1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 2. Hukuk Dairesi
  4. BOŞANMA KARARININ NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜNE BİLDİRİLMESİ İSTEMİ – BOŞANMA İLAMINDA ZAMANAŞIMI – İLAMIN KESİNLEŞME TARİHİNİN TESPİTİ İLE YETİNME – KESİN HÜKÜM GÜCÜNÜ ALMIŞ BOŞANMA İLAMI

BOŞANMA KARARININ NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜNE BİLDİRİLMESİ İSTEMİ – BOŞANMA İLAMINDA ZAMANAŞIMI – İLAMIN KESİNLEŞME TARİHİNİN TESPİTİ İLE YETİNME – KESİN HÜKÜM GÜCÜNÜ ALMIŞ BOŞANMA İLAMI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Esas defterindeki bilgiler ışığında, boşanma ilamının nüfusa gönderilip gönderilmediği ilgili nüfus müdürlüğünden sorulup tespit edilmeli, gönderilmiş ve buna ilişkin yazı nüfus müdürlüğüne ulaşmış ise, kişilerin medeni durumundaki değişikliğe ilişkin bu ilamın, hangi sebeple nüfusa tescil edilmediği açıklattırılmalı, ilam kesinleşmiş ise, kesinleştiği tarihin tespiti ile yetinilmeli, kesinleşmemiş ise, ilamın taraflara tebliğ edilmediği kabul edilip, davalının talebinin reddine karar verilmelidir.
T.C.
Yargıtay
2. Hukuk Dairesi
E: 2014/12495 K: 2014/13569 K.T.: 16.06.2014
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR: Boşanma davasının davalısı K.G. vekili, Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesine 28.10.2013 tarihinde verdiği dilekçe ile, müvekkili ile eşinin aynı mahkemece 30.07.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiğini, bu kararın 20.09.1991 tarihinde kesinleştiğini belirterek, boşanma kararının ilgili nüfus müdürlüğüne bildirilmesini talep etmiş, mahkemece, “ilamın infazının zamanaşımına uğradığı” gerekçesiyle istek reddedilmiş, kararı talepte bulunan (davalı) temyiz etmiştir.
Öncelikle, davanın taraflarından birinin başvurusu üzerine, hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin tespitiyle ilgili olarak mahkemece verilen karara veya bu yönde yapılan işleme karşı temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.
Bir hükmün, şeklen kesinleşip kesinleşmediğini, eş deyişle şekli kesinlik kazanıp kazanmadığını tespit etme, maddi anlamda “kesin hüküm” vasfını kazanıp kazanmadığının ve o ilamın kesin hüküm etkisine haiz olup olmadığının ön koşuludur (HMK m. 303/1). Başka bir ifade ile, “kesin hüküm” etkisinin başlaması için ilamın usulen kesinleşmiş olması yasal olarak zorunludur. Bu hususu tespit etme, mahkemenin yargılama faaliyetinin bir parçasıdır ve bu faaliyetinin kapsamındadır. Hakim bu tespiti yapmakla, görülmekte olan davanın nihayete erdiğini belirlemiş olmaktadır. Kesinleşmiş bir karara, “kesinleşme şerhinin” kim tarafından ve nasıl verileceği ise, hukuki veya fiili bir engel bulunmadıkça kararı veren mahkemece yapılması gereken bir usul işlemidir (HUMK m. 443/5, 6100 sayılı HMK m. 302/4). Bu bakımdan ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin tespiti ile kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işlemini, mahkemelerin “idari işlemi” kabul etmek mümkün değildir. Kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işleminin, hata halinde her zaman geri alınması mümkün olduğundan temyize tabi olmadığı kabul edilebilir ise de, görülmekte olan davanın nihayete erdiğinin ve ilamın kesin hüküm etkisinin başladığının tespitiyle ilgili işlemin yargısal denetimin dışında olduğu kabul edilemez. Bu bakımdan, kararın temyizinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.
Mahkeme, “boşanma dosyasının imha edildiğini” belirtmiştir. Bu husus Ankara Cumhuriyet Savcılığının dosyaya gönderilen 11.11.2013 tarihli yazısından da anlaşılmaktadır. Dosyaya alınan aynı mahkemenin 1991/476 – 488 sayılı kararına göre, tarafların 30.07.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiği görülmektedir. Dava dosyası imha edildiği için bu kararın taraflara tebliğ edilip edilmediğini dosyaya bakarak tespit etmek mümkün olmamıştır. Ancak temyiz dilekçesi ekinde sunulan, o yıla ait esas defterindeki kayıtta, “tebliğ tarihinin 04.09.1991, kesinleşme tarihinin 20.09.1991 olduğuna” ilişkin bilgi notu yer almaktadır. Bu notun altında nüfusa yazıldığına ilişkin bir açıklama da bulunmaktadır. Boşanma kararı kesinleşmiş ise, üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, kesinleşmiş bu ilam, yargılamanın yenilenmesi kanun yolu kullanılmak suretiyle ortadan kaldırılmadıkça, hüküm ve sonuçlarını doğurmakta devam eder ve geçerlidir. Başka bir ifade ile kesin hüküm halini almış bir boşanma ilamı için zamanaşımı söz konusu olamaz. Nüfusa tescil, kurucu değil bildirici etkiye sahiptir.
Hüküm tarihi ile ilamın taraflarına tebliği arasında on yıl veya daha fazla zaman geçtiği iddia edilmiş ve Yargıtay temyiz incelemesi sırasında bu hususu tespit etmiş ise, ileri sürülmüş olması koşuluyla Yargıtay, hükmün esasını inceleyemez ve esasla ilgili bir bozma tesis edemez. Böyle bir durumda, diğer taraf zamanaşımını kesen veya durduran bir sebep ileri sürmüş ise bunların mahalli mahkemece araştırılması için kararı bozar. (11.04.1940 tarihli 1939/5 esas, 1940/70 sayılı içt.bir.kararı) Ancak, bu ilke icrası gereken ilamlar için geçerlidir. Kesinleşen bir boşanma hükmünün icraya konulmasına gerek yoktur. Çünkü boşanma hükmü, inşai niteliktedir ve inşai hükümlerde hukuki durumdaki değişiklik, hükmün kesinleşmesiyle meydana gelir. Başka bir ifade ile eşler, boşanma kararı kesinleştiğinde boşanmış olurlar. Bunun için kararın nüfusa tescil edilmiş olması gerekli değildir.
Mahkeme, davalının talebini “ilamın zamanaşımına uğradığı” gerekçesiyle reddetmekle, hüküm tarihinden itibaren on yıl geçtiğini, bu süre içinde ilamın tebliğe çıkarılmadığını ifade etmiş olmaktadır. Oysa esas defterindeki bilgi notunda ilamın taraflara tebliğ edildiği ve kesinleştiği, nüfusa da yazıldığı belirtilmiştir. Öyleyse esas defterindeki bilgiler ışığında, boşanma ilamının nüfusa gönderilip gönderilmediği ilgili nüfus müdürlüğünden sorulup tespit edilmeli, gönderilmiş ve buna ilişkin yazı nüfus müdürlüğüne ulaşmış ise, kişilerin medeni durumundaki değişikliğe ilişkin bu ilamın, hangi sebeple nüfusa tescil edilmediği açıklattırılmalı, ilam kesinleşmiş ise, kesinleştiği tarihin tespiti ile yetinilmeli, kesinleşmemiş ise, ilamın taraflara tebliğ edilmediği kabul edilip, davalının talebinin reddine karar verilmelidir. Bu husus araştırılmadan yazılı gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla 16.06.2014 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY :
Sayın çoğunluğun “boşanma davasının davalısı K.G. vekili Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesine 28.10.2013 tarihinde verdiği dilekçe ile müvekkili ile eşinin aynı mahkemece 30.7.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiğini bu kararın 20.09.1991 tarihinde kesinleştiğini belirterek boşanma kararının ilgili nüfus müdürlüğüne bildirilmesini talep etmiş mahkemece; ilamın infazının zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle istek reddedilmiş, kararı talepte bulunan (davalı) temyiz etmiştir.
Mahkeme boşanma dosyasının imha edildiğini belirtmiştir. Bu husus Ankara Cumhuriyet Savcılığının dosyaya gönderilen 11.11.2013 tarihli yazısından da anlaşılmaktadır. Dosyaya alınan aynı mahkemenin 1991/476 – 488 sayılı kararına göre tarafların 30.07.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiği görülmektedir. Dosyası imha edildiği için bu kararın taraflara tebliğ edilip edilmediğini tesbit etmek mümkün olmamıştır. Ancak temyiz dilekçesi ekinde sunulan o yıla ait esas defterinde tebliğ tarihinin 04.09.1991, kesinleşme tarihinin 20.09.1991 olduğuna ilişkin bilgi notu yer almaktadır. Bu notun altında nüfusa yazıldığına ilişkin bir açıklamada bulunmaktadır. Boşanma karan kesinleşmiş ise üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun kesinleşmiş bu ilam yeni bir hükümle ortadan kaldırılmadıkça hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam eder ve geçerlidir. Başka bir ifade ile kesin hüküm halini almış bir boşanma ilamı için zaman aşımı söz konusu olmaz.” şeklindeki görüşüne aynen iştirak etmekle birlikte, kararın kesinleştirilmesi işlemi mahkemenin yaptığı bir idari işlem olup bu konuda mahkemenin yaptığı bir hata varsa her zaman mahkemesince düzeltilebilir. Kesinleştirme işlemi mahkeme hakimi tarafından her zaman düzeltilmesi mümkün idari işlem niteliğinde olup, temyiz edilebilir nitelikte nihai bir mahkeme kararı değildir. (HUMK 427/l.md.) Bu nedenle temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine bu sebeple katılamıyorum.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları