1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 19. Hukuk Dairesi
  4. EHLİYETSİZ KİMSENİN YAPMIŞ OLDUĞU İŞLEMİN GEÇERLİLİĞİ – TAM EHLİYETSİZLİĞİN SORUMLULUĞU

EHLİYETSİZ KİMSENİN YAPMIŞ OLDUĞU İŞLEMİN GEÇERLİLİĞİ – TAM EHLİYETSİZLİĞİN SORUMLULUĞU

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Kanun, tam ehliyetsizlerin yaptıkları hukuki işlemleri batıl sayarken bu gibi kimseleri korumak, kendi menfaatlerine aykırı işlemleri yaparak 3. kişilerce sömürülmelerine engel olmak amacını gütmüştür. Bu tehlikenin ortadan kalktığı normal zekalı bir insanla eşdeğer tarzda hareket ettiği durumlarda, hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağından kanun bunu himaye etmez. 09.03.1955 gün 22/2. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edecek, yani normal zekalı bir insan dahi aynı tarzda muamelede bulunabilecek idiyse ehliyetsiz olduğundan bahisle muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürememelidir.
T.C.
Yargıtay
19. Hukuk Dairesi
E: 2013/16226 K: 2014/12206 K.T.:
Taraflar arasındaki ipoteğin kaldırılması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı banka vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılardan Y.. Kredi Bankası A.Ş. vek. Av. D.K. gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Dava, fiil ehliyetinin yokluğu iddiasına dayalı ipoteğin fekki istemine ilişkindir.
Davalı YKB vekili, ipoteğin davacının kıslanmasından önce tesis edildiğini, davacının ve eşini dava dışı A… Mobilya Ltd. Şti.’yle imzalanmış Genel Kredi Sözleşmesinin kefilleri olduğunu, davacının aynı zamanda şirket müdürü ve ortağı olarak pek çok resmi işlem yaptığını, borçların ödenmemesi üzerine hesaplar kat edilince kötüniyetli olarak kısıtlılık kararı alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumu raporuna göre davacının akit tarihi olan 14.06.2006 tarihinde tasarruf ehliyetinin bulunmadığının tespit edildiği, böylelikle ipotekten sorumlu tutulamayacağı, aktin mutlak butlanla sakat olduğu, dolayısıyla icra takibinden de sorumlu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı YKB vekili temyiz etmiştir.
1- Uyuşmazlık, paranoid tip şizofreni rahatsızlığı nedeniyle 27.11.2007 tarihinde hakkında kısıtlama kararı verildiği anlaşılan davacının, davalı banka lehine tesis ettiği 14.06.2006 tarihli ipotekten sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Kural olarak tam ehliyetsiz kişilerin hukuki işlemleri hükümsüzdür (TMK m.15). Ancak bu kuralın istisnaları vardır. Bunlardan biri TMK’nın 2.maddesinde de öngörülen dürüstlük kuralıdır. Buna göre, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”. TMK’nın 15.maddesinde hükme bağlanan kuralın istisnalarından biri de, BK’nın 54. maddesi hükmüdür. BK’nın 98/2.maddesi yollamasıyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanması mümkün olan BK’nın 54/1. maddesi uyarınca hakkaniyet elverdiği takdirde tam ehliyetsiz olan kişi diğer tarafın batıl hukuki işlemin hüküm ifade ettiğine güveni nedeniyle oluşan zararından sorumludur.
TMK’nın 452/2. maddesinde ise, “vesayet altındaki kişinin fiil ehliyetine haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı öngörülmüştür. Buna göre kendisini ehil bir kişi gibi gösterip hukuki işlem yapan ve bu suretle karşı tarafı zarara uğratan ehliyetsiz kişinin bu zarardan sorumlu olacağının kabulü gerekir.
Kanun, tam ehliyetsizlerin yaptıkları hukuki işlemleri batıl sayarken bu gibi kimseleri korumak, kendi menfaatlerine aykırı işlemleri yaparak 3. kişilerce sömürülmelerine engel olmak amacını gütmüştür. Bu tehlikenin ortadan kalktığı normal zekalı bir insanla eşdeğer tarzda hareket ettiği durumlarda, hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağından kanun bunu himaye etmez. 09.03.1955 gün 22/2. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edecek, yani normal zekalı bir insan dahi aynı tarzda muamelede bulunabilecek idiyse ehliyetsiz olduğundan bahisle muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürememelidir.
Somut olayda, davalı ülkemizde tam ehliyetli kişilerin dahi her zaman yararlanma olanağı bulamadıkları şekilde bankadan yetkilisi olduğu şirket adına krediden yararlanmış, diğer kredilerin yanı sıra yetkilisi ve ortağı olduğu şirket adına taşıt kredisi ile Mercedes –Benz Arazi Taşıtı-Jeep almış, bu suretle bir menfaat elde etmiştir. Davalı bankanın ödeme talebine kadar tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen davacının, borcun ifası istendiğinde ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınması hakkın kötüye kullanılmasının tipik bir örneğidir.
Öte yandan, BK’nın 61-66. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre kısıtlı kişinin karşı tarafın aleyhine olacak şekilde kendi mal varlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşme oranında sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Zira, sebepsiz zenginleşmenin iade borcunun doğması bakımından fiil ehliyetinden yoksun olmak sonuca etkili değildir.
Bu durumda mahkemece yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
2- Öte yandan mahkeme kararının gerekçesinde dayandığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Dördüncü İhtisas Dairesinin 30.01.2013 tarihli raporunun özellikle sonuç kısmında uyuşmazlık konusunu oluşturan ipotek sözleşmesinin 14.06.2006 olması ve bu tarih itibarıyla fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığının tartışılması ve değerlendirilmesi gerekirken, 30.06.2010 tarihinde ve sonrasında yapılan gözlemler esas alınarak kanaat bildirilmesi isabetli değildir. 14.06.2006 tarih ve öncesindeki işlem ve davranışları ile bu konudaki tıbbi belgelerin de üzerinde durulması, kısıtlama kararının 27.11.2007 tarihli olduğu hususları birlikte değerlendirilmeli, en azından fiil ehliyetinin 14.06.2006 tarihi itibarıyla bulunup bulunmadığı konusundaki şüphe ve tereddütler giderilerek denetime elverişli ve ayrıntılı rapor alınmalıdır. Bu haliyle Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Dördüncü İhtisas Dairesinin 30.01.2013 tarihli raporu hüküm kurmaya elverişli olmadığından, Adli Tıp Genel Kurulundan da rapor alınıp, tüm deliller birlikte değerlendirilerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Yapı ve Kredi Bankasına verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 03.07.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları