1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 21. Hukuk Dairesi
  4. MANEVİ TAZMİNAT – İŞ GÖRMEZLİK ORANI – AĞIR BEDENSEL ZARAR – YAKINLARIN MANEVİ TAZMİNAT TALEBİNDE BULUNABİLMESİ ŞARTLARI

MANEVİ TAZMİNAT – İŞ GÖRMEZLİK ORANI – AĞIR BEDENSEL ZARAR – YAKINLARIN MANEVİ TAZMİNAT TALEBİNDE BULUNABİLMESİ ŞARTLARI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Davacı sigortalı Yasemin’in diğer davacıların çocuğu olduğu ve buna göre de gerek içtihatların gerekse yasanın öngördüğü “yakın” kavramın içinde değerlendirilmeleri gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Fakat davacı kazalının %15,20 olan sürekli iş göremezlik oranına ve yaralanmasının niteliğine göre “ağır bedensel zarar” koşulu bakımından aynı şeyi söyleme ve giderek davacı anne ve babanın manevi tazminat talep edebilme hakkından bahsetme imkanı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacı anne Hatice ile davacı baba Şemsettin’in manevi tazminat istemlerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
 
T.C.
Yargıtay
21. Hukuk Dairesi
E: 2015/17748 K: 2015/20849 K.T.: 23.11.2015
“İçtihat Metni”
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir 5. İş Mahkemesi
TARİHİ : 06/07/2015
NUMARASI : 2014/30-2015/362
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere göre davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Dava, 09.04.2009 tarihli trafik-iş kazasında yaralanarak %15,20 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kalan sigortalı ile onun anne ve babasının manevi zararının giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece; davacı ..’a takdiren 10.000,00-TL, davacı H.. Y..’a takdiren 2.000,00-TL ve davacı ..’a takdiren 2.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 09.04.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine tahsiline karar verilmiştir.
Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanununun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Hal böyle olunca doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan yalnızca maddi sağlık bütünlüğü ihlal edilen kişi midir? Zarar kavramına (B.K. 46 ve 47) ruhsal bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil, ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse, bir kişinin cismani zarara uğraması sonucunda, onun (ana, baba, karı, koca ve çocuklar gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır şekilde bozulmuşsa, onların da manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Nitekim, kaza sonucu ağır yaralanan ve 2 kez ameliyata rağmen iyileşmeyen çocuklarının durumu sebebiyle ruhsal bütünlüğü bozulan anne ve babanın (H.G.K. 26.4.1995 gün ve 1995/11-122, 1995/430) ve haksız eylem sonucu ağır yaralanan ve iktidarsız kalan kocanın karısının manevi tazminat isteyebileceklerine (H.G.K. 23.9.1987 gün ve 1987/9-183 1987/655) ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları aynı esaslara dayanmaktadır. Yine dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.maddesi ile bu konu yeniden düzenlenmiş olunup özetle “ağır bedensel zarar yada ölüm halinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesine karar verilebilineceği”hükmü getirilmiştir. Bu yeni düzenlenme ile 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlük zamanında içtihatlarla düzenlenen husus yasa koyucu tarafından açıklığa kavuşturulmuş ve yaralanan sigortalının yakınlarının manevi tazminat davası bakımından hak sahipliği durumu ön şartı olarak “ağır bedensel”zarar koşulunu getirmiştir.
…/…
Buraya kadar yapılan izahatlar kapsamında gerek haksız fiil zamanında yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar kanununda gerekse bu kanun zamanında gelişen içtihatlar ışığında düzenlenen ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda iş kazası nedeniyle ağır bedensel zarara uğrayan sigortalının yakınlarının manevi tazminat talep etme haklarının bulunduğu açıktır. Burada dikkat edilmesi gereken öncelikli hususlar “yakınlık” kavramından ne anlaşılması gerektiği ile yaralanmanın “ağır bedensel zarara” neden olup olmadığıdır.
Somut olayda davacı sigortalı Yasemin’in diğer davacıların çocuğu olduğu ve buna göre de gerek içtihatların gerekse yasanın öngördüğü “yakın” kavramın içinde değerlendirilmeleri gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Fakat davacı kazalının %15,20 olan sürekli iş göremezlik oranına ve yaralanmasının niteliğine göre “ağır bedensel zarar” koşulu bakımından aynı şeyi söyleme ve giderek davacı anne ve babanın manevi tazminat talep edebilme hakkından bahsetme imkanı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacı anne Hatice ile davacı baba Şemsettin’in manevi tazminat istemlerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
O halde, davalı şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 23.11.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Temyiz bir taraf usul işlemidir. Her usul işleminde olduğu gibi temyiz usul işleminin yapılabilmesi ve yüksek mahkemenin ilk derece mahkemesinin kararını temyiz yoluyla inceleyebilmesi için öncelikle bazı koşulların tamamlanmış olması gerekir. İlk derece mahkemesinin bir nihai karar vermiş olması, onun her türlü kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği anlamına gelmemektedir. Bu bağlamda öncelikle aranacak ilk koşul temyiz edilebilen bir kararın bulunmasıdır. Belirtmek gerekir bir hükmün temyiz edilip edilemeyeceği, HUMK m. 427 çerçevesinde belirlenecektir. Anılan hüküm “miktar veya değeri ikibinseksen TL’nı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir” şeklindedir. Söz konusu miktar 2015 yılı içindir. Belirtilen sınırlama açısından HMK m. 341, HUMK m. 427 den farklı olarak “…malvarlığı davalarına…” şeklinde daha genel bir ifade kullanmıştır. Keza HMK m. 362/1-a da ise, …yirmibeşbin TL’yi geçmeyen davalara ilişkin kararların temyize götürülemeyeceği ifade edilmiştir.
Davacı bir iş kazası geçirmiş ve bu kaza neticesi %15,20 oranında malul kalmıştır. Kendisi ile birlikte anne ve babası da bu yaralanmadan dolayı manevi tazminat davası açmıştır. Belirtilen oran dairemiz uygulamaları bakımından ağır bedensel zarar kapsamında değerlendirilmemektedir. Buna ilişkin sayın çoğunluğun değerlendirmeleri yerindedir. İş kazası geçiren ve yaralanan Yasemin ile onun anne ve babası aynı olaydan dolayı aynı dava dilekçesi ile aynı davalıya karşı birlikte dava açmışlardır. Aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. İhtiyari dava arkadaşlığında her bir dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır ve davalar birbirinden teknik anlamda bağımsızdır. Dolayısıyla, temyiz sınırının belirlenmesinde her bir davacının davaya konu ettiği miktar ayrı ayrı esas alınarak değerlendirilmelidir.
…/…
Somut olayda ayrı ayrı olmak üzere davacı Hatice 10.000 TL, davacı Şemsettin 10.000 TL manevi tazminat istemiştir. Bu talepler kısmen kabul edilmiş, davacı Hatice’ye 2.000 TL davacı Şemsettin’e ise 2.000 TL verilmiştir. Kararı davalı temyiz etmiş ancak davacılar temyiz etmemiştir.
Davacı ‘in %15,20 olan işgöremezlik oranının ağır bedensel zarar olarak kabul edilmemesi bakımından sayın çoğunlukla aynı görüşü paylaşmakla birlikte, somut uyuşmazlık bağlamında davacı Hatice ve davacı Şemsettin için davalı aleyhine kurulan hükümdeki miktar, kararın verildiği 2015 yılının kesinlik sınırı olan 2080 TL yi geçmemektedir. Karar miktar itibariyle davalı açısından kesindir. Yargıtay’ın kamu düzenini gerektiren haller dışında kesinlik sınırı içinde kalan kararlar (miktarlar) için temyiz incelemesi yapamaması gerekir. Yüksek daire kesinlik sınırı içinde kalan kararlarda görev yönünden dahi temyiz incelemesi yapamaz iken temyize konu somut uyuşmazlık bakımından temyiz incelemesi yaparak davacı açısından kararın bozulması kararı vermiştir. Sayın çoğunluğun bu yönde oluşan görüşüne katılmamaktayım.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları