1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 21. Hukuk Dairesi
  4. PRİM, İDARİ PARA CEZASI VE İŞSİZLİK PRİMİ BORÇLARI NEDENİYLE GÖNDERİLEN ÖDEME ÖMRENİN İPTALİ TALEBİ – ZAMANAŞIMININ BELİRLENMESİ

PRİM, İDARİ PARA CEZASI VE İŞSİZLİK PRİMİ BORÇLARI NEDENİYLE GÖNDERİLEN ÖDEME ÖMRENİN İPTALİ TALEBİ – ZAMANAŞIMININ BELİRLENMESİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Mahkemece, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı belirlenirken, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenmesi gerektiği ilkesi gözetilmek suretiyle, öncelikle prim, idari para cezası ve işsizlik primi borçlarının muaccel olduğu tarihler itibariyle ay be ay ayrıştırılması ile prim ve gecikme zamlarının hangi aylara ait olduğu miktarlarıyla saptanmalı, yapılacak tespit uyarınca uygulanması gereken mevzuat belirlenerek, varılacak sonuca göre her aya ait prim, idari para cezası ve işsizlik primi borçları için ayrı karar verilmeli, 5 yılık zamanaşımına tabi olan dönemler bakımından zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilmeli, 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi dönemler bakımından da davanın reddine karar verilmelidir. İdari para cezalarında tahakkuk tarihinden tahsil zamanaşımının başlayacağı tarih belirlenmelidir. Mahkemece, prim, idari para cezası ve işsizlik primi borçlarının tüm dönemleri itibari ile zamanaşımına uğradığı gerekçe gösterilerek, eksik ve yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi, yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
T.C.
Yargıtay
21. Hukuk Dairesi
E: 2014/26607 K: 2015/3864 K.T.: 02.03.2015
DAVA: Davacı, kurum tarafından gönderilen ödeme emirlerinin iptaline, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
KARAR: 1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-) Dava, prim, idari para cezası ve işsizlik sigortası primi borçları ile ilgili çıkartılan ödeme emirlerinin tahsil zamanaşımı hukuksal nedenine dayalı olarak iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle ödeme emirlerinin davanın kabulüne ve ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, prim, idari para cezası ve işsizlik sigortası primi borçlarına dair 200/10543 takip sayılı (İPC) (2002/9 – 2006/1 dönemi), 2009/10544 takip sayılı (İPC) (2002/9 – 2005/7 dönemi), 2009/10545 takip sayılı (İPC) (2002/9 – 2005/1 dönemi), 2009/10546 takip sayılı (İPC) (2002/9 – 2003/12 dönemi), 2009/10549 takip sayılı (Prim) (2002/9 – 2005/11 dönemi), 2009/10550 tekip sayılı (İPC) (2003/12 dönemi), 2009/14374 takip sayılı (Prim) (2003/5 – 2005/11 dönemi), 2010/14373 takip sayılı (İSP) (2003/5 – 2005/11 dönemi) ödeme emirlerinin, davacının Dalyan Apartmanı’nın bağımsız bölüm maliki olduğu ve hissesi oranında sorumlu olacağı belirtilerek 17.03.2006 tarih ve 2006/57 Sayılı SGK Sigorta Yoklama Memurluğu Raporu’na istinaden çıkartıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, Kurum alacağına uygulanacak tahsil zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağı noktasında toplanmaktadır. Başka bir ifadeyle prim borçlarına dair olarak, zamanaşımı def’i yönünden hangi tarihte yürürlükte bulunan mevzuatın uygulanacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle mevzuatın incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Hemen belirtelim ki, zamanaşımının başlangıcının ve buna bağlı olarak, somut uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünün saptanmasında, muacceliyet anının belirlenmesi önem taşımaktadır.
Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç, ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. Borcun ifası için öngörülen vade; kanundan, işin özelliklerinden ya da dürüstlük kuralından çıkarılamıyorsa, bu durumda, 818 Sayılı BK m. 74 hükmü gereğince, borcun ‘hemen ifa ve derhal icrası talep edilebilir’ hükmü uygulama bulacaktır. 506 Sayılı Kanunun 80. maddesi, prim borcunun en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödeneceğini hükme bağlamıştır. 506 Sayılı Kanunun 80. maddesiyle, prim borcunun vadesinin belirlenmiş olması karşısında, kurum alacağının anılan tarihte muacceliyet kesbedeceği belirgindir.
Öte yandan, Kurumun prim alacaklarına dair zamanaşımı hükümlerindeki değişikliklerin ve yürürlük tarihlerinin açıklığa kavuşturulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Bilindiği üzere, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (SSK)’nun ‘Primlerin ödenmesi’ başlığını taşıyan 80. maddesinin 8.12.1993 gün ve 3917 Sayılı Kanun’la değiştirilmesinden önceki dönemde yerleşik uygulama uyarınca; prim alacağı ve gecikme zamları yönünden, anılan Kanun’da zamanaşımı süresine ve başlangıcına dair özel bir düzenleme bulunmadığından Kurum alacağının zamanaşımı yönünden genel hükümlere tabi olduğu, buna göre, zamanaşımı süresinin 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca on yıl olduğu ve zamanaşımının başlangıç tarihi aynı kanunun 128. maddesi hükmüne göre, alacağın muaccel olduğu tarih olarak kabul edilmekteydi. 506 Sayılı Kanunun 80. maddesine göre, her aya ait prim borcu ertesi ayın sonuna kadar ödenmesi gerektiğinden, zamanaşımının başlangıcı; her prim ayı bakımından o aya dair ödeme süresinin sona erdiği tarih olup, ay be ay ödenmesi gereken prim borcu ertesi ayın sonunda muaccel hale gelmektedir. Borçlar Kanunu’nun 132 vd maddeleri burada da aynen geçerlidir.
506 Sayılı Kanunun 80. maddesinde 01.12.1993 gün ve 3917 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile anılan madde; “… Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.07.1953 tarih ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.” şeklinde düzenlenmiştir. 3917 Sayılı Kanunun yürürlük tarihine kadar olan dönemde, SSK prim alacakları İcra İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilmek iken, anılan Kanun’la yapılan düzenleme ile 3917 Sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde; 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına başlanmıştır.
6183 Sayılı Kanunun ‘Tahsil zamanaşımı’ başlıklı 102. maddesi uyarınca; ‘Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.’. Anılan düzenlemeler karşısında, 8.12.1993 tarihinden itibaren Kurumun prim alacaklarının tahsilinde zamanaşımı yönünden 6183 Sayılı Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak belirlenmiştir.
Açıklanan düzenleme bu kez 30.9.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 38. maddesiyle yeniden değiştirilerek; prim alacaklarının tahsilinde, 6183 Sayılı Kanunun 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında bu maddede 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 24.06.2004 tarih ve 5198 Sayılı Kanunun 11. maddesiyle bu konuda yeniden bir düzenleme yapılarak; 506 Sayılı Kanunun 80. maddesinin 5. fıkrası; ”Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102. maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca, 5198 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 6.7.2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 Sayılı Kanunun zamanaşımı düzenleyen 102. maddesinin uygulanamayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı dönemine geri dönülmüştür.
Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı süresi bakımından, 08.12.1993 günü öncesine ve 06.07.2004 sonrasına dair prim ve diğer alacaklar yönünden Kurumun alacak hakkı, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen (10) yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımının başlangıç tarihi, anılan kanunun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ile durmasına dair 132. ve ardından gelen maddelerindeki düzenlemeler de uygulama alanı bulmaktadır. 08.12.1993 – 05.07.2004 dönemine ait prim ve diğer alacaklar yönünden ise, 6183 Sayılı kanunun ‘Tahsil zamanaşımı’ başlığını taşıyan 102. ve ardından gelen maddeleri uygulanmakta, anılan madde hükmüne göre (5) yıl olan zamanaşımı süresinin başlangıcı da, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak kabul edilmelidir.
Konu son olarak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. ve 93. maddesiyle düzenlenmiştir. 5510 Sayılı kanunun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88. maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun 51., 102. ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı bildirildikten sonra, yine 5510 Sayılı Kanunun 17.04.2008 gün ve 5754 sayılı kanunun 56. maddesiyle değişik ‘Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı’ başlıklı 93. maddesinin 2. fıkrası, “(Değişik 2. fıkra: 17.04.2008-5754/56 md.) Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tabidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı kanunun 93. maddesiyle zamanaşımı süresi ile ilgili olarak özel bir düzenleme getirilmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir. 5510 sayılı kanunun 93. maddesi muacceliyet tarihinin belirlenmesinde, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcının tesbitinde, Borçlar Kanunu’nun uygulanmasına son vermiştir. Maddenin yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden sonraki primler için zamanaşımı başlangıcı ödeme dönemini takip eden yılbaşından itibaren başlayacaktır. Genel olan bu tanımlama dışında istisnai olarak 93. maddenin 2. fıkrasının 2. cümlesinde önceki düzenlemelerden farklı olarak zamanaşımının başlangıç tarihi, özel durumlardan doğan prim ve diğer alacaklar yönünden ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; Kurumun prim ve diğer alacakları, mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise, rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise, bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı süresinin başlatılması gerekecektir.
Bu aşamada uyuşmazlığın çözümünde 5510 sayılı kanunun 93/2. maddesinde yer alan ve zamanaşımı başlangıcına dair özel düzenlemelerin; 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden öncesine dair prim borçları yönünden esas alınıp alınamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki mevzuatta, 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde ve 6183 sayılı kanunda prim ve diğer alacakların doğmasındaki farklı durumlara göre zamanaşımı başlangıcı yönünden özel bir düzenlemenin yer almadığı, 5510 sayılı kanunun 93. maddesinin 2. fıkrasıyla, 506 Sayılı Kanun’da öngörülmeyen yeni bir düzenleme getirilerek, prim ve diğer alacakların doğmasındaki özel durumlarda zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı belirlenmiş bulunmakla, genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı ve zamanaşımına dair olarak 5510 sayılı kanunda 93. maddenin geriye yürüyeceğine olanak veren bir düzenlemenin bulunmaması/bulunmadığı gözetildiğinde, zamanaşımı hükmü içeren anılan maddenin geçmişe yönelik uygulanamayacağı benimsenmelidir.
Sonuç olarak belirtilmelidir ki, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsil zamanaşımı, diğer bir ifade ile zamanaşımının süresi ve başlangıç tarihi; alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenir (Yargıtay HGK’nın 20.9.2006 gün ve 2006/21-546 E. 2006/565 K. ile 20.12.2006 gün ve 2006/21-806 E. 2006/814 K. sayılı kararları).
Açıklanan ilkeler, hizmet tespiti davası ile tespitine karar verilen hizmet sürelerine dair Kurumun prim alacaklarının tabi olduğu zamanaşımı süresinin belirlenmesinde de aynen geçerlidir. Buna göre, hizmet tespiti davası sonucunda Kurumca tahakkuk ettirilen prim borçlarının; tespitine karar verilen hizmetin geçtiği tarihte doğmuş olması, mahkeme kararının prim borcunun doğumuna değil varlığının tespitine yönelik olması, prim borcunun tespit kararına konu devrelere tahakkuk ettirilmesi ve gecikme zammının tespitine karar verilen tarihler itibariyle başlatılması ile 5510 Sayılı Kanunun 93/2. maddesinde yer alan zamanaşımı başlangıcının hizmet tespiti davasının kesinleştiği tarih olduğuna dair özel nitelikli düzenlemenin anılan kanunun yürürlük tarihinden öncesine uygulanmasının mümkün olmaması hususları da gözetildiğinde, hizmet tespiti davası ile tespitine karar verilen hizmet sürelerine dair Kurumun prim alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususu, alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenmelidir.
İşveren tarafından bildirilmemiş sürelere dair olarak açılan hizmet tespiti davası neticesinde, hizmetlerin tespitine karar verildiğinde, tespiti yapılan hizmet süresinin primlerini ödeme yükümlülüğü yönünden yukarda belirtilen kronolojik dönemlere bağlı olarak işverenden bu primleri talep hakkının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı tespit edilebilecektir. Kaldı ki, önceki mevzuata göre başlayan ve işleyen zamanaşımı süresi, hizmet tespiti davası ile kesilmediğine göre, bu davanın sonuçlanması ile, işverenin yeni mevzuatla getirilen yeni bir zamanaşımı süresine yeniden tabi tutulması hak ve nesafet kurallarına da uygun olmayacaktır.
Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, davaya konu ödeme emirlerinin 17.03.2006 tarih ve 2006/57 Sayılı SGK Sigorta Yoklama Memurluğu Raporu’na istinaden tahakkuk ettirildiği, ödeme emirlerinin tahsil zamanaşımı hukuksal nedenine dayalı olarak iptali istemine dair olarak dava açıldığı, mahkemece beş yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, mahkemece, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı belirlenirken, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenmesi gerektiği ilkesi gözetilmek suretiyle, öncelikle prim, idari para cezası ve işsizlik primi borçlarının muaccel olduğu tarihler itibariyle ay be ay ayrıştırılması ile prim ve gecikme zamlarının hangi aylara ait olduğu miktarlarıyla saptanmalı, yapılacak tespit uyarınca uygulanması gereken mevzuat belirlenerek, varılacak sonuca göre her aya ait prim, idari para cezası ve işsizlik primi borçları için ayrı karar verilmeli, 5 yılık zamanaşımına tabi olan dönemler bakımından zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilmeli, 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi dönemler bakımından da davanın reddine karar verilmelidir.
İdari para cezalarında tahakkuk tarihinden tahsil zamanaşımının başlayacağı tarih belirlenmelidir. Mahkemece, prim, idari para cezası ve işsizlik primi borçlarının tüm dönemleri itibari ile zamanaşımına uğradığı gerekçe gösterilerek, eksik ve yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 02.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları