1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 4. Hukuk Dairesi
  4. ŞİKAYET HAKKINDA SINIRIN AŞILDIĞI İDDİASIYLA MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ

ŞİKAYET HAKKINDA SINIRIN AŞILDIĞI İDDİASIYLA MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Davalının işyerinde çalışan davacı, hırsızlık yaptığı şüphesiyle hakkında haksız olarak şikayette bulunduğunu iddia ettiği davalıdan manevi tazminat talep etmiştir. Davacının söz konusu hırsızlık olayıyla ilgisinin olmadığı anlaşılmış olsa da şikayet hakkının kullanılması için makul şüphe düzeyi yeterlidir. Bu suretle, şikayeti davacıya zarar vermek için yaptığı konusunda delil bulunmayan davalı, bu hakkını kullanırken sınırı aşmamıştır; tazminat talebinin tümüyle reddi gerekir.
T.C.
Yargıtay
4. Hukuk Dairesi
E: 2014/6490 K: 2015/2631 K.T.: 05.03.2015
Davacı H…’ya velayeten A… ve İ… vekili Avukat …tarafından, davalı D… aleyhine 19/09/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 26/02/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, haksız şikâyet nedeniyle kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar, davacı küçük H….’nın, davalıya ait iş yerinden hırsızlık yaptığından bahisle, davalının adı geçen hakkında şikâyette bulunduğunu, hırsızlık suçundan hakkında soruşturma yürütüldüğünü, parmak izinin alındığını, soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirterek manevi tazminat istemişlerdir.

Davalı, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkeme, şikâyetin haksız olduğu gerekçesi ile istemin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.

Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.

Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.

Dosya kapsamından, davacı küçüğün davalıya ait iş yerinde bir süre çalıştığı ve taraflar arasında yaşanan tartışma neticesinde işten ayrıldığı, olay günü davalı iş yerine geldiğinde, tuvalet penceresinden içeri girilerek hırsızlık olayının gerçekleştiğini öğrendiği, soruşturma aşamasında ilk verdiği ifadesinde şüphelendiği kimse olmadığını bildirdiği, ilerleyen günlerde, davacı küçüğün hırsızlık olayını sürekli sormasından ve hırsızların sayısı ile ilgili yorum yapmasından şüphelendiğini belirterek ek ifade verdiği ve iş yerine giren şahsın, davacı küçük olabileceğini düşündüğü yönünde beyanda bulunduğu, davacı küçüğün davalıda şüphe uyandıran eylemlerine ilişkin soruşturma aşamasında tanıkların beyanına başvurulduğu, yapılan parmak izi incelemesi neticesinde parmak izlerinin eşleşmemesi ve atılı suçun davacı küçük tarafından işlendiğine dair soyut iddia dışında delil elde edilememesi nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davalının davacıyı zararlandırma düşüncesi ile kasten şikayetçi olduğuna dair dosyada delil bulunmamaktadır. Davalının, davacı küçük hakkında şikayetçi olmasında bir takım emareler bulunduğu ve şikayetin olağan şüphe üzerine yapıldığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenle istemin tümden reddi gerekirken, şikayetin haksız olduğundan bahisle kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05/03/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları