1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 13. Hukuk Dairesi
  4. MADDİ TAZMİNAT DAVASI – ÖZEN BORCUNA AYKIRILIK – VEKALET SÖZLEŞMESİ – BİLİRKİŞİ RAPORLARININ ÇELİŞKİLİ OLMASI

MADDİ TAZMİNAT DAVASI – ÖZEN BORCUNA AYKIRILIK – VEKALET SÖZLEŞMESİ – BİLİRKİŞİ RAPORLARININ ÇELİŞKİLİ OLMASI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava, Türk Borçlar Kanunu’nun vekâlet akdini düzenleyen 502 ve devamı maddeleri uyarınca, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinden kaynaklanan, vekilin özen borcuna aykırı davrandığı iddiası ile açılan tazminat istemine ilişkindir. Davalı doktorun, özen borcuna aykırı davranıp davranmadığı konusunda iki farklı rapor olmasına rağmen, mahkemece yeterli inceleme yapılmadan ve gerekçeleri gösterilmeden, Adli Tıp Raporuna göre hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek, içinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk hastalıkları uzmanının da yer aldığı bir bilirkişi kurulundan, dosyadaki mevcut delillere, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hatalarının bulunup bulunmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu yön göz ardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırıdır.
T.C.
Yargıtay
13. Hukuk Dairesi
E: 2014/47826 K: 2016/5299 K.T.: 23.02.2016
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacılar, davacılardan T. A.’in hamileliğinin ikinci haftasından doğuma kadar davalı şirketin işlettiği Giresun A… Hastanesinde görevli kadın hastalıkları ve doğum uzmanı dava dışı Dr.Ü. Z. tarafından takibinin yapıldığını, aynı yerde doğum yapıp, hastaneden taburcu edildiğini, bir hafta sonra bebeği kontrol için aynı Hastanede görevli çocuk hastalıkları uzmanı A. M.’na götürdüklerini, yapılan muayenede, bebeğin karaciğerinde 1 cm ekojen bir materyal olduğu ve safra kesesinin görünmediği söylenerek Trabzon’a sevk edildiğini, Trabzon’da Üniversite Hastanesinde yapılan muayenede, bebeğin bir problemi olmadığının ancak yoğun bakıma yatırılması gerektiğinin belirtildiğini, bebeği Hastaneye yatırmayıp tekrar A… Hastanesine davalı doktor H. D.’e götürdüklerini, adı geçen doktorun aylık kontrollere çağırdığını, sonraki kontrolde yapılan sarılık testinde değerlerin yüksek çıkması üzerine İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesine sevk edildiğini, burada bebeğin karaciğerindeki safra yolları kanallarında eksiklik olduğu, hastalığın siroza doğru gittiği, tedavi için geç kalındığı, bir şey yapılamayacağının belirtildiğini, bebeğin 5. ayın sonunda vefat ettiğini, buna davalıların kusurunun neden olduğunu ileri sürerek, fazlaya ve manevi tazminata ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, her biri için 5000,00 TL olmak üzere toplam 10000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın zamanaşımı, olmadığı takdirde esastan reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, alınan Adli Tıp Raporu gereğince davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Türk Borçlar Kanunu’nun vekâlet akdini düzenleyen 502 ve devamı maddeleri uyarınca, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinden kaynaklanan, vekilin özen borcuna aykırı davrandığı iddiası ile açılan tazminat istemine ilişkindir. Vekil, vekâlet sözleşmesine konu olan iş görme borcunu yerine getirirken, yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekil, özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, TBK.nun 510/1. maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Somut olayda mahkemece, “bebeğin takip ve tedavisini yapan hekimlere atfı kabil bir kusurun bulunmadığını” belirtilen 19.9.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak hüküm kurulmuştur. Dosyada mevcut olan ve davacıların şikayeti üzerine, davalı doktor hakkında Giresun İl Sağlık Müdürlüğünce başlatılan soruşturma sırasında, çocuk cerrahisi uzmanı Operatör Dr. H. K. B. tarafından düzenlenen 24.2.2012 tarihli araştırma raporunda ise, “Özel A… Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. H. D.’in, T. A.’e, bebeğinin daha önceki muayene sonucunda tıp fakültesine sevk nedenini ve sonucunu tekrar irdeleyip, tıp fakültesinde yapılan incelemelerin sonucunu annenin beyanına göre yapmayıp, ortada tanısının net bir şekilde ortaya konulmadığı bir durum olduğu için hastanın ailesine yeniden tıp fakültesine gitmeleri gerektiğini sonraki kontrolünde söylememesinden dolayı kusurlu olduğu kanaatindeyim.” şeklinde görüş bildirilmiştir. Davalı doktorun, özen borcuna aykırı davranıp davranmadığı konusunda iki farklı rapor olmasına rağmen, mahkemece yeterli inceleme yapılmadan ve gerekçeleri gösterilmeden, Adli Tıp Raporuna göre hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek, içinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk hastalıkları uzmanının da yer aldığı bir bilirkişi kurulundan, dosyadaki mevcut delillere, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hatalarının bulunup bulunmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu yön göz ardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 23.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları