1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 3. Hukuk Dairesi
  4. ECRİMİSİL İSTEMİ – BUTLAN – İYİNİYET – YOLSUZ TESCİL

ECRİMİSİL İSTEMİ – BUTLAN – İYİNİYET – YOLSUZ TESCİL

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava, murisin sağlığında, davaya konu taşınmazları mirasçılarından mal kaçırmak maksadıyla muvazaalı olarak davalıya sattığından bahisle açılan tapu iptal davasının kabul edildiği, bu sebeple davanın açıldığı tarihten geriye doğru 5 yıllık ecrimisil talebine ilişkindir. Tapuda malik olarak davalının gözükmesi onun hukuki açıdan mülkiyet hakkını kazandığını göstermez. Taşınmazı teslim almış olan sadece ödediği bedeli kendisine iade edilinceye kadar hapis hakkına sahiptir. Teslim keyfiyeti mülkiyetin naklinde göz önünde tutulacak bir husus değildir. Taşınmazın mücerret teslimi ifa olarak kabul edilemez, ifa kabul edilirse o zaman eldeki ifa davasının anlamını izah mümkün olmaz. Davalının tapusunun iptaline dair karar kesinleştiği tarihe kadar davalıdan herhangi bir talep de bulunulmayacağı görüşüne de iştirak mümkün değildir. Olayda gerçek bir bedel mukabilinde satış söz konusu olmadığından, satış parası iade edilinceye kadar yararlanma hakkı tanıyan İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması da mümkün olmamıştır. Bu duruma göre, geçersiz satım sözleşmesine dayalı taşınmaz iktisap eden davalının; taşınmazda, iyiniyetli zilyet olduğu kabul edilemez. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu davalının iyiniyetli kabul edilmesi ve bu çerçevede inceleme ve değerlendirme yapılarak, davanın reddine dair hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
 
T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
E: 2013/218 K: 2013/1351 K.T.: 30.01.2013
DAVA : Dava dilekçesinde 10.000 TL ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesi ile; davacıların 22.5.2005 tarihinde vefat eden S. H.’nin mirasçıları olduklarını, murisin sağlığında, davaya konu taşınmazları mirasçılarından mal kaçırmak maksadıyla muvazaalı olarak davalıya sattığından bahisle açtıkları tapu iptal davasının kabul edildiğini, bu sebeple davanın açıldığı tarihten geriye doğru 5 yıllık ecrimisil talep etmişlerdir.
Davalı vekili, davaya konu taşınmazların dava tarihinde halen davalı adına kayıtlı olduğunu, bununla ilgili uygulanabilir bir yargı kararı olmadığını, kaldı ki davadan evvel davalıya ihtarname gönderilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tapu iptali tescil davaları inşai dava olup hüküm ve sonuçlarını geleceğe etkili olarak doğurduğu, taraflar arasında görülen tapu iptali tescil davasının yargılamanın devamında 10.9.2012 tarihinde kesinleştiği, hüküm ve sonuçlarını bu tarihten sonra doğuracağı, bu sebeplerle davalı tarafın tapu iptali tescil davasının devamı süresince tapu kaydına dayanarak davaya konu taşınmazın hakka dayalı zilyedi konumunda bulunduğu, davacı tarafların üstün hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda bahsi geçen Söke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/438E- 2009/465K sayılı ilamı incelendiğinde; 8.11.2005 tarihli davayla davalı aleyhine davaya konu taşınmazların murisin sağlığında davalıya temlik etmesi sebebiyle davacıların muris muvazaasına dayalı tapu iptal -tescil talebinde bulundukları, yargılama sonucunda mahkemece, satış işlemi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığından, bağış işlemi de resmi şekle uymadığından geçersiz sayılarak davanın kabulüne karar verildiği, hükmün 10.9.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Mahkeme; davaya konu taşınmazın davalıya satışını; baştan itibaren ( satış işlemini muvazaalı sayarak ) butlanla hükümsüz kılmıştır.
Genel kural olarak herhangi bir yasa veya düzenleyici kural yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu olarak da yasaların geriye yürümeyecekleri benimsenir. Tamamlanmış hukuki durumları yeni yasa ve düzenleyici kuralın etkilememesi, onlar üzerinde hukuki sonuçlar doğurmaması kazanılmış hakların saklı tutulması amacını güder.
Bilindiği gibi bir hukuki işlemin konusu ( içeriği ) itibariyle olduğu gibi meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı olabilir, işlemin meydana gelişine dair olan emredici hukuk kurallarına hukuki işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyeti şartlarını belirleyen şekli nitelikli hükümlerdir ve bu özellikleri itibariyle konuya ( içeriğe ) dair olan maddi nitelikteki hükümlerden ayrılırlar. Şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık halinde kurucu unsurlarını, örneğin irade beyanının, icap kabulün bulunmaması halinde hukuki işlem şeklen dahi meydana gelmemektedir; İsviçre, Alman ve Türk Hukukunda hukuki işlemin şekli unsurlarını tespit eden emredici hukuk kurallarına aykırılık sebebiyle hukuki işlemin mevcudiyet kazanmaması halinde hukuki işlemin yokluğundan söz edilir. ( Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü Prof. Dr. E. Moroğlu 1993 )
Butlan sebeplerine gelince, genel olarak butlan halleri. B.K.nun 19 ve 20. maddelerinde belirtilmiştir. Bu hükümlere göre; konuları bakımından imkansız veya emredici hukuk kurallarına yahut ahlak ve adaba aykırı olan hukuki işlemler butlan sebebiyle geçersizdir. Kanunen uyulması zorunlu olan ve aksi kararlaştırılamayan hukuk kuralları, emredici özellikleri itibariyle mutlak ve nisbi emredici hükümler diye iki gurupta toplanırlar. İsviçre- Türk Hukukunda özel, ilişkin, emredici hükümlere aykırılık halinde mutlak butlandan söz edilir. Başka bir anlatımla, butlan durumunda hukuki işlem şeklen mevcut olmakla beraber amaçlanan hükümleri doğurmaz. ( HGK. 29.5.2002 gün 2-441-433 K. )
Belirtmek gerekir ki, Kanunun şekil, ehliyet ve içerik bakımından aradığı koşulları içermeyen hukuki işlem mutlak olarak geçersizdir; dolayısıyla da hiçbir hukuki sonuç doğurmayan böyle bir işlem, hüküm ifade etmez. Oysa; bireyin iradesinin bir görünüşü olan hukuki işlem, subjektif hakların başlıca kaynaklarından birini oluşturur, bu sebeple hukuki işlemin bir varlığı ve kıymeti vardır. Bu sebeple geçersizlik olgusunun varlığı durumunda, maddi bir olay olan hukuki işlemi, bizzat kendine etki ederek onu tamamen kaldırır ve bir yerde geçersiz işlem yokluğa eşittir; ( geçersizliğin niteliğini açıklayan klasik görüş için B.K.. Jale Güral, Hükümsüzlük Nazariyeleri Karşısında Türk Medeni Kanunu Sistemi, sh. 31 vd. ). Çok özel durumlarda Medeni Kanun’un 2. maddesinden hareketle geçersiz sözleşmeden hukuki sonuçlar çıkarılması, bu yargıyı değiştirmez ( HGK. 10.11.1993 gün 1993/13-125-1993/711 K. ), ( YİBK. 30.9.1988 gün ve 2/2 Sayılı Kararı ).
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla. Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989. tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu sebeple Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini ( herkese açık olmasını ) sağlamış, iyi ve doğru tutulmasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyiniyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3.kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tecil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3.kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür ( N.Yavuz, U.Ecrimisil Davaları 2005, Ank., 82, 83, Yargıtay 3.H.D. 1.4.1982 gün ve 1144 E-1385 K. ).
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 906, 908. maddeleriyle ilgilidir. Davalı iyiniyetli ise, tazminatla yükümlü olmayacak, suiniyetli ise sorumlu kılınacaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 906. maddesinde öngörülen hüsniniyet maddedeki “…mevcudiyetine kani olduğu hakkına muvafık surette istifade…” sözcüklerinden de anlaşılacağı üzere anılan Kanunun 3. maddesinde düzenlenen subjektif hüsniniyettir. Diğer deyişle “eğer zilyet” a ) gerek intikali yapan kimsenin ehliyet veya selahiyetinde. gerek muamelenin şartlarında, şeyin zilyetliğini kendisine muteber bir şekilde geçirmeye mani bir sebebin bulunduğunu bilmiyorsa ve b ) bilmeyişi mazur görülebilir mahiyette ise; başka bir ifadeyle ahvalü vaziyete göre beklenen ihtimam ve dikkati sarfettiği halde bilemeyecek durumda ise o hüsniniyetli bir zilyettir ve M.K.m.906, 907’deki hükümlere tabidir. Aksi halde suiyiniyetli zilyettir ( Feyzioğlu, Zilyetlikte İadenin Mevzuu ve Şumulü, İst. 1961, sh. 126,127,131 ).
O halde, olayda sağlıklı bir sonuca varabilmek için hukuki sebebe istinat etmeyen tescil işleminin mülkiyet hakkını intikal ettirip ettiremeyeceği hususunu ve tapu kaydının iptaline ait mahkeme kararının niteliğini tesbitte zorunluluk vardır.
Davalı üzerindeki tapu kaydının butlan suretiyle tesis edildiği mahkemece kabul edildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu iptal nedenine göre davalıyı iyiniyetli kabul etmek mümkün değildir. Kesinleşen iptal kararı bir adli gerçeği ifade edip, bunun aksinin iddia edilmesi hukuk bakımından kabul edilebilir bir iddia niteliği taşıyamaz. Tapu kaydının davalı üzerinde olması davalının iyiniyetli kabulünü gerektirir bir neden teşkil edemez.
Tescil hukuki sebebe bağlı bir işlemdir. Diğer deyişle hukuki sebepten yoksun bir tescil yolsuz tescildir ve mülkiyetin intikalini sağlamaz ( Saymen-Elbir. Türk Eşya Hukuku, İst.1954,sh.194; Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İst. 1982, sh.369; Gürsoy-Eren-Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ank. 1978, sh.261, 326, 381, 549 ).
Tapuda malik gözüken davalı aslında gerçek malik olmayıp, tescil hukuki sebepten yoksun bulunduğundan gerçek malik davacıdır. Tapuda malik olarak davalının gözükmesi onun hukuki açıdan mülkiyet hakkını kazandığını göstermez. Taşınmazı teslim almış olan sadece ödediği bedeli kendisine iade edilinceye kadar hapis hakkına sahiptir. Teslim keyfiyeti mülkiyetin naklinde gözönünde tutulacak bir husus değildir. Taşınmazın mücerret teslimi ifa olarak kabul edilemez, ifa kabul edilirse o zaman eldeki ifa davasının anlamını izah mümkün olmaz.
Tapu Sicilinin aleniyeti ilkesi karşısında taşınmazı teslim alırken o tarihte malikin kim olduğunu Tapu Dairesinde incelemeyen ve şekil, ehliyet bakımından Kanunun aradığı koşulları ihtiva etmeyen hukuki işlem mutlak olarak geçersiz olup; bunu incelemeyen kimsenin Medeni Kanun’un 3. maddesi karşısında iyiniyetli olduğu da kabul edilemez.
Tescile sebep teşkil eden akit muteber olmadığı durumlarda mülkiyetin intikal etmeyeceği ve tapunun iptaline dair yargı kararlarının beyani ( izhari ) bir karar olduğu, inşai nitelikte olmadığı, tashih davasının bir tesbit davası bulunduğu hususu doktrinde de kabul edilmektedir ( Gürsoy-Eren-Cansel, age. sh.333, 381, 1050 ). Bu bakımdan davalının tapusunun iptaline dair karar kesinleştiği tarihe kadar davalıdan herhangi bir talep de bulunulmayacağı görüşüne de iştirak mümkün değildir. Olayda gerçek bir bedel mukabilinde satış sözkonusu olmadığından, satış parası iade edilinceye kadar yararlanma hakkı tanıyan 10.7.1940 gün, 2/77 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması da mümkün olmamıştır. ( N.Yavuz, a.g.e. sh.770-771 )
Bu duruma göre, ( geçersiz satım sözleşmesine dayalı taşınmaz iktisap eden ) davalının; taşınmazda, iyiniyetli zilyet olduğu kabul edilemez. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davalının iyiniyetli kabul edilmesi ve bu çerçevede inceleme ve değerlendirme yapılarak, davanın reddine dair hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş. bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K. 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 30.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları