1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 7. Hukuk Dairesi
  4. İŞE İADE DAVASI – KIDEM SÜRESİ – İŞ GÜVENCESİ – ÇALIŞMA SÜRESİNİN İSPATININ İŞÇİYE AİT OLDUĞU

İŞE İADE DAVASI – KIDEM SÜRESİ – İŞ GÜVENCESİ – ÇALIŞMA SÜRESİNİN İSPATININ İŞÇİYE AİT OLDUĞU

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Davalılar arasındaki hizmet alım sözleşmesi incelendiğinde süresinin 6 ay olduğu görülmüş olması tek başına davalıların kötüniyetli hareket ettiklerini göstermez. Bu sebeple davalı işverenler bünyesindeki çalışmasının 6 aydan fazla olduğunu davacı işçinin ispat etmesi gerekir. Bu kapsamda davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde çalışmaların kesintisiz olmadığı, değişik işverenler bünyesinde değişik adreslerde çalıştığı en son dava dışı Summa Şirketinden 13.07.2012 tarihinde çıkışı olduktan yaklaşık 1 yıl kadar sonra bu kez de davalı ………… Şirketi bünyesinde diğer davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığı görülmüş, bu hali ile kesintili ve değişik işverenler bünyesinde geçen çalışma süresinin birleştirilmesinin de mümkün olmadığı anlaşılmış olmakla davacının kıdem süresinin işe iade davası açmaya yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.
T.C.
Yargıtay
7. Hukuk Dairesi
E: 2014/17590 K: 2015/1722 K.T.: 17.02.2015
DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
KARAR: İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının işe giriş ve işten çıkış tarihinin ve hizmetinin ihale süresinin 6 ay olmasına rağmen 2 hafta daha az gösterilmesi yoluyla hakkında kötüye kullanılması suretiyle davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasının engellenmeye çalışıldığı kanaatine varıldığını, davacının 5 ay 16 günlük hizmet süresinin işe iade davası yönünden 6 ay olarak dikkate alındığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi için fesih bildiriminin yapıldığı tarihte aynı işverene ait işyeri veya işyerlerinde fasılalı da olsa iş ilişkisine dayalı kıdeminin en az altı ay olması gerekir.
İşçinin 6 aylık kıdem hesabına deneme ve askıda kalan süreler de dahil edilir.Başka bir anlatımla bu hesapta fiili çalışma süreleri mutlak olarak aranmaz. Aynı Kanununun 66. maddesinde belirtilen çalışma süresinden sayılan haller altı aylık kıdemin sayılmasında dikkate alınacaktır. İşçinin feshe karşı koruyan hükümlerden yararlanabilmesi için, altı aylık kıdem süresini aynı işveren nezdinde iş sözleşmesine dayanan iş ilişkisi içersinde geçmiş olması zorunludur.
Altı aylık süre zarfında iş sözleşmesinin feshinde 18. maddede düzenlenen geçerli sebepler aranmaz. Süreli fesih yoluyla iş sözleşmesinin feshi mümkündür. Ancak, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasını engellemek amacıyla, işverenin iş sözleşmesini altı aylık sürenin bitimine birkaç gün kala feshetmesi, dürüstlük kuralına aykırılıktan dolayı geçersiz kılınabilir.
Bireysel veya toplu iş sözleşmesi ile altı aylık sürenin kısaltılması ya da tamamen kaldırılması mümkündür. Çünkü bu hüküm nisbi emredicidir. Söz konusu sürenin, işverenin bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda 17. maddedeki ihbar süreleri ile doldurulması mümkün değildir.
Kanunda kıdemin esas alındığı haklarda, kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izinlerde kıdem başlangıcı için, iş sözleşmesinin yapıldığı tarih değil; işçinin eylemli olarak işe başladığı tarih gözönünde tutulduğu için iş güvencesine dair kıdemin başlangıcında da işe başlama tarihinin dikkate alınması uygun olacaktır. İşverenin işi kabulde temerrüde düşmesi veya işçinin hastalanması, kıdem süresinin başlangıcını engellemez, kıdem işlemeye başlar. Ancak, işçi, kusuruyla işe geç başlarsa, fiilen işe başladığı tarih, altı aylık sürenin başlangıcı olarak kabul edilmelidir.
Kanun altı aylık kıdemi olan işçilerin iş güvencesinden yararlanacaklarını öngördüğüne göre, bu sürenin fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarihte doldurulmuş olması şarttır.Sürenin bildirim önelleri sonunda dolacak olması, güvenceden yararlanabilmek için yeterli değildir.
Bu sürenin tamamı iş sözleşmesine dayalı olarak geçirilmiş olmalıdır. Bu açıdan, Kanundaki aylık kıdem şartını, “altı aylık işçilik kıdemi” şekilde anlamak gerekir. Bu sebeple işçinin iş ilişkisinden önce işverenle vekalet, ortaklık ilişkilerindeki süreler bu sürenin hesabında dikkate alınmamalıdır.
Geçici iş ilişkisiyle (ödünç iş ilişkisiyle) çalışan işçinin altı aylık kdemi, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 7’nci maddesinden hareketle, işçinin başka işverende (ödünç alan) geçen süresi, işverende (ödünç veren) geçirilmiş gibi sayılır. Söz konusu işçinin daha sonra ödünç alan işverenin işyerinde yeni bir iş ilişkisi kapsamında istihdam edilmesi halinde, onun nezdinde ödünç iş ilişkisi kapsamında geçirilmiş süreler, yeni iş ilişkisindeki altı aylık kıdem süresinin hesabında dikkate alınmaz.
Çıraklık ilişkisi, İş Kanununun 4. maddesindeki istisnalar arasında sayıldığından, altı aylık kıdem süresinin hesabında dikkate alınmaz. Buna karşılık stajyer olarak geçirilen süre, stajyerlerin İş Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasında anlamında iş ilişkisi kapsamında gerçekleştirilmiş olması halinde sürenin hesabında dikkate alınacaktır.
4857 Sayılı Kanunda bu şekilde bir şart getirilmediğinden aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde iş ilişkisi hukuken kesintiye uğramış olsa dahi, işçinin o işverene bağlı işyerlerinde geçen hizmet süreleri birleştirilmelidir. Değişik işyerlerinde geçirilen sürelerin toplanması, işverenin aynı olması koşuluna bağlıdır. Altı aylık kıdemin hesabında, otuz işçi ölçütü ile ilgili düzenlemeden farklı olarak açıkça bir düzenleme yer almadığından daha önce çalışılan işyerlerinin aynı işkolunda bulunması şart değildir.
İş Kanunu’nun 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca işyerinin devrinde devralan işveren, hizmet süresi ile ilgili haklarda işçinin devreden işveren yanında çalışmaya başladığı tarihe göre işlem yapmak zorunda olduğundan, devirle işverenin değişmesi altı aylık kıdem süresini etkilemeyecektir. Bu bağlamda, iş yerinin, işvereni tarafından, bir şirkete sermaye olarak konulması halinde de, İş Kanunu’nun 6. maddesi anlamında işyerinin devri olarak kabul edilmeli kıdem süreleri birlikte hesaplanmalıdır.
Altı aylık kıdem şartı öngören düzenleme, İş Kanununun 21. maddesinin son fıkrası uyarınca sözleşme ile aksi kararlaştırılamayacak hükümler arasında sayılmadığından, bu süreyi kısaltan veya tamamen ortadan kaldıran sözleşme hükümlerini geçerli kabul etmek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçinin işyerinde 31/05/2013 tarihinde çalışmaya başladığı, işveren tarafından iş sözleşmesi feshinin 15/11/2013 tarihinde davacı işçiye bildirildiği, bu tarihe göre davacı işçinin davalı işveren nezdinde hizmetinin altı aydan az olduğu, kaldı ki kıdem süresinin 6 aydan az olduğunun mahkemenin de kabulünde olduğu anlaşılmıştır.
Bununla birlikte davalılar arasındaki hizmet alım sözleşmesi incelendiğinde süresinin 6 ay olduğu görülmüş olması tek başına davalıların kötüniyetli hareket ettiklerini göstermez. Bu sebeple davalı işverenler bünyesindeki çalışmasının 6 aydan fazla olduğunu davacı işçinin ispat etmesi gerekir. Bu kapsamda davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde çalışmaların kesintisiz olmadığı, değişik işverenler bünyesinde değişik adreslerde çalıştığı en son dava dışı Summa Şirketinden 13.07.2012 tarihinde çıkışı olduktan yaklaşık 1 yıl kadar sonra bu kez de davalı ………… Şirketi bünyesinde diğer davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığı görülmüş, bu hali ile kesintili ve değişik işverenler bünyesinde geçen çalışma süresinin birleştirilmesinin de mümkün olmadığı anlaşılmış olmakla davacının kıdem süresinin işe iade davası açmaya yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik ve yanılgılı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
4857 Sayılı İş Yasası’nın 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Davanın REDDİNE,
3. Alınması gereken 27,70 TL harçtan peşin yatırılan 24,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 3,40 TL harcın davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına,
4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı EÜAŞ’ın yaptığı 50,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalı EÜAŞ’a ödenmesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ye göre 1.500,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6. Artan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine,
7. Peşin alınan temyiz harcının istemi halinde davalılara iadesine, 17.02.2015 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları