1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 3. Hukuk Dairesi
  4. BOZMA İLAMINDAN SONRA ISLAHIN MÜMKÜN OLMASI – HARİCİ SATIŞ SÖZLEŞMESİYLE SATILAN TAŞINMAZIN ZAPTINDAN KAYNAKLI SATIŞ BEDELİNİN UYARLANARAK İADESİ – EKONOMİK ETKENLER – ISLAH

BOZMA İLAMINDAN SONRA ISLAHIN MÜMKÜN OLMASI – HARİCİ SATIŞ SÖZLEŞMESİYLE SATILAN TAŞINMAZIN ZAPTINDAN KAYNAKLI SATIŞ BEDELİNİN UYARLANARAK İADESİ – EKONOMİK ETKENLER – ISLAH

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Dava harici satış sözleşmesiyle davacılara satılan taşınmazın 3. şahıslarca zaptı sebebiyle davalıya ödenen satış bedelinin uyarlanarak iadesi istemine ilişkindir. Yerel mahkeme kararı yargıtayın ilgili hukuk dairesince eksik incelemeden dolayı bozulmuştur. Bozma ilamına mahkemece uyulmasıyla doğan bir kazanılmış hak bulunmadığından bozma ilamından sonra davacı tarafça talep sonucunun ıslah yoluyla artırılmış olması yasal bulunmuştur.
T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
E: 2014/5539 K: 2014/12983 K.T.: 13.10.2014
DAVA : Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesiyle davacıların davalıdan taşınmaz aldıklarını, 1994 yılında 100 milyon TL ödediklerini, davalıya ihtar gönderildiğini, fazlaya dair hakların saklı olduğunu belirterek 6.000.00.- TL’nin yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından;”… Dava harici satış sözleşmesiyle davacılara satılan taşınmazın 3. şahıslarca zaptı sebebiyle davalıya ödenen satış bedelinin uyarlanarak iadesi istemine ilişkindir. Davalı taşınmazın tapusuz olduğu ve zilyetliğin satış sözleşmesiyle davacılara devredildiğini savunmuş, mahkeme kararında ise; taşınmazın tapulu olduğu belirtilmiş olup, tapu kaydı getirtilmemiştir. Davacılar davalıya ihtarla bildirinceye kadar taşınmazdaki zilyetliklerinin devam ettiğini iddia etmişler ise de mahkemece bu iddia üzerinde de durulmamıştır. Zilyetlik devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez. Bu durumda mahkemece öncelikle davaya konu taşınmazın var ise tapu kaydı satış tarihini de kapsar şekilde tedavüllü olarak getirtilmeli, davacıların zilyetlik iddialarıyla ilgili delilleri toplanmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yön gözardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…”, gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş, yapılan keşif, alınan bilirkişi raporu, davacı tarafın sunduğu ıslah dilekçesi doğrultusunda 14.299.41.- TL tazminatın yasal faiziyle davalı taraftan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Somut olayda Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bozma kararının 10.7.2007 tarihli olduğu, yapılan keşif, alınan bilirkişi raporuna göre de dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının 6.11.2013 tarihinde ıslah dilekçesi sunarak talebini 14.299.41.- TL ye yükselttiği, ıslah harcının ödendiği, ıslah dilekçesinin karşı yana tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
Islah konusundaki yasal durum hakkında aşağıdaki açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür.
Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule dair bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. maddesinde ( H.U.M.K. 83. maddesi ) ıslah; “taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir’ olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanun’un müteakip 177. maddesinde ( H.U.M.K. 84. mad. ) ise, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörülmüş olduğundan ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığından, Kanunun bu olanağı bir devre ve zamanla sınırlandırdığı kabul edilme ve bu sebeple bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.
Nitekim 4.2.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkanını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlarıyla yapılabilen ‘ıslah’ın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84. maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği Yargıtay’ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı açıklanmıştır.
Birleştirme kararıyla kabul edilen, bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı yönündeki kural, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesi hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde, bir davadaki istem/istemler hakkında mahkemece tahkikat ( tarafların duruşmaya çağrılmaları, çekişmeli yönlere dair delillerin toplanması, toplanan delillerin değerlendirilmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılması, tanıkların dinlenmesi vs. ) yapılarak, bunların ortaya koyduğu sonuç çerçevesinde bir hükmün kurulduğu ve Yargıtay’ın ilgili Dairesinin de, kurulan bu hükmü, herhangi bir sebeple usul ve yasaya aykırı görerek bozduğu hallerle sınırlı olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Nitekim mahkemece tüm deliller toplanıp, bilirkişi incelemesi yaptırılıp ve dosya esas yönünden de karar vermeye hazır hale getirildikten sonra yerel mahkemece verilen karar Yargıtay Dairesince bozulmuş ve bozmadan sonra da herhangi bir tahkikat yapılmamışsa artık ıslahın açıklanan sebeplerle kabulü mümkün değildir. ( HGK.nın 15.3.2006 tarih ve 2006/9-21 E.-2006/72 K. sayılı karar )
Ancak Yargıtay’ın ilgili Dairesi tarafından sadece “eksik inceleme”, “görevsizlik” “yetkisizlik” “taraf teşkili” gibi esasa dair olmayan sebeplerle yerel mahkeme kararı bozulmuş ise; ortada bozma ilamına uyulmasıyla doğmuş bulunan usuli bir müktesep haktan söz edilemeyeceğinden bozma ilamından sonra ıslah yoluna başvurulması hukuken mümkündür. Zira bu tür kararlar tahkikatın devam ettirilmesi zorunluluğunu doğurduğundan tahkikat devam ettiği müddetçe de ıslahın yapılabilmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay H.G.K.’nun 16.3.2005 tarih ve 2005/13-97 E.-2005/150 K. sayılı kararı, bu yöndedir. Somut olayda da bozma ilamına mahkemece uyulmasıyla doğan bir kazanılmış hak bulunmadığından bozma ilamından sonra davacı tarafça talep sonucunun ıslah yoluyla artırılmış olması yasal bulunmuştur.
Diğer taraftan hükme esas alınan bilirkişi raporunda; denkleştirici adalet ilkesine göre tazminat hesabı yapılırken sadece tefe, usd, asgari ücret değerleri esas alınmıştır. Oysa, bu değerler dışında enflasyon, döviz kurlarındaki artış, tüketici eşya fiyat endeksi, maaş artışları, altın vs gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının da alınarak paranın ulaştığı değerin hesaplanması gerekir. Bu bağlamda hükme esas alınan raporda dikkate alınan etkenler yeterli değildir.
Mahkemece, ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler sebebiyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması ve hesaplanan bu miktara hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu konu kazanılmış haklara uyulması şartıyla davalı yararına bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları