1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Hukuk Genel Kurulu
  4. İLAMLI İCRA TAKİBİNİN İPTALİ İSTEMİ – AKTİF HUSUMET

İLAMLI İCRA TAKİBİNİN İPTALİ İSTEMİ – AKTİF HUSUMET

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: İstek, ilamlı icra takibinin şikayet kanun yolu ile iptaline ilişkindir. Takip dayanağı ilamda hüküm içişleri Bakanlığı lehine kurulmuştur. Buna rağmen ilamın Maliye Bakanlığı tarafından alacaklı sıfatı ile icraya konulması, ilama, usule ve yasaya aykırıdır. O halde mahkemece, takibin aktif husumet yokluğu sebebiyle iptaline karar verilmesi gerekir.
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2012/12-668 K: 2013/148 K.T.: 23.01.2013
DAVA: Şikayet kanun yoluna başvuru sebebiyle yapılan yargılama sonunda; İzmir 9. İcra Hukuk Mahkemesi’nce şikayetin reddine dair verilen 20.10.2010 gün ve 2010/1245-1361 Sayılı kararın incelenmesi şikayetçi-borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 17.11.2011 gün ve 2011/5851 – 22529 sayılı ilamı ile;
(… Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Takip dayanağı ilamda hüküm içişleri Bakanlığı lehine kurulmuştur. Buna rağmen ilamın Maliye Bakanlığı tarafından alacaklı sıfatı ile icraya konulması, ilama, usule ve yasaya aykırıdır.
O halde mahkemece, takibin aktif husumet yokluğu sebebiyle iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir …),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HGK’ca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR: İstek, ilamlı icra takibinin şikayet kanun yolu ile iptaline ilişkindir.
Mahkemece, şikayetin reddine karar verilmiştir.
Şikayetçi-borçlu vekilinin temyizi üzerine, özel dairece yukarda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle karar bozulmuştur.
Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü şikayetçi-borçlu vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla HGK önüne gelen uyuşmazlık; ilamla davacı İçişleri Bakanlığı lehine hükmedilen alacağın, ilamlı icra takibi yoluyla tahsilini Maliye Bakanlığı’nın kendi adına tahsile koyabilip koyamayacağı, dolayısıyla anılan takipte aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı; burada varılacak sonuca göre, ilamlı icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
Bu noktada, konuya dair kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır:
Hukuk davalarında olduğu gibi, bir icra (veya iflas) takibinin esas bakımından başarı elde edebilmesi için, takip talebinde alacaklı ve borçlu olarak gösterilen kimselerin (2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 58/1,2), o takipte gerçekten alacaklı ve borçlu sıfatını haiz olmaları ilk şarttır. Bir takip talebinde alacaklı ve borçlu olarak gösterilen kimseler, taraf ve takip ehliyetine sahip olabilirler. Fakat, onların bu takipte gerçekten alacaklı ve borçlu olma sıfatları yoksa, takip, borçlunun itirazı üzerine başarısızlığa uğrar (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, Sahife: 144).
Ote yandan, Devlet, yani merkezi idare, veyahut genel idare, tek bir kamu tüzel kişiliği oluşturur. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, yüksek mahkemelerin, Cumhurbaşkanlığının, Başbakanlığın, bakanlıkların, valiliklerin, kaymakamlıkların ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Bunların hepsi Devlet tüzel kişiliğinin içinde yer alırlar. Bunlar, kendi başlarına bir tüzel kişi değil, Devlet tüzel kişiliğini oluşturan birimlerdir (Gözler, Kemal: 5018 ve 6085 Sayılı Kanunlarda Bazı idare Hukuku Terimlerinin Yanlış Kullanımı Üzerine, AÜHFD, Sayı: 60-4, Ankara 2011, Sahife: 840).
Ayrıca, 02.11.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu idareleri ve Özel Bütçeli idarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine dair Kanun Hükmünde Kararname (659 Sayılı KHK)’nın 6/1-2. maddesinde, idarelerin, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak açılacak adli ve idari davalar ile tahkim yargılaması ve icra işlemlerinde taraf sıfatını haiz oldukları ve bu kurumlar nezdinde vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisinin hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara ait olduğu belirtilmektedir. Maddede belirtilen idareler kavramının kapsamına, 10.12.2003 tarihli ve 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli ( I ) ve ( II ) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idareleri girmektedir (659 Sayılı KHK m. 2/1-ç).
Somut olayda:
İzmir 15. icra Müdürlüğü’nün 2008/5531 Esas sayılı dosyasında karşı taraf/alacaklı Maliye Bakanlığı vekili tarafından 07.04.2008 tarihinde şikayetçi/borçlu A. ve dava dışı kişi hakkında hakkında başlatılan ilamlı icra takibinde; 59.797,00.-YTL toplam alacağın tahsili istenilmiş; borcun sebebi İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05.11.2007 gün ve 2006/440 Esas, 2007/506 Karar sayılı ilamı gösterilmiştir.
Takibe dayanak olarak gösterilen ilamda alacağın, davacı içişleri Bakanlığı lehine hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Şikayetçi, dilekçesinde takibe dayanak yapılan mahkeme ilamında alacağın içişleri Bakanlığı lehine hükmedilmesine karşın, takibin Maliye Bakanlığı tarafından başlatıldığını, Maliye Bakanlığı’nın anılan takipte taraf sıfatı olmadığını belirterek, takibin iptalini talep etmektedir.
İlamlı icraya başvuru hakkı, ilam veya ilam niteliğindeki belge lehine olan, yani ilama veya ilam niteliğindeki belgeye göre alacaklı olan kişiye (ilam alacaklısına) aittir (Kuru, Baki: age., s. 773).
Nihayet, icra takip hukuku şekli olup, tercih edilen takibin ilama uygun olması gerekir. Dar yetkili icra mahkemesi, takibe konulan ilamı genişletecek veya daraltacak şekilde yorumlayamaz.
Yukarıda vurgulandığı üzere, bir takip talebinde alacaklı ve borçlu olarak gösterilen kişilerin, o takipte gerçekten alacaklı ve borçlu olma sıfatları yoksa, takip, borçlunun itirazı üzerine başarısızlığa uğrayacağından, eldeki uyuşmazlığa konu takibe dayanak gösterilen ilamda hak sahibi olarak görünen içişleri Bakanlığı, 659 Sayılı KHK’nın 2/1-ç maddesi kapsamında kamu idaresi olduğu halde, alacaklı sıfatı ile ilama dayanarak takipte bulunan Maliye Bakanlığı’nın anılan takipte sıfatı ve dolayısıyla aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Zira, 659 Sayılı KHK’nın 6. maddesi hükmü de, varılan bu sonucu teyit etmektedir.
Şu durumda, mahkemece, ilama dayalı takipte Maliye Bakanlığı’nın alacaklı sıfatının bulunmaması sebebiyle takibin aktif husumet yokluğu sebebiyle iptaline karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, HGK’ca da benimsenen ve aynı hususlara işaret eden özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Şikayetçi-borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı kanunun 29. maddesiyle eklenen Geçici Madde 7 atfıyla uygulanmakta olan aynı kanunun 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.01.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları