1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Hukuk Genel Kurulu
  4. İTİRAZIN İPTALİ – ESER SÖZLEŞMESİNE DAYALI İMALAT BEDELİNİN TAHSİLİ – SEVK İRSALİYESİ ÜZERİNDEKİ İMZA SAHİBİNİN TANIK SIFATIYLA DİNLENMESİ GEREKTİĞİ

İTİRAZIN İPTALİ – ESER SÖZLEŞMESİNE DAYALI İMALAT BEDELİNİN TAHSİLİ – SEVK İRSALİYESİ ÜZERİNDEKİ İMZA SAHİBİNİN TANIK SIFATIYLA DİNLENMESİ GEREKTİĞİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Davacı tarafından dava konusu edilen alacağın varlığını ispatlamak için ibraz edilen delillerden olan sevk irsaliyesinin alt bölümünde B.G. adına atfen imza bulunmakta olup, davacı tarafından imal edilen emtianın bu kişinin imzasına teslim edildiği iddia edilmektedir. Davalı çalışanı B.G.’nin üzerinde imzasının bulunduğu ileri sürülen belgeyle ilgili olarak tanık sıfatıyla dinlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2013/1523 K: 2015/853 K.T.: 25.02.2015
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.02.2011 gün ve 2009/526 Esas, 2011/55 Karar sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 19.03.2012 gün ve 2011/4204 Esas, 2012/1698 Karar sayılı ilamı ile;
(… Dava eser sözleşmesine dayalı imalât bedelinin tahsili istemiyle yapılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir. Davalı akdi ilişkinin varlığını inkâr etmiş, mahkemece kanıtlanamayan davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacı, 26.05.2009 tarihli ve 091572 nolu faturaya konu imalâtın aynı tarihli sevk irsaliyesi ile B.G. imzasına teslim edildiğini iddia etmiştir. Davalı vekili irsaliyede adı geçen B.G.’nin kendi çalışanları olduğunu imzalı beyanı ile kabul etmiştir. Bu durumda B.G.’nin HMK’nın 169 ve devamı maddeleri uyarınca irsaliye hakkında isticvap olunarak malzemeleri teslim alıp almadığı konusunda beyanı alındıktan sonra imza kabul edildiği takdirde uyuşmazlığın buna göre değerlendirilmesi gerekirken isticvap olunmadan, sevk irsaliyesinin aslı ibraz edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, kararın bozulması uygun bulunmuştur …)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin, davalıdan 29.05.2009 tarihli fatura içeriğinde belirtilen işin yapımı dolayısıyla 15.045,00 TL alacaklı olduğunu, icra takibi yapıldığını ancak davalının kötüniyetli itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2009/10247 Esas sayılı dosyasındaki takibin devamına ve % 40 tazminata karar verilmesini, talep etmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasında hiç bir ticari ilişki bulunmadığı halde davacının kötü niyetle takibe konu faturaları düzenleyerek müvekkiline gönderdiğini, müvekkilinin de faturaları kabul etmeyerek davacıya iade ettiğini, buna rağmen kötü niyetli olan davacının icra takibi başlattığını, müvekkilinin davacıya hiç bir borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini ve davacının %40 oranında kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davacı vekilinin davaya konu faturada kayıtlı emtianın davalı çalışanı B.G.’ye teslim edildiği yönünde iddiada bulunduğu ancak davacının sevk irsaliyesinin aslını ibraz edemediği için bu iddiasını kanıtlayamadığı, davalının hukuki ilişkiyi inkar etmiş olması nedeniyle davacının öncelikle hukuki ilişkinin varlığını kanıtlamasının gerektiği, bu iddianın da kanıtlanamadığı, davalının hukuki ilişkinin bulunmadığı yönünde teklif edilen yemini de eda etmiş olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın tarafları dışında üçüncü bir şahsın isticvabının mümkün olup olmadığı, varılacak sonuca göre davalı çalışanı B.G.’nin isticvap olunarak davaya konu malzemeleri teslim alıp almadığı konusunda beyanı alınarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Mevzuatımızda isticvabın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 169. maddesi;
“Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir. İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur”
hükmünü içermektedir.
Belirtilmelidir ki, gerek mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 230 ve devamı maddelerinde yer alan gerekse yargılama sırasında 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nun 169 ve devamı maddelerinde düzenlenen düzenlenen isticvap; bir davada o dava ile ilgili belli vakıaların açıklığa kavuşturulması, varlığı ve yokluğu konusunda aleyhine olan tarafın ikrarının sağlanması amacıyla hakimin kendiliğinden veya taraflardan birinin isteminin kabulü ile başvurabileceği usuli bir işlemdir.
Bu nedenle davanın tarafları dışındaki üçüncü kişiler tanık sıfatıyla dinlenebilirse de, isticvap yoluyla dinlenmelerine usulen olanak bulunmamaktadır.
Üçüncü kişilerin davada bilgilerine başvurulması istenirse, onlar ancak tanık olarak dinlenebilirler (Erdal Tercan, Medeni Usul Hukukunda Tarafların İsticvabı, Ankara 2001, s. 138; Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 945 vd.).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.03.2010 gün ve 2010/14-154 E. 2010/177 K ile 21.06.2006 gün ve 2006/9-315 E. 2006/465 K. sayılı kararlarında da; davanın tarafları dışındaki üçüncü kişilerin isticvap olunamayacağı, ancak tanık sıfatıyla dinlenebileceği kabul edilmiştir Bundan başka hâkim, davanın her safhasında, iki tarafın iddiaları sınırı içinde olmak üzere, tarafları dinleyebilir ve gerekli olan delillerin gösterilmesini ve verilmesini emredebilir (m. 31) (Kuru Baki, Arslan Ramazan, Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, 22. Baskı, s.377, 378).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre;
“Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.”
Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz, Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd).
Belirtilmelidir ki hâkim, olayın aydınlatılması için tarafların delil ikamesini isteyebilir ancak, tarafa belli bir delili hatırlatamaz.
Mahkemenin hüküm vermesi için, kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkan vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi sözkonusudur.
Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, age, s. 248 vd).
Görüldüğü üzere, hakimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31’inci maddede, hakimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
Somut olay incelendiğinde, davacı tarafından dava konusu edilen alacağın varlığını ispatlamak için ibraz edilen delillerden olan 26.05.2009 tarih ve 81072 nolu sevk irsaliyesinin alt bölümünde B.G. adına atfen imza bulunmakta olup, davacı tarafından imal edilen emtianın bu kişinin imzasına teslim edildiği iddia edilmektedir.
Davalı şirket temsilcisi, 10.02.2011 tarihli duruşmadaki beyanında, sevk irsaliyesinde ismi geçen B.G.’nin davalı işyerinde elektrik mühendisi olarak çalıştığını; davalı vekili ise, imzanın bu kişiye ait olmadığını beyan etmiştir. Sevk irsaliyesinin sureti dosyada mevcut olup, belge aslının zayii nedeniyle imza incelemesi yapılamadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında davanın tarafı olmayan B.G.’nin isticvap hükümlerine göre celbi mümkün değildir.
Ne var ki, hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK, m. 31) kapsamında mahkemece; davacı taraf delilleri arasında bulunan sevk irsaliyesinde ismi geçen davalı çalışanı Bülent Gür’ün dava konusu alacağın dayanağı olan malzemeleri teslim alıp almadığı konusunda tanık sıfatıyla beyanı alındıktan sonra imza kabul edildiği takdirde uyuşmazlığın buna göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; Bülent Gür’ün proje müdürü mühendis olması nedeniyle davalı şirketin temsilcisi olduğu ve bu nedenle, davalı şirketin temsilcisi olarak isticvabının mümkün olduğu; yine bir kısım üyelerce de, ispat yükü üzerinde olan davacının, davasını ispat edemediği gerekçesiyle kararın onanması gerektiği görüşleri dile getirilmiş ise de bu görüşler, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Buna göre, davalı çalışanı B.G.’nin üzerinde imzasının bulunduğu ileri sürülen belgeyle ilgili olarak tanık sıfatıyla dinlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, yukarıda açıklanan bu değişik gerekçelerle direnme kararının bozulması gerekir.
S O N U Ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 25.02.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları