1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Ceza Genel Kurulu
  4. BONODA AÇIĞA İMZA – SAHİBİNİN RIZASI DIŞINDA ZİLYET OLAN KİMSENİN BEDEL KISMINI DOLDURMASI – SAHTECİLİK

BONODA AÇIĞA İMZA – SAHİBİNİN RIZASI DIŞINDA ZİLYET OLAN KİMSENİN BEDEL KISMINI DOLDURMASI – SAHTECİLİK

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Açığa imza sahibi tarafından kendisine tevdi olunmayan imzalı yazısız kağıda imza sahibinin rızası dışında zilyet olup, resmi belgeden sayılan bono biçiminde düzenleyen sanık C.’nin, kendisine tevdi olunan imzalı boş kağıdı, zilyetliğinden vazgeçerek, hukukça hükmü haiz olacak biçimde doldurup kullanması için sanık C.’ye veren sanık N.’nin ve bertakrib ele geçirildiğini bildiği imzalı boş kağıda hukukça hükmü haiz muamele yazılmasına fikren ve eylem olarak iştirak ederek bu belgeyi kullanan sanık Z.’nin eylemleri  sahtecilik cürmünü oluşturmaktadır. 
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2001/6-70 K: 2001/77 K.T.: 01.05.2001
Ankara İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nden verilen 02.06.2000 gün ve 275/151 sayılı hüküm sanıklar vekilleri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesince 27.02.2001 gün ve 1708/1847 sayı ile;
Yargıtay C. Başsavcılığı 10.04.2001 gün ve 120764 sayılı itiraznamesi ile;
“1- Müdahillerin murisi tarafından ticari işlerinde kullanılmak üzere sanık N.’den aldığı paralara karşılık teminat olarak adı, soyadı ile imzasını kapsayan senedin borçların ev satışı ile kapatılması sonucu alacak-borç ilişkisi bitmesine rağmen bedelsiz kaldığı halde bulunmaması nedeniyle iade edilmediği daha sonra senedin sanık N. tarafından sanık C.’ye verildiği bu sanığın boş yerleri kendi el yazısı ile tamamlayarak diğer sanık Z.’ye ciro ettiği, bu sanık tarafından icra yoluna başvurulduğu iddia, tanık anlatımları ve bilirkişi raporu, sanıkların kaçamaklı savunmaları ile anlaşılmış olmasına göre;
Sanıkların eyleminin “elinde bedelsiz olarak kalmış bir senedin istimali” olduğu ve TCK’nın 509/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu, takip tarihine nazaran 4616 sayılı yasanın 1/4. maddesi hükmü uyarınca davanın ertelenmesi hususunun değerlendirilmesi lüzumu,
2- Suça konu senedin sanık N.’ye, İ. tarafından aralarındaki borç ilişkisi nedeniyle teminat olarak rıza sonucu teslim edildiği, böylece TCK’nın 509/2. maddesi anlamında rıza dışı (bertakrip) ele geçirmenin sözkonusu bulunmadığı ve eylemin TCK’nın 509/1. maddesine girdiğinin gözetilmemesi itiraz nedenlerimizi kapsamaktadır.
KARAR:
Somut olayda Yerel Mahkeme; İ.’nin boş olarak imzalayıp borcu mukabilinde N.’ye verdiği ve borç ödenmekle bedelsiz kalıp iadesi gereken senedin İ.’nin ölümünden sonra sanık N. tarafından, fikir ve eylem birliği içinde olduğu diğer sanıklardan C.’ye verildiğini, boş yerleri bu sanık tarafından doldurulan ve bedel kısmına “153.000.000.000” lira yazılan senedin diğer sanık Z.’ye ciro edildiğini, sanık Z.’nin de senedi icraya koyduğunu belirterek tüm sanıkların TCY.nın 64. maddesi delaletiyle 509/1 ve 522. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar vermiş, sanıklar ve katılan vekillerince temyiz edilen hüküm Özel Dairece, sanıkların eylemlerinin TCY.nın 509/2. maddesi yollamasıyla 342/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu gerekçesiyle bozulmuş,
Sanıklardan Z.’nin borçlusu İ., alacaklısı C. olan, 26.06.1997 düzenleme, 15.06.1998 ödeme tarihi ve 153.000.000.000 lira bedelli senetle ilgili olarak 24.03.1999 tarihinde ihtiyati haciz yoluyla İ. mirasçıları olan katılanlar Ö. ve L. ile senedi kendisine ciro eden sanık C. haklarında icra takibine geçmesi üzerine katılanların da avukatları aracılığıyla 08.04.1999 tarihli dilekçe ile
Ankara C. Başsavcılığına başvuruda bulunarak; senedi tahsile koyan Z. ile ona ciro eden ve senedin alacaklısı gözüken C.’yi tanımadıklarını, daha önceden konkordato talebi Mahkemece kabul edilen babaları İ.’nin tüm alacaklarının başvuruda bulunup alacaklarını kaydettirdikleri halde bu şahısların başvuruda bulunmadığını, sağlığında N. ve V. isimli şahıslardan faizle borç para alan babalarının daha sonra Ankara’da dört, İstanbul’da bir apartman dairesi ile Alanya’da bir yazlığın tapularını borcu mukabilinde bu şahıslara devrederek borcunu ödediği halde, borcuna teminat olarak verdiği boş senedin bu şahıslar
tarafından kaybolduğu söylenerek iade edilmediğini, V. ve N. isimli şahısların yedlerindeki sözkonusu teminat senedini iş ilişkileri bulunan C. ve Z. ile birlikte tahrif ederek takibe konu senedin oluşturulduğunu bildirerek şikayetçi olmaları üzerine hazırlık soruşturmasına başlanılmıştır.
Sanık N. bu şikayet nedeniyle kollukta verdiği 29.04.1999 günlü ilk ifadesinde; İ.’nin sıkışık olduğunu, dairelerini satmak istediğini söylemesi üzerine Ankara’daki dört, İstanbul’daki bir dairesini ve Alanya’daki yazlığını peşin para vererek satın aldıklarını, İstanbul’da ticaretle uğraşan ve K… Otelini işleten C.’nin otelinde ziyarete gittiğinde İ.’nin oraya geldiğini, aralarında alacak-verecek hususlarında ve İ.’nin Ankara’daki otelinin işletmesinin C.’ye verilmesi konusunda konuştuklarını, C.’nin bir miktar para verdiğini söyleyerek karşılığında senet istemesi üzerine İ.’nin de bir yıl sonra 1998 yılında ödenmek üzere bir senet verdiğini, imza sırasında senedin alacaklı ve miktar kısımlarının boş olup olmadığını görmediğini belirtmiş, sanık C.’nin yakalanması üzerine yeniden gözaltına alındığında kollukta verdiği 14.05.1999 günlü ikinci ifadesinde ise; İ. ile pek çok ticari ilişkileri olduğunu, bazı gayrimenkullerini satmak istemesi üzerine pazarlıkla bu gayrimenkulleri satın aldıklarını, tapuların devrinden önce parayı verdiklerini, karşılığında da tapular devredilinceye kadar teminat olmak ve tapuların devrinden sonra iade edilmek üzere kendisinden imzalı boş senet aldığını, tapuların devrinden ve karşılıklı olarak birbirlerinden alacaklarının kalmamasından sonra iade ederim dediğini, kendilerinden devamlı araba alıp satan C.’nin bir ara işyerine geldiğini, bir arabanın devir belgelerini ararken yanında çalışanlardan birisinin getirdiği dosyaların arasından İ.’nin imzaladığı boş senedin çıktığını, C.’nin senedi görerek kime ait olduğunu sorduğunu, kendisinin de İ.’nin sağlığında iken istediği senet olup, hayret edilecek şey, adamın ölümünden sonra ortaya çıktı diye cevap verdiğini, geride İ.’nin yakını kalıp kalmadığını ve malı mülkü olup olmadığını soran C.’ye geride kızları var, şirketi yürütemeyip devrettiler dediğini, onun da işlerinin bozuk olduğunu söyleyip senedi bana ver kredi için kullanayım diye teklifte bulunduğunu, kendisinin ise senette alacağı kalmadığını, mirasçılarına iade edeceğini söyleyerek sümenin altına koyduğunu, daha sonra C. ile galerideki araçlara bakmaya gittiklerini ve büroya çok girip çıkan olduğunu, ertesi günü imzalı boş senedi sümenin altında bulamadığını,yanlış anlaşılmaktan korktuğu için İ.’nin yakınlarına haber veremediğini, hatta katılan Ö.’nün yanında avukatları ile birlikte gelerek murisin borcu olup olmadığını ve senedin ne olduğunu sorduğunda murisin borcunun olmadığını söylediğini, murisin ayrıldığı eşi G.’nin telefonla kardeşi V.’yi arayarak C.’yi tanıyıp tanımadıklarını ve kendilerine kalan senedin ne olduğunu sorduğunu, V.’nin de töhmet altında kalmamak için kendilerinde senet olmadığını bildirdiğini, bu konuşmaların kardeşi V. tarafından kendisine aktarılması üzerine sümen altındaki senedin sanık C. tarafından alındığını anlayarak telefonla C.’yi aradığını, C.’nin bir fırsatını bulup senedi sümen altından aldığını, günlerce düşündükten sonra durumu Z. isimli arkadaşına açtığını, onun da birileri ile görüştükten sonra senedi kendin doldur, eski tarihler at ve bana ciro et dediğini, mali sıkıntı içinde olduğundan bu şekilde hareket etmek zorunda kaldığını, bu durumu karşı tarafa bildirmeleri halinde senedi N. verdi diye söyleyeceğini bildirerek kendisini tehdit ettiğini, bu nedenle bir süre suskun kaldığını belirtmiş, duruşmada da aynı doğrultuda savunma yapmıştır.
Sanık Z. kollukta; sanık C.’nin 1997 yılında 3-5 ay içinde ödeyeceğini söyleyerek kendisinden birkaç kez borç aldığını, kayıt tutmadığı için borç miktarını bilemediğini, karşılığında senet almadığı gibi faiz de talep etmediğini, bir ara işyerine geldiğinde birlikte borcu hesapladıklarını ve 153.000.000.000 alacaklı olduğunu tespit ettiğini, söz verdiği tarihte ödemeyince defalarca arayıp C.’den parasını istediğini, 1998 yılı başlarında görüştüklerinde sanık C.’nin 26.06.1997 düzenleme tarihli, 15.06.1998 ödeme tarihli, borçlu kısmında İ. yazılı olan senedi göstererek borcu karşılığında senedi vereceğini söylediğini, senedin kimin olduğunu sorduğunda da, senet sahibi İ.’nin Ankara’da müteahhitlik yaptığını, alacağına karşılık bu senedi aldığını, bu şahsın çok zengin biri olup senedi kolaylıkla ödeyebileceğini söyleyerek senedi kendisine ciro ettiğini, vadesi dolduğunda ise bizzat İ.’den bedelini alıp getireceğini ve senedi alacağını söylediğini, on ay kadar beklemesine karşın para ödenmeyince ve sanık C. ile görüşemeyince Avukatına
senedi icraya koyması hususunda talimat verdiğini, sonraki işlemleri ise takip etmediğini, İ.’nin senedin vadesi dolmadan öldüğü hususunda bilgisi olmadığını, İ.’nin ölümünden avukatı aracılığı ile sonradan haberdar olduğunu belirtmiş, Savcılık ifadesi ile duruşmadaki sorgusunda kolluk ifadesini doğrulayarak benzer savunma yapmıştır.
Katılan L.B. ile Ö. aşamalarda şikayet dilekçeleri doğrultusunda beyanda bulunmuşlar, tanık G.’de; boşandığı eşi İ.’nin senette belirtilen bir borcunun olmadığını, İ.’nin V. ve N.’den faizle borç alarak karşılığında teminat senedi verdiğini İ.’nin kendisinden duyduğunu, daha sonra da dairelerini bu şahıslara devretmesine ve borcunun kalmamasına karşın teminat senedinin iade edilmediğini belirtmiştir.
Tanıklar Ü.C, aşamalarda benzer biçimde; İ.’nin aldığı borçlar karşılığında V. ve N.’ye teminat senedi verdiğini,
Sanık N.’nin açık ikrarından anlaşıldığı üzere, katılanların babası olan İ.’nin 1994 yılı içinde kısa aralıklarla Ankara Gaziosmanpaşa’daki dört apartman dairesi ile Alanya’daki yazlığını sanık N. ile onun kardeşi olup hakkındaki beraat hükmü kesinleşn V.’ye haricen satarak bedelini aldığı, buna mukabil adı-soyadı ve şirketinin o tarihteki adresini yazıp imzaladığı, diğer tüm kısımlarını ise boş bıraktığı bir senedi gayrimenkullerin tapuda devrine ilişkin resmi işlemler gerçekleşinceye kadar teminat olmak üzere sanık N.’ye tevdi ve teslim ettiği, bilahare gayrimenkullerin resmi satış işleminin tapuda gerçekleştirilmesine, karşılıklı borç ve alacak mevcut olmamasına ve İ. tarafından müteaddit kereler geri verilmesi istenmesine karşın sözkonusu teminat senedinin bulunamadığı gerekçesiyle İ.’nin vefat ettiği 24.03.1998 tarihine kadar kendisine ve bu tarihten sonra da mirasçılarına iade edilmediği,
Sanık N., İ.’nin vefatından sonra kendisiyle görüşmeye gelen mirasçılarına kendisinde teminat senedi olmadığını söyleyerek bu hususu inkar etmiş olduğu gibi, hazırlık soruşturmasının başlangıcında kolluk tarafından alınan ilk ifadesinde de, takibe konulan senedi borcu mukabilinde İ.’nin imzalayıp sanık C.’ye verdiğini söyleyerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş, t a ki sanık C.’nin yakalanıp suça konu imzalı kağıdı kendini kurtaracak bir meblağ yazıp tahsil edersin diyerek N.’nin verdiğini açıklamasından sonra, kolluk tarafından yeniden gözaltına alındığında verdiği ikinci ifadesinde; suça konu senedin
İ.’ye ait teminat senedi olup, habersizce sümeninin altından sanık C. tarafından alındığını tevil yollu ikrar etmiştir.
Sanıkların eylemlerinin yasadaki suç tiplerinden hangisine uyduğunun belirlenebilmesi bakımından, Ceza Kanunumuzun 509. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında yazılı suçların unsurlarının incelenmesi, güveni kötüye kullanmak suçları ve sahtecilik suçları ile ilişkilendirilmesi, buna göre hangi nitelikte olduklarının yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması yararlı olacaktır.
Konumuzu ilgilendiren suçlardan 509. maddenin 1. fıkrasında yer alan “açığa atılmış imzanın suiistimali” suçunun oluşması için gerekli iki ön koşul bulunmaktadır.
Ön koşullardan ilki; açığa atılmış bir imzanın varlığıdır.
Açığa imzayı taşıyan kağıdın yazısız bulunması şart olmayıp, Kanunumuzda belirtilen “yazısız” kavramını, belge oluşturmayan, tamamlanmış bir hukuki işlemi ifade etmeyen manasında anlamak gerekir. Buna göre, imzalı kağıt üzerinde hukuki muamelenin yazılabilmesini sağlayacak derecede bir açıklık bırakılmış olması ve yazılmış bulunan yazıların hukuki bir hüküm ifade etmemesi yeterli ve gereklidir.
İkinci ön koşul ise; kağıdın, açığa imzayı atan tarafından, önceden ve iradi (rızai) olarak faile teslim edilmiş olmasıdır.
Yine bu suçun oluşumu için imzalı yazısız kağıdın geri verilmek veya kararlaştırılan bir hukuki muameleyi tavsip ettirmek amacıyla verilmesi gerekir. Nitekim Kanunumuz “… iade veya muayyen suretle istimal etmek üzere … kendisine tevdi olunan” demekle, sadece tevdi ve teslimi yeterli görmemiş, bunun ayrıca inançlı bir muameleye (fiduciaire) dayanması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu muamelenin yazılı veya sözlü olmasının suçun oluşumuna etkisi yoktur. Suçun maddi unsuru; açığa imzayı taşıyan kağıda sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazılmasıdır. Hukukça hükmü haiz muameleden kastolunan, bununla bir borç ihdas edilmesi veya ortadan kaldırılmasıdır. Bu suç Ceza Kanunumuzda mala karşı işlenen cürümler arasında düzenlenmiş olduğundan, failin bu suçun maddi unsurunu oluşturacak olan hareketi, mağdurun malvarlığında bir noksanlık meydana getirmeye yahut zarar vermeye yönelik olmalıdır. Yazılan muamele kararlaştırılan sınırlar içinde kalmışsa, açığa atılan imza kötüye kullanılmış olmadığından, bu durumda eylemin de suç teşkil etmeyeceği kuşkusuzdur.
TCK’nın 509. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ve unsurları ile koşulları açıklanan açığa imzanın suiistimali suçu, bu özellikleri gereği güveni kötüye kullanmak suçunun özel bir türüdür.
Konumuzu ilgilendiren suçlardan 509. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen “ele geçirilen, imzalı yazısız kağıdı kullanmak” suçunu inceleyecek olursak;
Ceza Genel Kurulumuzun 02.11.1999 gün ve 259/252 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bu fıkranın uygulanabilmesi için, geri verilmek veya üzerine kararlaştırılan bir hukuki işlemi yazmak üzere ilgilisine teslim edilen ve önceden imzalanmış bulunan boş kağıdın, imza sahibinin istek ve iradesi dışında fırsatını bularak ele geçiren sanık tarafından hukukça geçerli bir hale getirilmesi ve hukuki bir sonuç doğurması gerekir. Diğer bir anlatımla, ele geçirilen imzalı fakat yazısız kağıt sanık tarafından doldurulmalı, hukuki sonuç yaratacak bir duruma getirilmelidir.
Bu suçun faili, imza sahibi tarafından kendisine tevdi edilmemiş olan imzalı ve yazısız bir kağıda, imza sahibinin rıza ve muvaffakati dışında herhangi bir suretle zilyet olarak hukukça hükmü haiz işlem yazan veya yazdıran kişidir.
509. maddenin 2. fıkrasına göre, bu suç failleri hakkında altıncı babın üçüncü ve dördüncü fasıllarında açıklanan hükümlere göre ceza verilir. Kanunumuzun altıncı babının üçüncü faslında “Evrakta sahtekarlık” dördüncü faslında ise “Hüviyet Cüzdanı ve Nüfus Tezkeresi, Pasaport, Ruhsatname, İlmuhaber, Şahadatnema ve Beyannamelerde Sahtekarlık” suçları düzenlenmiştir.
Açığa imzayı taşıyan kağıt, imza eden tarafından teslim edilmeyip de herhangi bir bahane ile fırsatını bularak (bertakrib) ele geçirildikten sonra buna hukuken geçerli bir işlem yazıldığı takdirde evrakta sahteciliğin bir türü mü yoksa güveni kötüye kullanmanın bir çeşidinin mi gerçekleşeceği gerek yargı kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış, yerleşik biçimde yargısal kararlarda ve hemen tüm yazarlar tarafından ise öğretide, bu halde oluşan suçun sahtecilik cürmü olduğu konusunda görüş birliği oluşmuştur.
Gerek açıklanan yargısal kararlarda vurgulanan gerekse yukarıdaki alıntılarda belirtilen ve öğretide geniş katılım bulan görüş doğrultusunda, TCK’nın 509/2. maddesinde yazılı suçu, niteliği itibariyle bir sahtecilik suçu olup, koruduğu hukuki yarar belgeye duyulan güvendir. Sahtecilik suçu olmasının doğal sonucu olarak da, mala karşı suçlarda ortak hükümler olan TCK’nın 522, 523 ve 524. maddelerinin bu suç failleri hakkında uygulanması olanağı bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirecek olursak;
Sanık N.’nin İ.’ye ait bir kısım gayrimenkulleri 1994 yılında haricen satın aldığı ve bedelini ödediği, İ.’nin de adı ve soyadını yazarak pul üzerine ve açığa imza attığı, diğer kısımlarını ise boş bıraktığı matbu bono kağıdını tapuda resmi satış işlemi yapılıncaya kadar geçerli ve ödenen bedele teminat olmak üzere N.’ye verdiği, bilahare tapuda resmi satış gerçekleştirilmesine,
karşılıklı alacak ve borçları kalmamasına ve İ. tarafından iadesi istenmesine karşın sanık N.’nin imzalı boş kağıdı İ.’ye ve onun 24.03.1998 tarihinde vefat etmesinden sonra da mirasçılarına iade etmediği, İ.’nin ölümünden sonra imzalı boş bono kağıdının varlığından haberdar olarak doldurup kullanmak üzere kendisine vermesini isteyen sanık C.’nin arzusu doğrultusunda, ihtiyaç duyduğu bedeli yazarak doldurması ve tahsil etmesini söyleyerek sanık C.’ye verdiği, C.’nin de bu durumdan bilgi sahibi olduğu belirlenen diğer sanık Z.’yle anlaşıp miktar kısmına 153.000.000.000 lira bedel, alacaklı kısmına ise kendi adını yazıp, boş olan diğer kısımları da doldurarak TTK’nın 692 ve 693. maddelerinde yazılı koşulları taşıyan bir bono haline getirmek suretiyle sanık Z.’ye ciro ettiği, bu sanığın da suça konu bonoyu takibe koyduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, açığa imza sahibi tarafından kendisine tevdi olunmayan imzalı yazısız kağıda imza sahibinin rızası dışında zilyet olup, resmi belgeden sayılan bono biçiminde düzenleyen sanık C.’nin, kendisine tevdi olunan imzalı boş kağıdı, zilyetliğinden vazgeçerek, hukukça hükmü haiz olacak biçimde doldurup kullanması için sanık C.’ye veren sanık N.’nin ve bertakrib ele geçirildiğini bildiği imzalı boş kağıda hukukça hükmü haiz muamele yazılmasına fikren ve eylem olarak iştirak ederek bu belgeyi kullanan sanık Z.’nin eylemleri TCK’nın 509/2. maddesi delaletiyle 342/1. maddesinde yazılı sahtecilik cürmünü oluşturmaktadır. Yargıtay C. Başsavcılığının, sanık N.’nin suçunun sabit olmadığına, sanıklar C. ile Z.’nin eylemlerinin ise TCK’nın 509/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğuna ilişen itirazı bu yönüyle isabetli bulunmadığından reddine karar verilmelidir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 01.05.2001 günü oybirliği ile karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları