1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 19. Hukuk Dairesi
  4. BANKA KREDİSİ KEFALET LİMİTİNİN SONRADAN DOLDURULDUĞU İDDİASININ İSPAT ŞEKLİ

BANKA KREDİSİ KEFALET LİMİTİNİN SONRADAN DOLDURULDUĞU İDDİASININ İSPAT ŞEKLİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Somut olayda davalılar sözleşmedeki kredi ve kefalet limiti ile ilgili bölümlerin sonradan doldurulduğunu iddia etmektedir. İcra takibinin ve davanın dayanağını teşkil eden sözleşme, davalılar murisi tarafından kefil sıfatı ile imzalanmış ve limit 300.000-TL olarak belirlenmiştir. Limit miktarının sonradan doldurulduğu yolundaki davalı taraf iddiasının yazılı delile ispatlanması gerekir. Sözleşmenin doldurulmasında farklı renkte ve tonda kalemlerin kullanılması, söz konusu limit miktarının sonradan yazıldığının kanıtı olamaz. Ayrıca, sözleşmenin yapıldığı tarihte para birimi YTL., öncesinde ise TL.’dir. Dava konusu sözleşmenin matbu kısımlarında da hep TL para birimi gösterilmiştir. Kefalet limitinin TL. olarak belirlenmesi maddi nitelikte bir hata olup, kefalet sözleşmesinin geçersizliği sonucunu doğurmayacaktır. Kefil olan davalı taraf, kefalet limiti dahilinde ödenmeyen borçtan ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, davalıların imzaya dair ve kredi kullanımına ilişkin beyanlarının esastan incelenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
T.C.
Yargıtay
19. Hukuk Dairesi
E: 2015/7026 K: 2015/11457 K.T.: 09.09.2015
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– KARAR –
Davacı vekili, müvekkili banka ile davadışı E… arasındaki genel kredi sözleşmesinde davalıların murisi V…’ in de müteselsil kefil olduğunu, borcun ödenmemesi sebebiyle Elazığ 4. İcra Müdürlüğü’ nün 2011/6919 sayılı dosyasından davalı mirasçılar aleyhine başlatılan takibe davalıların haksız olarak itiraz ettiğini, kefaletin usule uygun olduğunu belirterek, itirazlarının iptaline, takibin devamına ve davalılar aleyhine %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, kefaletin usulsüz olduğunu, kefalet limitinin sözleşmeye sonradan yazılmış olduğunun çıplak gözle bile anlaşılabildiğini, sözleşme tarihi olan 2006 yılında YTL kullanıldığı halde sözleşmedeki miktarın TL olarak sonradan yazılmış olduğunu, kefaletin geçersiz olduğunu, imzanın murise ait olup olmadığının, sözleşme tarihinde davacı bankanın belirtilen limitle ilgili damga vergisi yatırıp yatırmadığının, bahse konu kredilerin murisin ölümünden önce kullandırılıp kullandırılmadığının araştırılmasının gerektiğini, müvekkillerinin temerrüde de düşürülmediğini beyanla, davanın reddine ve davacı aleyhine %40 tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, B.K’nun 484.maddesi uyarınca kefalet akdinin geçerli olabilmesi için akdin, yazılı ve sorumlu olunacak miktarın açıkça belirtilmiş olması ya da 14.04.1944 tarih ve 14-13 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında değinildiği gibi sözleşmeden böyle bir miktarın anlaşılmasının mümkün olmasının gerektiği, kredi sözleşmesinin 03.07.2006 tarihinde akdedildiği, sözleşme tarihinde yürürlükte olan para birimi YTL olduğu halde sözleşmede kefalet limiti kısmına davacı banka tarafından TL yazıldığı, bu durumda kefalet limitinin sonradan doldurulmadığını ispat görevinin davacı bankaya düşmekte olduğu, bankanın limitin sonradan doldurulmadığını ispatlayamadığı, dayanılan sözleşmede borç limiti gösterilmediğinden davalıların murisinin geçerli bir kefaletinin varlığından da söz edilemeyeceği, davalıların takibe itirazlarının haksız olmadığı gerekçeleriyle, davanın ve davacının kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığından davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B.K’ nın 484. maddesinde kefalet akdinin yazılı şekilde yapılmasının yanı sıra kefilin sorumlu olacağı muayyen miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği de öngörülmüştür. Somut olayda davalılar sözleşmedeki kredi ve kefalet limiti ile ilgili bölümlerin sonradan doldurulduğunu iddia etmektedir. İcra takibinin ve davanın dayanağını teşkil eden sözleşme, davalılar murisi tarafından kefil sıfatı ile imzalanmış ve limit 300.000-TL olarak belirlenmiştir. Limit miktarının sonradan doldurulduğu yolundaki davalı taraf iddiasının yazılı delile ispatlanması gerekir. Sözleşmenin doldurulmasında farklı renkte ve tonda kalemlerin kullanılması, sözkonusu limit miktarının sonradan yazıldığının kanıtı olamaz. Ayrıca, sözleşmenin yapıldığı tarihte para birimi YTL., öncesinde ise TL.’dir. Dava konusu sözleşmenin matbu kısımlarında da hep TL para birimi gösterilmiştir. Kefalet limitinin TL. olarak belirlenmesi maddi nitelikte bir hata olup, kefalet sözleşmesinin geçersizliği sonucunu doğurmayacaktır. Kefil olan davalı taraf, kefalet limiti dahilinde ödenmeyen borçtan ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, davalıların imzaya dair ve kredi kullanımına ilişkin beyanlarının esastan incelenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 29.09.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları