1. Anasayfa
  2. Danıştay
  3. 3. Daire
  4. BAŞKASININ VERGİ BORCU NEDENİYLE İPTAL DAVASI – SAVUNMA DİLEKÇESİNİN DAVACIYA TEBLİĞ EDİLMEMESİ – SAVUNMA HAKKI

BAŞKASININ VERGİ BORCU NEDENİYLE İPTAL DAVASI – SAVUNMA DİLEKÇESİNİN DAVACIYA TEBLİĞ EDİLMEMESİ – SAVUNMA HAKKI

Yazdırılabilir versiyonu indir

Özet: Davacı tarafından açılan davada dava dilekçesinin davalı idareye tebliği üzerine davalı idare tarafından verilen savunma dilekçesinin davacıya tebliği gerekmekte iken savunma dilekçesinin tekrar davalıya tebliğ edildiği, böylece süresi içerisinde davacının cevap vermediğinden hareketle dosyanın tekemmül ettiği sonucuna ulaşılarak işin dosya tekemmül ettirilmeden verilen kararda usul hükümlerine uyarlık bulunmamaktadır.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRESİ
E: 2012/4976 K: 2015/10200 K.T.: 29.12.2015

İstemin Özeti: Davacı adına, … isimli mükellefin vergi borçlarından dolayı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 79. maddesi uyarınca düzenlenen ve Anılan şahsın davacıdan olan hak ve alacaklarına haciz konulduğunu duyuran 19.12.2011 tarih ve 6893 sayılı haciz bildirisinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Antalya 1. Vergi Mahkemesi 18.09.2012 gün ve E:2012/248, K2012/815 sayılı kararıyla; dava konusu haciz bildirisi işleminin Vergi Mahkemelerinin görev alam içerisinde kaldığından, davalı idarenin göreve ilişkin itirazının yerinde görülmediği, haciz bildirisine dayanak alınan (Bs) bildirim formunun, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin mal ve hizmet satışlarının bildirimi amacıyla verildiği, söz konusu formda satış yapılan mükellefin bilgileri, düzenlenen belge sayısı ile mal ve hizmetlerin toplam bedelinin yer aldığı, formda verildiği tarihte herhangi bir alacak veya hakkın doğduğuna ilişkin herhangi bir bilginin yer almadığı, davacı şirketin …’e olan borçlarım dava konusu haciz bildirisinin tanzim ve tebliğinden önce 08.12.2011 tarihinde banka kanalıyla ödediğini bildirdiği, olayda, davalı idare tarafından, dava konusu haciz bildirisinin düzenlendiği tarihte vergi borçlusu …’ün davacı şirketten haciz bildirisine konu 100.000-TL tutarındaki amme alacağı kadar hak ve alacağı bulunduğuna ilişkin somut bir tespitin yapılmadığı ve belge sunulmadığından dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle haciz bildirisini iptal etmiştir. Davalı idare tarafından, 6183 sayılı Kanun’un 79. maddesinde yer alan düzenlemede haciz bildiriminde bulunulmadan önce üçüncü kişinin elinde ya da zimmetinde bulunan asıl borçluya ait mal, alacak veya hakkın somut olarak tespitinin gerekmediği, somut tespit gerekliliğinin kabulü halinde asıl borçluya rücu hakkının bir anlamının kalmayacağı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Tetkik Hakimi Düşüncesi : Görev itirazı hakkında usule uygun olarak karar verilmemesi ve dosyanın hatalı tekemmül ettirilmesi nedeniyle temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : … isimli mükellefin vergi borçlarının tahsili amacıyla davacı şirket adına düzenlenen 19.12.2011 tarih ve 6893 sayılı haciz bildirisi işlemine karşı açılan davada işlemin iptaline karar veren vergi mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmanın; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine, ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesi olup, yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce, idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmasının şart olduğu hükme bağlanmış, 12. maddesinde, görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine vereceği düzenlemesi yer almıştır.

2247 sayılı kanunun 10. ve devamı maddelerine göre; adli, idari veya askeri bir yargı merciine açılmış davada görev itirazında bulunulması halinde, başkaca usuli işlem yapılıp esasa girilmeden, bu itiraz hakkında bir karar verilmesi, eğer görev itirazı reddedilmiş ise bunun tebliğ edilmesi, böylece görev itirazında bulunan kişi veya makama görev uyuşmazlığı çıkarmayı isteme konusunda olanak tanınması gerekmektedir. Diğer taraftan, anılan Kanun’da görev itirazında bulunacak olan davanın tarafları arasında bir sınırlama getirilmemiş olup bu imkandan yararlanma hem davacıya, hem de davalı tarafa tanınmıştır.

Uyuşmazlıkta, davalı idarenin 19.03.2013 tarihli savunma dilekçesinde, bakılan davada adli yargı yerinin görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğu halde Mahkemece bu itirazın yukarıda düzenlemelerine yer verilen kurallar uyarınca değerlendirip bir karar verilmeksizin işin esası incelenerek sonuçlandırılması yargılama hukukuna uygun düşmemiştir.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” başlıklı 16. maddesinde, dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneğinin davalıya, davalının vereceği savunmanın ise davacıya tebliğ olunacağı, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği, buna karşı davacının cevap veremeyeceği, ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğunun davanın görülmesi sırasında anlaşılması halinde, davacıya cevap vermesi için bir süre verileceği, tarafların, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilecekleri, bu sürenin, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabileceği, “Dosyaların incelenmesi” başlıklı 20. maddesinin 5. fıkrasında ise; dosyaların tekemmül ettikten sonra, tekemmül sırasına göre incelenerek karara bağlanacağı hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlıkta; davacı tarafından açılan davada dava dilekçesinin davalı idareye tebliği üzerine davalı idare tarafından verilen savunma dilekçesinin davacıya tebliği gerekmekte iken savunma dilekçesinin tekrar davalıya tebliğ edildiği, böylece süresi içerisinde davacının cevap vermediğinden hareketle dosyanın tekemmül ettiği sonucuna ulaşılarak işin esası hakkında temyize konu kararın verildiği görülmüştür.

Savunma dilekçesinin davacıya tebliğ edilerek 2577 sayılı Kanun’un yukarıda yazılı 16. maddesi hükmü uyarınca dosya tekemmül ettirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, dosya tekemmül ettirilmeden verilen kararda usul hükümlerine uyarlık bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile Antalya 1. Vergi Mahkemesinin 18.09.2012 gün ve E:2012/248, K2012/815 sayılı kararının bozulmasına, yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 29.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları