1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 21. Hukuk Dairesi
  4. İŞ KAZASI SONUCUNDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATIN HESAPLANMASI – HAKİM TARAFINDAN HÜKMEDİLEN TUTARIN MANEVİ ZARARLA ORANTI OLMASI GEREKTİĞİ 

İŞ KAZASI SONUCUNDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATIN HESAPLANMASI – HAKİM TARAFINDAN HÜKMEDİLEN TUTARIN MANEVİ ZARARLA ORANTI OLMASI GEREKTİĞİ 

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Mahkemece yapılacak iş davacının maddi zararını konusunda uzman aktüerya bilirkişisine yöntemince yeniden hesaplatarak bulunacak zarar miktarından 6098 sayılı TBK’nın 55. maddesi dikkate alınarak davacının talebini aşmamak kaydıyla, Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin, rücu edilebilecek kısmının belirlenen zarar tutarından indirilmesiyle karar verilmesinden ibarettir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
T.C.
Yargıtay
21. Hukuk Dairesi
E: 2013/21369 K: 2014/1967 K.T.: 11.02.2014
DAVA: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, tarafların vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
KARAR: 1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-) Dava, iş sonucu %23.2 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece; fazlaya dair talep ve dava hakkı saklı kalmak üzere 5.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 22.09.2008 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kusurun aidiyeti ve oranı uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Tazminatın saptanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları. Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Öte yandan tazminat miktarının, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez.
Başka bir anlatımla, işçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancının ise; yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulacağı, 60 yaşına kadar ( aktif ) dönemde, 60 yaşından sonrada bakiye ömrüne kadar ( pasif ) dönemde elde edeceği kazançların ortalama yöntemine başvurulmadan her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı, hesap raporunun Yargıtay denetimine elverişli olması gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda ise; hükme esas hesap raporunda davacının çalışamadığı dönemlerde yoksun kaldığı kazancının hesaplandığı, bu miktardan Mahkemece davacının müterafik kusur oranı indirilmek suretiyle maddi tazminat miktarının saptandığı anlaşılmaktadır. Şu halde, bilirkişi tarafından yapılan maddi zarar hesabının, hatalı yorum ve hesaplama hatasına dayalı olduğu gibi, Dairemizin yerleşik içtihatlarına da aykırı olduğu görülmektedir.
Yapılacak iş, yukarı da açıklandığı şekilde davacının maddi zararını konusunda uzman aktüerya bilirkişisine yöntemince yeniden hesaplatarak bulunacak zarar miktarından 6098 sayılı BK’nın 55. maddesi dikkate alınarak davacının talebini aşmamak kaydıyla, Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin, rücu edilebilecek kısmının belirlenen zarar tutarından indirilmesiyle karar verilmesinden ibarettir.
3-) Manevi tazminata dair temyiz itirazlarına gelince;
Gerek mülga 818 Sayılı BK’nın 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nın 56. maddesi hükmüne göre Hakim: ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23.06.2004 gün, 2004/13-291 – 370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 10.000,00 TL manevi tazminatın az olduğu açıkça belli olmaktadır. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 11.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları