1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 10. Hukuk Dairesi
  4. ÇİFTE SİGORTALILIK – SİGORTALILIK HALLERİNİN BİRLEŞMESİ – SİGORTALILIĞIN SÜRESİNİN BELİRLENMESİ

ÇİFTE SİGORTALILIK – SİGORTALILIK HALLERİNİN BİRLEŞMESİ – SİGORTALILIĞIN SÜRESİNİN BELİRLENMESİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konularak, baskın olan sigortalılığa üstünlük tanınmalı ve devamında da önce başlayan sigortalılığa geçerlilik tanınarak; 19.06.2007 – 30.04.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında iptal edilen sigortalılıktan, geçerlilik tanınan 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığa prim aktarımı sonrası 1479 sayılı Kanun kapsamında prim borcu kalıp kalmadığı ve yaşlılık aylığı bağlanması için oluşması gereken şartlar irdelenip değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
T.C.
Yargıtay
10. Hukuk Dairesi
E: 2014/26981 K: 2015/4825 K.T.: 17.03.2015

Dava, yaşlılık aylığı bağlanması ve menfi tespit istemine ilişkindir.

Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M.. A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) 5510 sayılı Kanunun “Sigortalılık hallerinin birleşmesi” başlığını taşıyan 53. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalının, 4. maddenin 1. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacağı öngörülmüş, anılan fıkra daha sonra 6111 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişikliğe uğramıştır. 01.03.2011 günü yürürlüğe giren bu maddede, sigortalının 4. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statüleri ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statüsüne aynı anda tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi hâlinde öncelikle aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında, (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi durumunda ise aynı maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı açıklanmış, 5510 sayılı Kanuna 6111 sayılı Kanunla eklenen geçici 33. maddede de, Kanunun 53. maddesinin 1. fıkrasında bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla yapılan değişikliklerin, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten öncesi için uygulanmayacağı belirtilmiştir. Burada belirtilmelidir ki, her kanunun yürürlükte olduğu dönemde ortaya çıkan uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği ilkesinden hareketle açıklanan düzenlemelerin geçmişe dönük uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmelidir.

Öte yandan, Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemen olup buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları ve kanunları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü kanun hükümleriyle engellenmiştir. 5510 sayılı Kanunun Yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin olarak bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konulmalıdır. Şu durumda 506 sayılı (hizmet akdine dayalı olarak işveren/işverenler tarafından çalıştırılma) ve 1479 sayılı (hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma) Kanunlar kapsamında veya 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri çerçevesinde birleşen (çakışan) zorunlu sigortalılık olgusuna ilişkin olarak; 5510 sayılı Kanunun yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden baskın sigortalılığa üstünlük tanınmalı, 01.10.2008 – 01.03.2011 dönemi yönünden 5510 sayılı Kanunun 53. maddesi gereğince ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınmalı, 01.03.2011 tarihinden itibaren ise anılan maddede 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gözetilerek hizmet akdine dayalı çalışmaya değer verilmelidir.

Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, vergi kaydı nedeniyle 19.06.2007 – 30.04.2008 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olan ve bu dönemde kendine ait işyerinden 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı iptal işlemi isabetli olup davacının; 01.05.2008 – 01.12.2008 tarihleri arasındaki 506 (4/a) ve 1479 (4/b) sayılı Kanunlar kapsamındaki çakışan zorunlu sigortalılıklarına ilişkin ise; özellikle 53. madde düzenlemesi ve söz konusu maddede daha sonra yapılan değişikliğin geriye yürütülememesi karşısında, gerçek ve fiili çalışmasının, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konularak, baskın olan sigortalılığa üstünlük tanınmalı ve devamında da önce başlayan sigortalılığa geçerlilik tanınarak; 19.06.2007 – 30.04.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında iptal edilen sigortalılıktan, geçerlilik tanınan 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığa prim aktarımı sonrası 1479 sayılı Kanun kapsamında prim borcu kalıp kalmadığı ve yaşlılık aylığı bağlanması için oluşması gereken şartlar irdelenip değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem hâlinde davacıya iadesine, 17.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları