1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 1. Hukuk Dairesi
  4. MURİS MUVAZAASI – MALLARIN TAMAMININ KENDİSİNE BAKAN ÇOCUĞA TEMLİK EDİLMESİ – DAHA AZ MİKTAR TAŞINMAZIN TEMLİK EDİLMESİ İMKANI VARKEN ÇOK SAYIDA TAŞINMAZIN TEMLİK EDİLMESİNİN MUVAZAANIN KANITI OLDUĞU

MURİS MUVAZAASI – MALLARIN TAMAMININ KENDİSİNE BAKAN ÇOCUĞA TEMLİK EDİLMESİ – DAHA AZ MİKTAR TAŞINMAZIN TEMLİK EDİLMESİ İMKANI VARKEN ÇOK SAYIDA TAŞINMAZIN TEMLİK EDİLMESİNİN MUVAZAANIN KANITI OLDUĞU

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Semenin hizmet olduğu benimsendiğine, satış sebebiyle murise bir para da ödenmediğine göre, miras bırakanın alım gücü bulunmayan ve birlikte yaşadığı davalı kızına yapmış olduğu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği, davalıyı korumak ve kollamak amacıyla bu devirlerin yapıldığı kabul edilmelidir. Murisin daha az bir miktar taşınmazını kızına temlik ederek kendisine baktırma imkanı varken kıymetli çok sayıda taşınmazını temlik etmiş olması da muvazaanın diğer bir kanıtıdır. Her iki davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
T.C.
Yargıtay
1. Hukuk Dairesi
E: 2013/13466 K: 2014/287 K.T.: 15.01.2014
DAVA : Yanlar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, duruşma isteği değerden reddedilip, gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Dava ve birleşen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal – tescil isteğine olup mahkemece, bedelin mutlaka para olması gerekmeyip bir hizmet ya da emek de olabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların ortak mirasbırakanı İ. K.’nın maliki olduğu 569 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payını üzerinde bırakarak kalan 1/2 payını 13.12.2007 tarihli akitle, 709 parsel sayılı taşınmazın ise tamamını 25.12.2007 tarihli akitle ve satış suretiyle davalı kızı Emine’ne ye temlik ettiği; davacıların mirasbırakanın yapmış olduğu temliklerin kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. ( Borçlar Kanunun 213.md. ) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince, mirasbırakanın emekli maaşı ve taşınmazları olup mal satmaya ihtiyacı bulunmadığı, mirasbırakanın ekonomik durumunun iyi olması nedeniyle, hem boşandıktan sonra babasının yanında yaşamaya başlayan davalı kızına, hem de oğlu Ali’nin çocuklarına baktığı, davalının ev hanımı olup, düzenli bir gelirinin bulunmadığı, mirasbırakanın yatalak olmadığı gibi özel bakımı gerektiren bir hastalığının da mevcut olmadığı olaylara dayalı tanık ifadeleri ve dosya kapsamı ile sabittir.
Öte yandan, mirasbırakan İbrahim’in davalı kızı ile birlikte 1/2’şer paylarla üçüncü kişilerden satın alma yoluyla edindikleri Trabzon’daki 987 ada 21 parselde bulunan 3 no’lu bağımsız bölümde kendisine ait olan 1/2 payı da 9.1.2007 tarihli akitle yine davalı kızına sattığı, ayrıca 1/2 payı mirasbırakan adına kayıtlı Çamkonak köyündeki tapulu taşınmazını ise 5.2.2004 tarih, 1 sıra no’lu tapu ile davalı kızına satış suretiyle devrettiği, daha sonra aynı taşınmazı 1.8.2006 tarihli vasiyetname ile davalı kızına bu kez vasiyet ettiği görülmektedir.
Gerçekten de, gerek uygulamada ve gerekse öğretide, satıştaki semenin mutlaka para olması gerekmeyeceği ilkesi, özel bakım gerektiren ve ancak istisnai nitelikteki durumlarda kabul edilebileceği benimsenmiştir. Yoksa, çocukların anne ve babalarına bakmaları ve ilgilenmeleri ahlaki bir görev olarak kabul edilmelidir. Bir başka ifadeyle, ancak normalin üzerinde özel ve külfet arzeden hizmetlerin semen olarak kabulü gerekir.
Oysa somut olayda, böyle bir olgunun varlığı ispat edilmiş değildir. O halde mahkemece, semenin hizmet olduğu benimsendiğine, yukarıda değinilen ilkeler de gözetildiğinde satış sebebiyle murise bir para da ödenmediğine göre, mirasbırakanın alım gücü bulunmayan ve birlikte yaşadığı davalı kızına yapmış olduğu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği, davalıyı korumak ve kollamak amacıyla bu devirlerin yapıldığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, murisin daha az bir miktar taşınmazını kızına temlik ederek kendisine baktırma imkanı varken kıymetli çok sayıda taşınmazını temlik etmiş olması da muvazaanın diğer bir kanıtıdır.
Hal böyle olunca, her iki davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ : Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle ( 6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları