1. Anasayfa
  2. Danıştay
  3. 12. Daire
  4. MEMNU HAKLARIN İADESİ KARARI ALINSA DAHİ BAZI SUÇLARI İŞLEYENLERİN MEMUR OLAMAYACAĞI

MEMNU HAKLARIN İADESİ KARARI ALINSA DAHİ BAZI SUÇLARI İŞLEYENLERİN MEMUR OLAMAYACAĞI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Hırsızlık suçundan 5 ay hapis cezası bulunan davacının, bu cezasının kesinleşerek tamamen infaz edildiği tarihten itibaren bu ceza nedeniyle mahrum kaldığı hak yoksunluklarının 5237 sayılı kanunun 53/2 maddesi uyarınca tekrardan kazanacağı kabul edilse de memuriyete alınmada genel koşulların öngörüldüğü 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yer alan Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, anılan maddede sayılan suçlardan herhangi birinden mahkum olmamak gerektiği hükmü dikkate alındığında, davacının memuriyete alınmasına yönelik hak yoksunluğunun devam ettiğinin açık olduğu, memnu hakların iadesi kararı alınmasının da anılan maddede yer alan “Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile” ifadesi nedeniyle davacı lehine bir hak vermeyeceği ve davacının hukuki durumunda memuriyete atanmasına yönelik olumlu bir değişiklik yaratmayacağı hususları göz önüne alındığında; memuriyete engel mahkumiyetinin bulunduğundan bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca davacının hak yoksunluğunun devam etmesi nedeniyle memuriyete atanmasının mümkün bulunmadığı, memnu hakların iadesi kararı bulunmasının da bu durumu davacı lehine değiştirmediği, bu aşamada idarenin bir takdir yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından kararın onanması gerekmiştir.
T.C.
Danıştay 12. Dairesi
E: 2014/3161 K: 2015/3529 K.T.: 28.05.2015
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: 657 sayılı kanunun “Devlet memurluğuna alınma şartlarının düzenlendiği” 48. maddesinin “Genel Şartlar” başlıklı ( A ) fıkrasının 5. bendinin önceki hali, “taksirli suçlar ve aşağıda sayılan suçlar dışında tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere, ağır hapis veyahut 6 aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak” iken, 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun ile değişik yeni hali “TCK’nın 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamak” şeklinde değiştirilmiştir.
Öte yandan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Güvenlik Tedbirleri, Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma” başlıklı 53. maddesinde “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkümiyetin kanuni sonucu olarak; sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten … yoksun bırakılır. (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahküm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.” hükmüne, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” başlıklı 06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun ile eklenen 13/A maddesinde, “(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkümiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahküm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatım iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir….” hükümlerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat ile 765 sayılı (eski) TCK’nın ve 1412 sayılı (Eski) CMUK’un birlikte değerlendirilmesinden, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde 2008 değişikliğinden önce de kasıtlı bir suçtan dolayı ağır hapis veya altı ay yada daha fazla hapis cezası ile affa uğranılsa dahi maddede sayılan suçlardan mahkum olunması halinde memuriyete alınmanın mümkün olmadığı öngörülmüş iken, 2008 değişikliğinden sonra ağır hapis-hapis ayrımı kaldırılsa, hapis cezası süresi 1 yıl ve üstüne çıkarılsa, maddede sayılan suçlarda değişiklik yapılsa da suç neviileri ve hapis süreleri yönünden yine aşağı yukarı benzer bir düzenlemeye yer verilmiş, ancak asıl köklü değişiklik “Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile;” ifadesi getirilerek yapılmıştır.
Memnu hakların iadesi müessesesi, 765 sayılı (eski) TCK’nın 121- 124 maddeleri ile 1412 sayılı (Eski) CMUK’un 416-420. maddeleri arasında yer almış iken, anılan Kanunları yürürlükten kaldırarak yerine 01/06/2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren (Yeni) 5237 saydı TCK ve (Yeni) 5271 sayılı CMK’da yer verilmemiştir. Bunun sebebi, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesidir. Anılan maddeye göre, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan dolayı verilecek hapis cezası mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak; bir kamu görevinin üstlentilmesi, seçme ve seçilme hakkı, velayet- vesayet hakkı gibi bir takım hak yoksunluklarının doğrudan oluşacağı, ancak, hapis cezasının infazının tamamlanmasıyla birlikte yoksun kalınan hak yoksunluklarının da kendiliğinden kişiye avdet edeceği düzenlemesi öngörülmüştür. Dolayısıyla, TCK anlamında ayrıca yeni bir işleme gerek kalmaksızın cezanın infazının tamamlanmasıyla kişilerin yoksun kalacağı haklara kavuşacağı açıktır.
Ancak, 657 sayılı Kanun, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, Anayasa’mn 76/2. maddesi gibi bazı özel Kanunlardaki hak yoksunluklarına ilişkin düzenlemeler nedeniyle memnu hakların iadesi müessesesine yeniden ihtiyaç duyulmuş ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na eklenen 13/A maddesiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi başlığı altında yeniden getirilmiştir. Anılan maddede, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkümiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, mahküm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatım iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması koşuluyla kişilerin hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgahının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemeye yapacakları başvuru üzerine yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının verileceği belirtilmiştir. Bu maddede bahsedilen “5237 sayılı Kanun dışındaki kanunlar” ifadesinden, 5237 sayılı TCK’nın “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” hükmü uyarınca çeşitli suç ve hürriyeti bağlayıcı cezalar ile hak yoksunluklarının düzenlendiği 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, Kaçakçılık Kanunları gibi özel ceza kanunları değil, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Seçim Kanunu gibi hak yoksunluklarına yer verilen kanunların anlaşılması gerektiği açıktır. Bu kapsamda, memnu hakların iadesi kararı, gerek Türk Ceza Kanunu’ndan, gerekse özel bir kanundan kaynaklansın kamu hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme ve seçilme hakkından yoksun kılınma gibi temel hak ve özgürlükler alanındaki ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldıran ve kişiye kullanılması men edilen hakları kullanma yetkisi sağlayan kararlardır.
Nitekim, Yüksek Seçim Kurulu’nun 23/02/2015 tarih ve 1240 sayılı “Memnu hakların iadesi” konulu genelgesi aynı yöndedir.
Uyuşmazlıkta, 5352 sayılı kanunun 13/A maddesiyle yeniden getirilen yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesi ile 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yer alan düzenlemenin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bir kişinin işlediği suçtan dolayı verilen ceza mahkumiyetinin infazının tamamlanmasıyla birlikte yoksun kaldığı hak yoksunluklarının kendiliğinden kişiye avdet edeceği açık ise de, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesine 2008 değişikliğiyle getirilen “TCK’daki süreler geçirilmiş olsa bile” ifadesiyle bu kişinin memuriyete süresiz giremeyeceği anlaşılmaktadır.
Ancak, bir kişinin işlediği suçtan dolayı verilen ceza nedeniyle tabi olacağı hak yoksunluğunun süresiz ve sınırsız olmaması gerekir. Cezalandırmada güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırmak olmalıdır. Topluma kazandırmamn bir şekli de ıslah olmuş kişinin tabi olduğu hak yoksunluklarının belli koşullar altında iade edilmesidir. Bunun sağlanması ise ancak memnu hakların iadesi müessesesiyle mümkündür. 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesine göre, bu hak her hükümlüye değil, infazın tamamlanmasından 3 yıl geçmesi, bu süre içinde yeni suç işlememiş olması ve iyi halli olması koşullarının yine bir Mahkemece değerlendirilerek karara bağlanmasıyla gerçekleştirilebilecektir.
657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yapılan “TCK’daki süreler geçirilmiş olsa bile” değişikliğinin, 5352 sayılı Kanuna 2006 yılında 13/A maddesinin eklenmesiyle getirilen yasaklanmış hakların geri verilmesi düzenlemesinden sonra 2008 yılında yapıldığı göz önüne alındığında, yasa koyucu, şayet 5352 sayılı Kanunda mevcut olan yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesinin uygulanmaması gerektiği düşüncesinde olsaydı, 48/A-5 maddesinde yapılan 2008 değişikliğini “TCK’daki süreler geçirilmiş olsa ve memnu hakların iadesi kararı verilmiş olsa bile” şeklinde yapması beklenirdi.
Tüm bu açıklamalar ışığında, mevcut mevzuat düzenlemelerine göre hukukumuzda memnu hakların iadesi kurumunun yürürlükte olduğu, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yer alan düzenleme uyarınca süresiz olan hak yoksunluğunun memnu hakların iadesi kararının varlığı halinde ortadan kalkacağı, ancak memnu hakların iadesi kararının ilgili kişiye bu karar uyarınca doğrudan memuriyete alınma hakkı vermeyip memuriyete başvurma hakkı sağlayacağı, idarenin bu noktada kadro ve ihtiyaç nedeniyle takdir yetkisinin bulunacağı, ancak dava konusu olayda olduğu gibi önceden yerleştirmesini yapmakla kadro ve ihtiyacın bulunduğu hususunun sabit olduğu durumlarda takdir yetkisinden söz edilemeyeceği hususları göz önüne alındığında, davacının sözü edilen mahkumiyetine bağlı olan hak yoksunluğu nedeniyle 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesi uyarınca memuriyete girmesi mümkün değil ise de, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihten önce aldığı memnu hakların iadesi kararı ile memuriyete girmeye engel teşkil eden hak yoksunluğunun ortadan kalktığı anlaşıldığından, atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle, davacının temyiz istemi kabul edilerek Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Dava, Özürlü Memur Seçme Sınavı (ÖMSS) sonucuna göre Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğüne hizmetli olarak yerleştirilen davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesi kapsamında memuriyete engel mahkumiyetinin bulunduğundan bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin 16/05/2013 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmışür.
İdare Mahkemesince, davacının, ÖMSS sonucuna göre Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü emrine hizmetli olarak yerleştirildiği, ancak Üsküdar 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/06/1997 tarihli, E: 1997/326, K:1997/544 sayılı kararıyla hırsızlık suçunu işlediği gerekçesiyle 5 ay hapis ceza ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu hükmün 11/06/1997 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle, 2013 ÖMSS/Kura ile Özürlü Memur Yerleştirme Tercih Kılavuzu ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5. maddesinde yer alan şartı taşımadığından bahisle atamasının sınav komisyonunca iptal edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı, öte yandan, davacının başvurusu üzerine İstanbul Anadolu Yakası 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/04/2013 ek karar tarihli, E:1997/326, K:1997/544 sayılı Ek Karar ile 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesi uyarınca memnu haklarının iadesine karar verildiği, olayda, söz konusu mahkumiyete ilişkin olarak memnu hakların iadesine ilişkin karar nedeniyle davacının kamu haklarını kullanmaktan yasaklı olmadığının kabulü gerektiği, dolayısıyla davacının 657 sayılı Kanun’un 48/A-5. maddesi uyarınca atamasının yapılmasında mevzuat yönüyle bir engel bulunmadığı, bununla birlikte, bir kamu görevine açıktan ya da yeniden atama yapma konusunda idarelerin takdir yetkisinin bulunduğu, idarelerin bu konuda yargı kararıyla zorlanamayacağı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, Mahkeme kararının hukuk ve usule aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenip bozulması istenilmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Güvenlik Tedbirleri, Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma” başlıklı 53. maddesinde “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkümiyetin kanuni sonucu olarak; sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üsdenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmederde istihdam edilmekten … yoksun bırakılır. (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahküm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.” hükmüne, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, Devlet memurluğuna alınma şartlarının düzenlendiği “Genel ve Özel Şartlar” başlıklı 48.maddenin “Genel Şartlar” başlıklı (A ) fıkrasının 5. bendinde, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli itias, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmanın Devlet memurluğuna engel teşkil ettiği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan ötürü belli hakları kullanmaktan yasaklı olacağı, bu yasaklar arasında bir kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılmanın da bulunduğu, ancak Türk Ceza Kanunu’na göre bu yasakların, ancak mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürebileceği belirtilmiş olmakla birlikte, Türk Ceza Kanununa göre bu konuda daha özel bir kanun konumunda bulunan 657 sayılı Kanunun 48/A-5. maddesindeki açık düzenleme dikkate alındığında; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde sayılan hak yoksunluklarından birisi olan kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma hak yoksunluğunun, eğer mahkum olunan mahkumiyet bir yıl veya daha fazla süreliyse ya da affa uğramış olsa bile bu maddede sayılan suçların birinden kaynaklanmaktaysa, mahkum olunan kişinin cezası infaz edildikten sonra da devam edeceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Buna göre, memnu hakların iadesi kararı dahi bulunsa, 5237 sayılı Kanun’un 53/2. ve 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddelerinde yer alan hukuki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına alan ya da affa uğramış olsa bile bu maddede sayılan suçlardan mahkum olanların artık hiç bir şekilde memuriyete atanması mümkün değildir.
Olayda, hırsızlık suçundan 5 ay hapis cezası bulunan davacının, bu cezasının kesinleşerek tamamen infaz edildiği tarihten itibaren bu ceza nedeniyle mahrum kaldığı hak yoksunluklarım 5237 sayıh Kanunun 53/2. maddesi uyarınca tekrardan kazanacağı kabul edilse de, memuriyete alınmada genel koşulların öngörüldüğü 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yer alan Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, anılan maddede sayılan suçlardan herhangi birinden mahkum olmamak gerektiği hükmü dikkate alındığında, davacının memuriyete alınmasına yönelik hak yoksunluğunun devam ettiğinin açık olduğu, memnu hakların iadesi kararı alınmasının da, anılan maddede yer alan “Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile” ifadesi nedeniyle davacı lehine bir hak vermeyeceği ve davacının hukuki durumunda memuriyete atanmasına yönelik olumlu bir değişiklik yaratmayacağı hususları göz önüne alındığında; memuriyete engel mahkumiyetinin bulunduğundan bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, her ne kadar İdare Mahkemesince, söz konusu mahkumiyete ilişkin olarak memnu hakların iadesine ilişkin karar nedeniyle davacının kamu haklarını kullanmaktan yasaklı olmadığının kabulü gerektiği, dolayısıyla davacının 657 sayılı Kanun’un 48/A-5. maddesi uyarınca atamasının yapılmasında mevzuat yönüyle bir engel bulunmadığı, bununla birlikte, bir kamu görevine açıktan ya da yeniden atama yapma konusunda idarelerin takdir yetkisinin bulunduğu, idarelerin bu konuda yargı kararıyla zorlanamayacağı anlaşıldığından konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca davacının hak yoksunluğunun devam etmesi nedeniyle memuriyete atanmasının mümkün bulunmadığı, memnu hakların iadesi kararı bulunmasının da bu durumu davacı lehine değiştirmediği, bu aşamada idarenin bir takdir yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından, gerekçesinde hukuki isabet bulunmamakta ise de karar sonucu itibarıyla yerindedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 28/05/2015 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
AZLIK OYU:
Uyuşmazlıkta, memnu hakların iadesinin Türk Ceza Kanunu’na göre verilmiş bir ceza mahkumiyetine bağlı ehliyetsizlikleri ortadan kaldırır nitelikte olduğu, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesi uyarınca hırsızlık suçundan 5 ay hapis cezasına mahkum edilmiş olmamn Devlet memurluğuna engel bir hal ise de, yasal hakların geri verilmesi durumunda mahkumiyet ortadan kalkmamakla birlikte mahkumiyetten doğan veya mahkumiyetle birlikte hükmedilen ehliyetsizliklerin ileriye dönük olarak son bulduğu, idarelerin daha önce Devlet memurluğu görevinde bulunanlar hakkında, açıktan atamalarda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu, bu takdir yetkisinin içeriğini, idarenin anılan kadroda açıktan atanma isteminde bulunan ilgilinin hizmetine ihtiyaç duyduğunu gösterecek açık ve kesin bir durumun bulunup bulunmadığı, söz konusu kadronun uygun durumda olup olmadığı ve en son olarak açıktan atanma isteminde bulunan kişinin yeniden kamu görevini yerine getirmesinin uygun olup olmadığına karar verme hususlarının oluşturduğu açık ise de, davalı idarece davacının hizmetli olarak yerleştirilmesinin yapıldığı sabit olduğundan kadro ve hizmetine ihtiyaç duyulmadığından de bahsedilemeyeceği anlaşıldığından, davacının atamasının1- 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 48/A-5. maddesindeki şartların taşınmadığından bahisle yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacımn temyiz istemi kabul edilerek Mahkeme kararının bozulması gerektiği oyu ile çoğunluk kararma katılmıyorum.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları