1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Ceza Genel Kurulu
  4. KANUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI – SUÇUN HUKUKİ NİTELİĞİ

KANUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI – SUÇUN HUKUKİ NİTELİĞİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Hangi yasanın lehte olduğunu tesbitte hiç acze düşmeyecek yargı mercii Yargıtaydır. Bu nedenledir ki basit bir muhakemeyle ulaşılabilecek bu sonuca varmak ve makul sürede yargılanma hakkının gereğine uymak yerine gereksiz ve yersiz bir bozma ile dosyayı yerel mahkemeye tevdi ederek yeni bozmalara zemin hazırlamak yasanın açık hükmü karşısında anlaşılabilir bir davranış sayılmamaktadır.
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2005/6-53 K: 2005/93 K.T.:  12.07.2005
Sahtecilik ve dolandırılık suçundan sanıklardan O.T.’nin beraatına, sanık C.G.’nin ise dolandırıcılık suçundan beratına, sahtecilik suçundan ise TCY’nin 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince 28.06.2004 gün ve 161-178 sayı ile verilen kararın sanık Cumali müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.02.2005 gün ve 9431-1747 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 26.04.2005 gün ve 196938 sayı ile;
“4814 sayılı Yasayla değişik 3167 sayılı yasanın 3. maddesi ile 4814 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden önceki 3167 sayılı yasanın 3. maddesi arasındaki fark gerek madde metninde gerekse gerekçede açıkça belirtilmiştir. Anılan madde metninde değişiklikten önce çekte bulunması gereken unsurlara yer verilmesine rağmen bunların bulunmaması durumunda çekin geçersiz olacağına dair herhangi bir ibareye yer verilmezken, değişiklikten sonra çekin geçerliliğini etkilemeyen unsurlar tek tek sayıldığı halde vergi kimlik numarasının bulunmaması istisna olarak belirtilmek suretiyle buna bağlı olarak çekin geçersiz olduğu açıklanmak istenmiştir. Öğreti ve uygulamada aradaki farkı kabul ederek 4814 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden önce anılan madde hükmünün çekin geçerliliğini etkilemeyeceği çok büyük bir çoğunluk tarafından kabul edilirken, değişiklikten sonra artık vergi kimlik numarasının zorunlu unsurlar arasında yer aldığı yine çok büyük bir çoğunluk tarafından kabul edilmiş, aşağıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı gibi uygulamada da aynı doğrultudaki görüşler benimsenerek kararlara yansıtılmıştır.
Yargıtay Yüksek 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2004 tarih, 2004/25848 E.-2004/3015 sayılı kararında “çek defterinin her yaprağında vergi kimlik numarasının yazılı olmasının” çeklerde zorunlu bir unsur haline getirildiği açıkça vurgulanmıştır.
Yargıtay Yüksek 12. Hukuk Dairesinin kararı incelendiğinde; TCK’nın 692. maddesinde çekte hangi unsurların yazılı olacağı açıklanmakla birlikte, 4814 sayılı yasa ile değişik 3167 sayılı yasanın 3. maddesinin ikinci fıkrasında “çek defterinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Türkiye Bankalar Birliğinin görüşü alınarak T.C. Merkez Bankasınca düzenlenir. Çek defterinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır. Ancak hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere bunların yazılmamış olması veya bankalarca baskı şekline uyulmamış olması çekin geçerliliğini etkilemez hükmü öngörülmüştür.
4814 sayılı yasanın geçici 5. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında ise bankalar T.C. Merkez Bankasınca bu yasanın yayımını izleyen bir ay içinde Resmi Gazetede yayımlanacak bir tebliğle Bankalar bu tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verir ve ellerindeki eski çek defterlerini imha ederler” ve yasada belirtildiği şekilde T.C. Merkez Bankasınca düzenlenen 09.04.2003 tarih ve 25074 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanarak yürürlüğe giren 2003/1 sıra numaralı çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hakkında yasaya ilişkin tebliğin geçici 2. maddesinde “bu tebliğ ile yürürlükten kaldırılan T.C. Merkez Bankası tebliğine göre bastırılmış ve bu tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar müşterilere verilmiş çek karnelerinin kullanılmasına devam olunur” ibarelerine yer verilmiştir.
Yüksek Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 22.12.2003 tarih, 2003/3718 E.- 22711 sayılı kararında; sözkonusu yasa değişikliği ile Türk Ticaret Yasasındaki hükümlere ek olarak, çek defterinin her yaprağında “vergi kimlik numarasının yazılı olmasını” zorunlu bir unsur olarak kabul etmiştir.
Daha net bir çözüme ulaşabilmek için, bir kez de özel yasa ile genel yasa arasındaki ilişki açısından uyuşmazlığın irdelenmesi gerekmektedir.
Bir taraftan bireyin sahip olduğu hak ve özgürlükleri güvence altına almak isterken diğer taraftan bireyin; adalet ve güvenliğin sağlandığı bir toplumda yaşama hakkının gereği olarak, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesini temel amaç olarak benimseyen Türk Ceza Yasasının, sadece kendi konusuna giren hususlarda belirli düzenlemeleri amaçlayan özel ceza yasalarına; pek çok eşitli ticari ilişkinin yanında çok az bir bölümünde çeklerle ilgili hükümleri düzenleyen Türk Ticaret Yasasının ise sadece ek hamillerini korumasını amaçlayan 3167 sayılı yasaya göre daha genel bir yasa olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Türk Ceza Yasasının 10. maddesinde “Bu yasadaki hükümler, hususi ceza yasalarının buna muhalif olmayan mevadı hakkında da tatbik olunur” hükmüne yer verilmek suretiyle özel yasada mesele hakkında özel hüküm mevcut ise özel hükmün uygulanacağı aşağıda açıklandığı üzere gere doktrinde gerekse yargısal kararlarda istisnasız kabul edilmiştir.
Türk Ceza Yasası genel bir yasadır. Bu itibarla bir mesele hakkında hususi yasada ayrıca bir hüküm yoksa umumi olan Türk Ceza Yasasının tatbiki icap eder (A.P. GÖZÜBÜYÜK).
Hususi yasanın ihtiva ettiği suç hakkında Türk Ceza Yasasındaki hükümlerin tatbiki için, hususi yasada ayrıca hüküm bulunmasına lüzum yoktur (MAJNO).
Aynı ilke uygulamada da benimsenmiş hatta 05.04.1950 tarih, 21/7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında; hususi ceza yasalarının meyanında bulunan 1918 sayılı Yasanın 47. maddesinde hususi hüküm mevcut olmasından dolayı, nakil vasıtasının müsaderesine karar verilmesi için TCK’nın 10. maddesi uyarınca TCK’nın 36. maddesinin birinci fıkrasındaki şartların aranmasına gerek bulunmaksızın 1918 sayılı Yysanın 47. maddesindeki şartların gerçekleşmesi halinde dahi aracın müsadere edilebileceği kabul edilmiştir.
Aynı şekilde 3167 sayılı yasanın da, Türk Ticaret Yasasına göre daha özel bir yasa olması nedeniyle, çekin geçerliliğini etkileyecek unsurların öncelikle 3167 sayılı yasa hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir. Yasa tekniği açısından çekin unsurlarını düzenleyen Türk Ticaret Yasasının 692 ve 693 maddelerinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın 3167 sayılı yasaya, 4814 sayılı yasa ile yeni zorunlu unsurlar eklenmesi çok büyük eleştirilere maruz kalmış olsa dahi ceza hukukunun vazgeçilmez ilkeleri arasında yer alan ve bu nedenle de TCY’nin 1. maddesinde düzenlenen suçların kanuniliği ilkesinden dolayı yasakoyucunun iradesine uygun yorum getirilmesi mecburiyeti bulunmaktadır.
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız yasaya tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye bireyin hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkanını kazanır. Yasa Kuralına gerçek anlamını yasanın iradesi verir. Yasanın iradesi yasakoyucunun sübjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, yasanın iradesini oluşturur. Yasanın iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkan yoktur.
Yasakoyucu, gerek anılan maddenin metninde gerekse gerekçesinde vergi kimlik numarasının çeklerin geçerli olması için zorunlu bir unsur olduğunu açıkça belirtmekle yetinmemiş, aynı zamanda yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce yasaya uygun olarak düzenlenen çeklerin karşılıklarının hazır olmaması nedeniyle karşılıksız çek keşide etmek suçunu düzenleyen kurallarla korunmakta olan kamu güveni ve hamillerin mal varlığı haklarını koruma amacı sürdürülerek tebliğin Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra üç aylık geçici bir süre tanıyarak kamu haklarını güvence altına almıştır.
Bu yeni düzenleme karşısında; vergi kimlik numarası bulunmayan çekleri kambiyo senedi olarak kabul edip, sahte olarak bu şekilde belge düzenleyen şahısları resmi evrakta sahtecilik suçundan mahkûm etmek Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği yorum yolu ile suç ihdas edilmesini hem de sanık aleyhine olacak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun yasakoyucunun iradesine ve yargı kararları ile benimsenen ana ilkelere aykırı olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Özellikle sanık aleyhine yorumlanan hükümlerin hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde yasada açıkça belirtilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerden dolayı, sanığın sahte olarak 4814 sayılı yasanın tanıdığı geçici süreden sonra düzenlendiği konusunda kuşku bulunmayan 30.02.2004 tarihli çekin, çekte zorunlu unsur olarak aranması gereken vergi kimlik numarasının bulunmaması nedeniyle kambiyo senedi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.” görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün suç niteliğinin belirlenmesindeki isabetsizlikten bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okunup, konu müzakere edilmiş ve açıklanan karara varılmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık C.’nin resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, sanığın sahtecilik eyleminin sabit olduğu hususunda Yerel Mahkeme, Özel Daire ve Yargıtay C.Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki hukuki uyuşmazlık, suça konu çek üzerinde vergi kimlik numarasının bulunmaması karşısında, vergi kimlik numarasının çekin geçerliliğini etkileyen zorunlu unsurlar arasında yer alıp almadığı, buna bağlı olarak da sanığın sabit olan eyleminin resmi evrakta sahtecilik suçuna mı, yoksa özel evrakta sahtecilik suçuna mı uyacağının belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunda 24.05.2005 tarihinde yapılan birinci müzakerede yapılan oylamada yasal oy çoğunluğunun bulunmaması nedeniyle işin görüşülmesi ikinci müzakereye kalmıştır.
İkinci müzakerede esasa ilişkin incelemeye geçilmeden önce Kurul Üyelerinden 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’in; “Sanığın eyleminin sabit olduğunun kabul edilmesi karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 1 Hairan 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması da nazara alınarak, 5252 sayılı CMY.nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 8/2. maddesi hükmü de yorumlanmak suretiyle temyiz davasının esasının incelenmesinin olanaksız olduğunu, sanık hakkında 765 sayılı Türk Ceza Yasası hükümlerinin mi, yoksa 5237 sayılı Türk Ceza Yasası hükümlerinin mi daha lehe olduğunun belirlenmesinin ilk derece mahkemesine ait bulunduğundan hükmün diğer yönlerinin incelenemeyeceğini iki daire dışında Yargıtay Ceza Daireleri çoğunluğunun uygulamayı bu doğrultuda yapar bulunduğunu” belirterek bu hususu ön sorun olarak gündeme getirmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön mesele niteliğinde ileri sürülen husus öncelikle ele alınıp, bu konuda oylama yapılmıştır.
Yapılan oylamada, onaltı Üyenin işin esasına girilmemesi ve lehteki yasa değerlendirmesinin Yargıtayda değil Yerel Mahkemede yapılması gerektiği yönünde oy kullanması üzerine, dosyanın ve temyiz davasının esası değerlendirme konusu edilmeyerek hangi yasanın sanık lehine olduğunun ilk derece mahkemesince belirlenmesi gereğine işaretle hükmün bozulması gerektiğine oyçokluğuyla kararlaştırılmıştır.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı Osman Şirin;
“Anayasanın 141. maddesinin “Davaların en az giderle ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması yargının görevidir.” 159. maddesinin “Yargıtay Adliye Mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” mahiyetindeki hükümleri;
Onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil olan ve Anayasanın 5170 sayılı Yasa ile değişik 90. maddesine göre de üstünlük ve önceliği kabul edilen İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinin “kişinin makul sürede yargılanma hakkı olduğuna” ilişkin normu,
5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Yasanın 320, 321 ve 322. maddeleriyle, Yargıtaya tanınan ve “açılmış temyiz davasının sonuçlandırılması zorunluluğunu öngören” hükümleri karşısında;
5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi hükmü ile 5237 sayılı Yasanın “zaman bakımından uygulaması” hakkındaki 7. maddesini gözetmek suretiyle;
1- Temyiz davasının esasına girilmek üzere dosyadaki tüm bilgi ve belgeleri inceleyip değerlendirmek,
2- Yerel Mahkemenin mahkûmiyete hükmettiği, Yargıtay C.Başsavcısının da tebliğnamesinde subütu benimsemek suretiyle onama veya başka yönlerden bozma talep ettiği pek çok durumda Daireler veya Ceza Genel Kurulunun gerek esastan gerekse sair yönlerden beraate veya ceza verilmesine yer olmadığına hükmetmesinin ya da bu yönde hüküm verilmesini öngörerek bozma kararı vermesinin olanaklı bulunduğu göz önüne alınarak İHAS’ın 6. maddesindeki “makul sürede yargılanma hakkı” gereği beraatin veya ceza tertibine yer olmadığı kararının gecikmeden tertibi için esasın incelenmesinde zorunluluk bulunduğunu gözetmek;
3- 5237 sayılı yasanın 7 ve 5232 sayılı yasanın 9. maddeleri karşısında;
a) Sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren yasa, 765 sayılı TCY’ye göre suç teşkil eden fiili, açıkça suç olmaktan çıkarmışsa CYUY’nin 322/4. maddesince beraate ilişkin hüküm vermek.
b) Tartışılır bir hal var ve bu hal uyarınca sanığa isnat olunarak sabit görülen eylemleri yeniden tahlil ve değerlendirme gerekirse uygulamanın yerel mahkemeye, temyiz incelemesinin ise Yargıtaya ait olduğu gerçeğine sadakatle uyarlama için hükmü bozup yerel mahkemeye göndermek;
c) 5237 sayılı Yasanın lehde hükümler getirdiği anlaşılıyor ve bu husus takdiri değerlendirmeler gerektiriyorsa hükmü bozup gereği için yerel mahkemeye dosyayı tevdi etmek,
Zorunludur.
CMY’nin Yürürlük ve Uygulama şekli hakkındaki 5320 sayılı yasanın 8. maddesinin, 2. paragrafında yer alan ve açılmış temyiz davalarında Yargıtay C.Başsavcılığına dosyaları geri iade hakkı veren hükmünü, lafzına ve amacına uygun biçimde değerlendirmek gerekmektedir.
Anılan hükümde Yasa Koyucu; “lehe kanun hükümlerinin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği açıkça anlaşılanlar” kuralını getirmekle, esasın incelenmesine yasak koyulamayacağını, gecikmeyi önlemek niyetiyle sonradan çıkan yasanın lehe hüküm getirmesi ve yerel mahkemeye ait olan uyarlama yetkisinin açıkça ortaya çıkması durumunda dosyanın yeni bir hüküm kurulmak üzere mahkemesine iadesini öngörmektedir. Bu yöntem, yeni yasanın aleyhe olduğunun açıklıkla anlaşılması ve yerel mahkemece verilmiş hükme dayanak oluşturan yasa hükümlerinin lehte olduğu keyfiyetinin tartışılmaz netlik arzetmesi hallerinde kararın usul yönünden bozulmaması zaruretini öngörmektedir.
Hangi yasanın lehte olduğunu tesbitte hiç acze düşmeyecek yargı mercii ise Yargıtaydır. Bu nedenledir ki basit bir muhakemeyle ulaşılabilecek bu sonuca varmak ve makul sürede yargılanma hakkının gereğine uymak yerine gereksiz ve yersiz bir bozma ile dosyayı yerel mahkemeye tevdi ederek yeni bozmalara zemin hazırlamak yasanın açık hükmü karşısında anlaşılabilir bir davranış sayılmamaktadır.
Yargıtay Dairelerinin çoğunluğunun kendi dairelerinde bu yönde bir uygulamaya yönelmesi ve bu Daireler çoğunluğunun oluşturduğu oy desteğiyle Ceza Genel Kurulu kararlarının da yönlendirilmesi bir hukuk gerçeği olarak ortaya çıkmakta ise de bu sonuç “hukukun doğrusu” düzeyine ulaşmamaktadır.
Bu düşüncelerle çoğunluğun kararını benimsemiyorum” görüşüyle;
Kurulun diğer 6 üyesi ise, öncelikle sanığın suç oluşturduğu iddia edilen eylemlerinin hangi suç niteliğine uyacağı ve dolayısıyla hangi yasa hükümlerinin uygulanmasının sanık lehine olacağının buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle de öncelikle dosyanın esasının incelenmesinin zorunlu olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenle,
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23.02.2005 gün ve 9431-1747 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi karşısında sanık hakkında hangi yasa hükümlerinin uygulacağının ilk derece mahkemesince belirlenmesi zorunluluğu karşısında, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.06.2004 gün ve 161-178 sayılı hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 12.07.2005 günü oyçokluğu ile karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları