1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 23. Ceza Dairesi
  4. MUVAZAALI BOŞANMA İLE SGK’NIN DOLANDIRILMASI – NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK – VEFAT EDEN BABASININ YETİM MAAŞINI ALMAK İÇİN EŞİNDEN BOŞANMA – DOLANDIRICILIK SUÇUNUN YASAL UNSURLARININ OLUŞMADIĞI

MUVAZAALI BOŞANMA İLE SGK’NIN DOLANDIRILMASI – NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK – VEFAT EDEN BABASININ YETİM MAAŞINI ALMAK İÇİN EŞİNDEN BOŞANMA – DOLANDIRICILIK SUÇUNUN YASAL UNSURLARININ OLUŞMADIĞI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Sanıklar resmi nikahlı evli iken, sanıklardan birinin vefat eden babasından yetim maaşını alabilmek için muvazaalı olarak boşanmış ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam etmişlerdir. Sanıkların SGK’dan maaş almak suretiyle haksız menfaat temin ederek kamu kurumunu dolandırdıkları iddia edilen olayda, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, sanıkların eylemlerinin hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu gözetilmeyerek ve sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı nazara alınarak, sanıkların beraatına karar verilmesi gerekir.
T.C.
Yargıtay
23. Ceza Dairesi
E: 2015/228 K: 2015/36 K.T.: 25.03.2015
DAVA: Dosya incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR : Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır.
5237 Sayılı TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir.
Somut olayda sanıklar resmi nikahlı evli iken, sanık H.G.’nin vefat eden babasından yetim maaşını alabilmek için 02.08.2005 tarihinde muvazaalı olarak boşandıkları, ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam ettikleri, SGK’dan maaş almak suretiyle haksız menfaat temin ederek kamu kurumunu dolandırdıkları iddia edilen olayda:
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1. maddesine göre, sözleşmeye taraf devlet, hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü altındadır. Sözleşmenin 8. maddesine göre ise herkes özel ve aile yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin 5. fıkrasına göre; Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası andlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Buna göre; iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan uluslararası sözleşmeler, yasalar üstü bir konumda olduğundan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi iç hukukumuzun bir parçası olmuştur.
Geniş manada tanımlanan aile kavramı, anne-baba ve ister meşru; isterse gayrı meşru olsun bunların çocuklarıyla olan ilişkilerini içermektedir. Aile yaşamına saygı hakkı, evlilik birliği sona ermiş olsa bile, çocukla eşler arasında birlikte yaşama ve kişisel ilişki kurma hakkını da kapsamaktadır.
Herhangi bir mahkeme tarafından mutlak butlanla malul bir karar olduğuna hükmedilmediği sürece hukuken geçerli olan boşanma kararlarından sonra eski eşlerin bir arada yaşamasını yasaklayan kanuni bir düzenleme bulunmadığından; boşanmanın hileli davranış olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesinde, “evliliğin en az bir yıl sürmesi ve eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağı; hakimin, tarafların iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçlarıyla çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması halinde de boşanmaya hükmolunacağı vurgulanmaktadır. Olaya bu açıdan bakıldığında zikredilen maddeye göre açılan boşanma davalarında yasa, boşanma gerekçesinin doğruluğunu araştırma hususunda boşanma kararını verecek hakime araştırma yetkisi vermediğinden, maaş almak amacıyla yapılan boşanmalar dahi hileli davranış olarak vasıflandırılmaz.
Üstelik 5510 sayılı kanunun 56. maddesinde bu durumu tespit edilen kimselerin gelir ve aylığının kesileceği ve ödenmiş tutarların geri alınacağı düzenlenmesine karşın bu hususta cezai düzenlemeye yer verilmemiştir.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, sanıkların eylemlerinin hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu gözetilmeyerek ve sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı nazara alınarak, sanıkların beraatına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü verilmesi,
SONUÇ: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar H.A. ve H.G.’nin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 25.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları