1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 1. Ceza Dairesi
  4. KASTEN ÖLDÜRME – IRZA YÖNELİK SALDIRI VE ÖLÜM İLE TEHDİDİN HAKSIZ TAHRİK OLUŞTURMASI

KASTEN ÖLDÜRME – IRZA YÖNELİK SALDIRI VE ÖLÜM İLE TEHDİDİN HAKSIZ TAHRİK OLUŞTURMASI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Adli Tıp Genel Kurulu raporunda, ölenin vücudunda bulunan yaraların yerleşimine göre kişinin kendisi tarafından yapılmasının varid görülmediğinin belirtilmesi karşısında, maktulden gelen ve haksız tahrik oluşturan ırza yönelik saldırılar ve ölümle tehdit edilmenin etkisi altında öldürme eylemini gerçekleştiren sanık hakkında, haksız tahrik altında kasten insan öldürmek suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekir.
T.C.
Yargıtay
1. Ceza Dairesi
E: 2008/7302 K: 2011/4504 K.T.: 14.07.2011
Hasan’ı kasten öldürmekten sanık Hikmet’in yapılan yargılanması sonunda: CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin (Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi)’nden verilen 23.11.2007 gün ve 231/201 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi müdahiller vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosya içeriğinden; 08.02.2004 tarihinde iki katlı evinin alt katında bulunan ve kapısı olmayan odunlukta maktulün cesedinin bulunduğunun; otopsi tutanağına göre, sağ avuç içinde, sağ el bilekten başlayıp avuç içine uzanan keşi, sol elde yüzük parmağından başlayıp içeri doğru uzanan keşi, sol bacakta femur başında lateral dış yüzde 5×5 cm. keşi, sol kalçada gluteal bölgede sol üst kadranda kesici delici alet yarası, sol kalçada gluteal çizginin altında kalça kıvrımının birleştiği yerde vücuda dikey oluşturulmuş 5×7 cm kesici delici alet yarası, bu bölgeden 10 cm aşağıda aynı pozisyonda 2×3 cm. kesici delici alet yarası, sol kol dış yüzde omuz başından 10 cm aşağıda kenarları yanık izli delici aletle oluşturulmuş delik bulunduğunun; suçta kullanılan aletin iki tarafının da keskin olduğunun, sol bacakta oluşturulan iki adet kesici delici alet yarasına bağlı ana arterlerin kesilmesi ile oluşan kan kaybı nedeniyle ölümün gerçekleştiğinin belirlenmesi; 19.02.2004 tarihinde jandarmada alınan ifadesinde olay günü maktulü görmediğini beyan eden sanığın, 02.03.2004 tarihinde kendiliğinden Gediz Cumhuriyet Savcılığı’na giderek, olay günü hayvanlarına bakmak için ahıra gittiğinde, maktulün kendisine seslendiğini, 20 senedir kendisini sevdiğini ve bu nedenle evlenmediğini söyleyerek birlikte olmayı teklif ettiğini, kendisinin kabul etmemesi üzerine ısrarcı davranarak bileklerinden tuttuğunu, bırakmasını söyleyerek maktulü iteklemesi üzerine “son sözün ne” diye sorduğunu, kendisinin “son sözüm” şeklindeki cevabı üzerine bu kez de “seni öldürürüm” dediğini, bu esnada sol elinde uç kısmını görebildiği bıçak olduğunu, kendisinin kaçacağı sırada “dur” diyerek seslendiğini ve “filmin öbür tarafını da izle ondan sonra git”, diyerek odunluğa girdiğini, odunluktan gelen sesler üzerine merak ederek gittiğinde maktulün kendisini bıçakla yaraladığını gördüğünü, olay yerinde ikisinden başka kimsenin olmadığını, yardım teklifini maktulün kabul etmediğini, bunun üzerine olay yerinden ayrılarak evine gidip yattığını, uyandığında maktulün ölmüş olduğunu öğrendiğini söylemesi, sorguda ve ağır ceza mahkemesinde aynı beyanlarını tekrarlaması, maktule ait evin yatak odasında kanepe ahşabı üzerindeki naylon üzerinden alınan 2 adet kıl örneği ve yatak odasındaki kapı kenarında duran çarşaftan alınan vücut sıvısı örneğinin sanığa ait olduğunun ekspertiz raporları ile saptanması üzerine sanığın, olaydan önce maktulün kendisine zorla tecavüz ettiğini, namusuna zarar geleceğinden korktuğundan bu durumu kimseye söylemediğini söylemesi; Adli Tıp Genel Kurulu’nun 10.05.2007 tarihli raporunda, ölenin vücudunda bulunan ve ölüme yol açan kesici delici alet yaralarının yerleşimine göre bunların kişinin kendisi tarafından yapılmasının varid görülmediğinin belirtilmesi; Adli Tıp Birinci Ihtisas Kurulu’nun 30.01.2006 tarihli raporunda, ölendeki yaraları sanığın yapmış olmasının tıbben reddedilemeyeceğinin belirtilmesi karşısında; sanığın, maktulden gelen ve haksız tahrik oluşturan ırza yönelik saldırılar ve ölümle tehdit edilmenin etkisi altında öldürme eylemini gerçekleştirdiği anlaşılmakla, haksız tahrik altında kasten insan öldürmek suçundan cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesi,
Yasaya aykırı olup, müdahiller vekilinin temyiz itirazlarının bu itibarla kabulüyle hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına (BOZULMASINA), 14.07.2011 gününde beraat hükmünün onanması gerektiği görüşü ile Üye Dilaver Kahveci’nin karşı oyu ve oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Sanık Hikmet’in olayı Gediz Cumhuriyet Savcılığı’na maktul Hasan’ın kendisiyle konuşarak sanığı 20 yıldır evlenmeyerek beklediğini, sanığın hayaliyle yaşadığını, kendisiyle birlikte olmak istediğini söylemesi üzerine talebini reddettiğini, maktulün odunluk tabir edilen bölmeden inilti sesleri gelmesi üzerine gidip baktığında maktulden kanların akmakta olduğunu gördüğünü, kendisine yardım tekliflerinin maktul tarafından reddedilmesi üzerine olay yerinden ayrıldığını, daha sonraki saatlerde köy halkıyla birlikte maktulün öldüğünü öğrendiğini beyan etmiş, aşamalarda maktulün yatak odasında kanepede elde edilen kıl örnekleriyle çarşaftaki vücut sıvısının sanığa ait olduğunun anlaşılması üzerine maktulle olan beraberliğini maktulün kendisine zorla sahip olması biçiminde açıklamış bulunmaktadır. Maktuldeki yaraların bedenindeki yerlere göre maktul tarafından intihar amacıyla gerçekleştirilemeyeceği ve maktulden yaraların sonuç itibariyle sanık tarafından gerçekleştirilebilecek durumda bulunduğu Adli Tıp Kurumu raporuyla da tespit edilmiş ise de, tüm bu durumları ile sanığın maktul ile beraberliğini başlangıçta dile getirmemiş olması, daha sonraki aşamalarda ise maktulün kendisine zorla sahip olduğu yolundaki açıklaması köy şartlarında namusunu koruma gayesine matuf açıklama niteliğinde bulunması karşısında, tüm maddi olgular ve sanığın olayın oluşuna dair açıklamaları sanığın mahkumiyetine yeter nitelikte bulunmadığından Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi’nce sanığın beraatine dair karar usul ve yasaya uygun olduğu, kararın tebliğnamedeki düşünce gibi onanması yerine sanığın cezalandırılması düşüncesiyle Yüksek Yargıtay Birinci Ceza Dairesi’nin bozma kararına katılmıyorum.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları