1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 1. Hukuk Dairesi
  4. MURİS MUVAZAASI – TAPU İPTALİ VE TESCİL – DÜŞÜK BEDELLİ TAŞINMAZ SATIŞI – MİRASTAN MAL KAÇIRMA

MURİS MUVAZAASI – TAPU İPTALİ VE TESCİL – DÜŞÜK BEDELLİ TAŞINMAZ SATIŞI – MİRASTAN MAL KAÇIRMA

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir. Her ne kadar davalılar taşınmazın mirasçıya taşınmazların davacıya verileceğini savunmuş iseler de, bunun doğru olmadığı zira taşınmazların üçüncü kişi konumundaki davalı Tahsin’e satıldığı, ancak Tahsin’in ödediğini bildirdiği bedellerin düşük olduğu, Taşınmazları dava dışı mirasçı Hikmet’in oğlunun kullandığı, mirasbırakan tarafından davacı Hasan ve Hikmet’e herhangi bir hak verilmediği saptandığına göre, mirasbırakanın denkleştirme amacıyla değil mal kaçırma amacıyla hareket ettiği sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.
T.C.
Yargıtay
1. Hukuk Dairesi
E: 2014/3407 K: 2014/5455 K.T.: 10.03.2014
DAVA : Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali-tescil ve tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir.
Davalılar Nermin ve Hüseyin, denkleştirme savunmasında bulunmuştur.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan R. T.’ün 05.11.2011 tarihinde öldüğü, geride davacı ve davalılar Nermin ve Hüseyin ile dava dışı H. T.’ü mirasçı olarak bıraktığı, dava konusu 52 parsel sayılı taşınmazı 22.12.2004 tarihinde davalı Nermin’e, 141 ve 143 parsel sayılı taşınmazları 31.05.2005 tarihinde davalı Hüseyin’e satış yoluyla temlik ettiği, 129, 138, 185 ve 210 parsel sayılı taşınmazları ise 06.04.2011 tarihinde oğlu Hikmet’e verdiği vekaletname ile davalı Tahsin Y.’ya satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( nitelikli-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237 ( 818 s. Borçlar Kanunun 213 ) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, her ne kadar davalılar 185 parsel sayılı taşınmazın mirasçı Hikmet’e 138, 129 ve 210 parsel sayılı taşınmazların davacı Hasan’a verileceğini savunmuş iseler de, bunun doğru olmadığı zira taşınmazların üçüncü kişi konumundaki davalı Tahsin’e satıldığı, ancak Tahsin’in ödediğini bildirdiği bedellerin düşük olduğu, Taşınmazları dava dışı mirasçı Hikmet’in oğlunun kullandığı, mirasbırakan tarafından davacı Hasan ve Hikmet’e herhangi bir hak verilmediği saptandığına göre, mirasbırakanın denkleştirme amacıyla değil mal kaçırma amacıyla hareket ettiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü ( 6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları