta F.T. ile buluştuk, bir süre sonra yanımıza A.Z.D. geldi, Burç ormanlarına gitmemizi söyleyince kabul ettik, birlikte ormana gittik gezmeye başladık, izci kampı mevkiine geldiğimizde F…
…. cebindeki çakmağı çıkardı, kağıtları toplayıp ateşe verdi, ormanlık alan yanmaya başladı, F…
….. kaçtı, biz de kendisini takip ettik, ilk yaktığı yerden 15 metre sonra ormanı birkez daha ateşe verdi, yakma dediysek de bizi dinlemedi, arkadaşım A…. ile söndürmek istedik ama suç bizim üstümüze kalır diye F….’nin arkasından koşmaya başladık, 500 metre uzaklaştıktan sonra ormanın kenarına oturduk, bir süre sonra jandarma gelerek bizi yakaladı, ormanı yakan F….’tir, ancak neden yaktığını bilmiyorum demiş,
Duruşmada saptanan beyanında ise; huzurdaki sanık ve A…. ile birlikte ormandan geçtiklerinde, üç kişinin yanan ormanı söndürmeye çalıştığını gördüklerini, ileriye gidip tepede beklerken jandarma görevlilerinin gelip kendilerini götürdüğünü, şüpheli olduklarını ve kot pantolonlu olanın yaktığını söylemeleri nedeniyle korkudan ormanı F….’nin yaktığını söylediğini aslında onun yakmadığını, önceki ifadesinin doğru olmadığını söylemiştir.
Tanık A.Z.D. olay günü kollukta alınan beyanında; diğer tanık A.M.’nin anlatımını aynı cümlelerle tekrarlamıştır.
Duruşmada alınan beyanında ise; diğer tanığın duruşmadaki anlatımlarına benzer anlatımda bulunarak, jandarmanın baskısı nedeniyle hazırlıkta F….’nin yaktığını söylediğini, o ifadesinin doğru olmadığını söylemiştir.
Tutanak tanığı M.U. duruşmada saptanan beyanında; tutanağa benzer anlatımda bulunup, yangını söndürmemizi müteakip olay yerinde yaptığımız araştırmada yaklaşık 1 km mesafede üç şahıs gördük, şahıslar bizi görünce tedirgin oldular, şahısları yakalayıp, kendileri ile ayrı ayrı konuştuk, üç kişi vardı, bunlardan ikisi yangını kasten iki ayrı yerde F.T.’nin çıkarttığını söylediler, buna göre tutanak tuttuk, şeklinde beyanda bulunmuş,
Tutanak tanığı K.O. duruşmada saptanan beyanında; Karakoldaydım, yangına karışan üç kişi getirdiler, ben bir kişinin ifadesini aldım, kanuni haklarını okudum, şahıs ifade vermek istemedi, bu şahıs F.T.’ydi demiş,
Tutanak tanığı İ.E. ise duruşmada saptanan beyanında; gittiğimizde itfaiye yangını söndürmüştü, şüpheli üç kişi yakaladık, o üç kişiden ikisi arkadaşını ihbar edip, onun yaktığını söyledi, ancak şu an hatırlamıyorum, tutanak okunup sorulduğunda doğru olduğunu söylemiştir.
Mahallinde 07.07.2004 tarihinde keşif icra edilmiş olup, Orman Yüksek Mühendisi E.H. tarafından düzenlenen, rapor ve krokiye göre, yangının birbirine 10 metre aralıklarla iki ayrı yerden çıkarıldığı, nisan ayı itibariyle dikkatsizlik ve tedbirsizlik gibi nedenlerle yangın çıkma olasılığının zayıf olduğu, kasten çıkarıldığı izleniminin kuvvetlendiği, yangın alanının orman sayılan yerlerden olduğu, ağaçlarının hayatiyetini sürdürmeleri nedeniyle bu yönde bir zararın bulunmadığı ancak 170.275.000 lira ağaçlandırma giderine hükmedilmesi gerektiği bildirilmiştir.
Görüldüğü gibi, sanığın mahkûmiyetine esas teşkil eden tek kanıt, sanıkla birlikte yakalanan tanıklar A.Z.D. ve A.M.’nin, kollukta alınan beyanları ve bu beyanlara dayalı olarak düzenlenen tutanaklar ve tutanak tanıklarının tutanakların içeriğine ilişkin tanıklıklarıdır. Bu kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde, kollukta tanık sıfatıyla beyanları saptanan A… ve A…. esasen bu suçla ilgili olarak yakalanan üç şahıstan ikisi dolayısıyla, suç şüphelileridir, bu aşamada alınan beyanlarının özgür iradelerine dayandığı kuşkulu olduğu gibi, her iki tanığın da, beyanlarının aynı kelimelerle, birbirinin tekrarı olması ve bu beyanların daha sonraki aşamalarda geri alınması olguları beyanların, doğruluğu yönünde ciddi kuşkular doğurmaktadır. Diğer yönden, olaydan sonra düzenlenen tutanaklar da, olayın oluşumu ile ilgili çelişkili bilgiler taşımaktadır. Yakalanan üç şahıs olay yerinin yaklaşık bir kilometre uzağında yakalanmışlar, üzerlerinde veya giysilerinde yangınla ilgili hiçbir, iz ve emareye rastlanılmamış böyle bir saptamada yapılmamış, olayda kullanıldığı bildirilen çakmak dahi tutanaklarda yer almamış, dolayısıyla nasıl ele geçirildiği tam olarak belirlenememiştir.
Ayrıca tutanaklarda olayın oluşumu ile ilgili çelişkili bilgilerin yanında, saptanan bir diğer olgu ise olay yerinin piknik alanı olduğu gerçeğidir, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Bu itibarla sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, birbiriyle çelişkili, kesin bir kanaat vermekten uzak kanıtlara dayanılarak, sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bu nedenlerle bozulmasına, bozmanın niteliği dikkate alınarak, yerel mahkeme kararındaki diğer hukuka aykırılıkların bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi, tanıkların hazırlık anlatımları, düzenlenen tutanaklar ve bu tutanakların içeriğini doğrulayan, tutanak tanıklarının anlatımı ile sanığın suçunun sübut bulduğu gerekçeleriyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Gaziantep 2. Ağır ceza Mahkemesinin 02.12.2004 gün ve 161-362 sayılı hükmünün BOZULMASINA,
2- Dosyanın anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 04.04.2006 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları