1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Ceza Genel Kurulu
  4. ARAÇ SATIŞ SİTESİNE SAHTE İLAN VERMEK SURETİYLE DOLANDIRICILIK – ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİNİN UYGULANIP UYGULANMAYACAĞI

ARAÇ SATIŞ SİTESİNE SAHTE İLAN VERMEK SURETİYLE DOLANDIRICILIK – ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİNİN UYGULANIP UYGULANMAYACAĞI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Sanığın, başlangıçta planladığı senaryonun gereği olarak katılandan almak istediği miktarı alabilmek için telefonla katılandan önce kaparo adı altında bir miktar haksız yarar temin ettikten sonra, eşinin doğum yapması nedeniyle hastanede bulunduğu ve hastaneden çıkmak için paraya ihtiyacı olduğu gibi çeşitli bahanelerle para isteyip tekrar haksız yarar elde etmesi, yeni bir dolandırıcılık suçunun sonucu olarak elde edilen yararlar olmayıp, sanığın ilk başta oluşturduğu ve katılanı yanıltan hileli davranışların sonucu oluşan neticeler olup, gerçekleşme şekli ve eylem bütünlüğü içinde tek bir dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Dolayısıyla sanık hakkında TCK’nın 43/1 maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulama yeri bulunmamakta olup ancak bu hususun TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, suçun nitelendirilmesi açısından yerinde bulunan yerel mahkeme kararının, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2012/15-1407 K: 2013/140 K.T.: 16.04.2013
Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık H…’nin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-f, 43, 62, 52/2, 53 ve 58. maddeleri gereğince 5 yıl hapis ve 5.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, ….. 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.07.2011 gün ve 134-208 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 12.03.2012 gün ve 1704-31436 sayı ile;
“Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisi veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın http://www…com internet sitesi aracılığıyla araç satışı için ilan verdiği, katılanın, bu ilanı görerek sanığı ilanda gösterilen cep telefonundan aradığı, sanığın, 11.08.2008 ve 12.08.2008 tarihlerinde olmak üzere, kapora bedeli, eşi hastanede olmasından dolayı acilen paraya ihtiyacı olması, hastaneden çıktıktan sonra kendisinin yanına gelmesi için parasının kalmaması gibi bahanelerle, üç defa ayrı ayrı kapora dışı bedel olarak toplam 2.500 TL parayı, katılandan istediği, katılanın, parayı, sanığın PTT hesabına gönderdiği eylemde, bilişim sisteminin aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş ve tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.04.2012 gün ve 372532 sayı ile;
“… İtiraza konu olayda; katılan, internet üzerinde satış ilanını gördüğü 2004 model … marka ve … tipli aracı 12.000 TL bedelle satın alma konusunda telefon görüşmeleri ile anlaşmış ve sonrasında yine telefonla yapılan görüşmelerin ardından 11.08.2008 ve 12.08.2008 tarihlerinde üç ayrı seferde, havale yoluyla sanığın hesabına toplam 2.500 TL para göndererek, sanığın haksız menfaat temin etmesini sağlamıştır. Katılanın, hileli davranışlarla, anlaşma tarihi itibariyle, 12.000 TL. ye kadar parayı (bu miktar dahil) ödeme konusunda kandırılmış olması nedeniyle, olayda, bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı suçun birden fazla işlendiğini söylemek güçlük arz etmektedir. Şayet, sanık, tek seferde ya da parçalar halinde 12.000 TL’yi katılandan elde ettikten sonra ya da ettiği sırada, yeni menfaat temin etmeye yönelik hileli davranışlarını yinelerse (ek masraf gerektiğini, anlaşılan fiyatın yetersiz kaldığını, başkası adına olan aracın sahibinin bu fiyatı kabul etmediğini vb. söyleyerek daha fazla menfaat temin etmeye yönelme, benzer şekilde başka bir aracı satmaya çalışma gibi), bu noktada, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması olaya daha uygun düşecektir. Zira, bu takdirde, sanığın, suç işleme kararlılığı ile iradesini devam ettirerek daha fazla haksız menfaat elde etme amacıyla değişik tarihlerde birden çok hileli hareketleri gerçekleştirmesi itibariyle suç kastının yenilendiğinin kabulü gerekeceğinden, zincirleme suç hükümlerinin uygulama yeri bulunmaktadır.
Bu nedenlerle, sanığın sübutu kabul edilen eyleminin, TCK’nın 157/1. maddesi kapsamında ‘basit dolandırıcılık’ suçunu oluşturduğunun ve olayda TCK’nın 43/1. maddesi kapsamında ‘zincirleme suç’ hükümlerinin uygulama yerinin bulunmadığının kabulünün gerekeceği değerlendirilmekle, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin bu konudaki aksi kabullerinin hukuka aykırı olduğu kanaati oluşmuştur” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 16.10.2012 gün ve 12197-43504 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, suçun nitelendirilmesine ve TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanığın “www…..com” adlı internet sitesinde 2004 model …marka aracın satışı için ilan verdiği, Bursa’da yaşayan katılanın internet üzerinde satış ilanını gördüğü, sanıkla yaptıkları telefon görüşmeleri sonucu aracı 12.000 Lira bedelle satın alma konusunda anlaştıkları, katılanın 11.08.2008 günü saat 14.17’de Bursa Gençosman PTT şubesinden İstanbul Küçükbakkalköy PTT şubesine 150 Lira kaparo gönderdiği, aralarında varılan anlaşma gereği katılanın 12.08.2008 tarihinde aracı almak için Edirne’ye gittiği ve sanığı telefonla aradığı, sanığın eşinin doğum yaptığı için hastanede olduğunu ve paraya ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine katılanın 12.08.2008 günü saat 09.13′ te Edirne PTT şubesinden İstanbul Kasımpaşa PTT şubesine 1.750 Lira, hastaneden çıktıktan sonra kendisinin yanına gelmesi için parasının kalmadığını söylemesi nedeniyle de bu kez saat 10.57′ de yine aynı şekilde 600 Lira gönderdiği, böylece katılan tarafından sanığa üç defada gönderilen toplam paranın 2.500 Lira olduğu, katılanın sanığa PTT aracılığı ile gönderdiği paranın sanık tarafından İstanbul Küçükbakkalköy ve Kasımpaşa PTT şubelerinden çekildiği, katılanın bundan sonra telefonunu kapatan sanığa ulaşamadığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında yarar bulunmaktadır.
1-) Suçun nitelendirilmesine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesinde:
Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlüğü’nde, “elektronik beyin” veya “bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş sistem” olarak adlandırılan bilgisayar; “çok sayıda aritmetiksel veya mantıksal işlemlerden oluşan bir işi önceden verilmiş bir programa göre yapıp sonuçlandıran, bilgileri depolayan elektronik araç, elektronik beyin” anlamına gelmektedir. İnternet ise, dünya üzerindeki milyonlarca bilgisayarın birbirlerine bağlanmaları ile oluşan global bir bilgisayar ağları sistemini ifade eder. Bilişim de; “insanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandıgı ve bilimin dayanağı olan bilginin özellikle elektronik makineler aracılığıyla düzenli ve akla uygun bir biçimde işlenmesi bilimi, bilginin elektronik cihazlarda toplanması ve işlenmesi bilimi” olarak tanımlanmaktadır. Yerleşmiş yargısal kararlar ve öğretideki baskın görüşlere göre de, bilişim sisteminin, verileri toplanıp yerleştirdikten sonra otomatik işleme tabi tutma imkanı veren manyetik sistemler olduğu kabul edilmiştir.
5237 sayılı TCK’da bilişim suçları; “Bilişim alanında suçlar” bölümünde düzenlenmekle birlikte, ayrıca çeşitli bölümlerde de bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi mümkün olan suç tiplerine yer verilmiştir. “Bilişim alanında suçlar” bölümünde yer alan 243. maddesinde bilişim sistemine girme, 244. maddesinde sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, 245. maddesinde banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları düzenlenmiştir. Bunun yanında, “Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar” bölümünde yer alan 135. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi, 136. maddesinde kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, 138. maddesinde ise verilerin yok edilmemesi suçları bilişim suçu olarak nitelendirilebilecek şekilde düzenlenmiştir. Öte yandan, 132. maddesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal, 124. maddesinde haberleşmenin engellenmesi, 125/2. maddesinde hakaret, 142/2. maddesinin (e) bendinde hırsızlık, 158/1. maddesinin (f) bendinde dolandırıcılık, 226. maddesinde müstehcenlik, 163. maddesinde karşılıksız yararlanma gibi suçlar bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenebilen suçlardandır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi açısından dolandırıcılık suçu üzerinde de durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hallerine ise 158. maddede yer verilmiştir.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu ise TCK’nun 158/1-f maddesinde; “(1) Dolandırıcılık suçunun;…f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,…İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin ya da birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır” açıklamalarına yer verilmiş olup, bu bentte bilişim sistemleri ile banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık olmak üzere birden fazla nitelikli hal kabul edilmiştir.
Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş, gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişiye ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması, yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde, yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması sözkonusu olabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bilişim sistemlerinin aynı anda birçok kişiye ulaşmasındaki çabukluk ve sağladığı kolaylığa dayanarak “www…..com” adlı internet sitesinde araç satışı için ilan veren sanığın, Bursa’da yaşayan ve ilanı internet üzerinden görerek kendisini arayan katılanın önce kaparo adı altında 150 Lira, ardından aralarında vardıkları anlaşma gereği Edirne’ye gelen katılana eşinin doğum yaptığı için hastanede olduğu ve yanına gelmesi için paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek iki defada 2.350 Lira parayı PTT şubesi aracılığı ile göndermesini sağlaması, daha sonra da telefonunu kapatarak katılanla olan irtibatını kesmesi şeklinde meydana gelen olayda; bilişim sisteminin araç olarak kullanılması suretiyle gerçekleştirilen eylemlerin TCK’nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu nedenle, sanığın bilişim sisteminin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmü ve bu hükmün onanmasına dair Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının suçun nitelendirilmesine ilişkin itirazının reddine karar verilmelidir.
Sanığın eyleminin TCK’nın 158/1-f maddesi kapsamında kaldığına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; “sanığın eyleminin basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağından itirazın kabulü gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
2-) Sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığa gelince;
5237 sayılı TCK’ya hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Bu kuralın istisnalarına ise, aynı kanunun “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Ceza hukukunda kanundaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak, her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak, bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, kanunun öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.
Zincirleme suç, 765 sayılı TCK’nın 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” şeklinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” biçiminde düzenlenmiştir.
5237 sayılı Kanunun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı nedeniyle öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir.
Dolandırıcılık suçunda fail tarafından yapılan ve mağduru aldatıcı nitelikteki hileli davranışlar suçun unsurudur. Fail, yaptığı hileli davranışlarla mağduru aldatılıp, iradesini fesada uğratarak mağdurun gerçekte yapmak istemediği hareketleri yapmasını sağlayarak haksız yarar sağlamaktadır.
Dolandırıcılık suçlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçun temel şekli veya nitelikli hallerinin değişik zamanda en az iki kez işlenmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle kanunda suç olarak tanımlanmış eylem değişik zamanlarda en az iki kez gerçekleştirilmelidir. Suçun unsuru olan veya ilk hareketin devamı niteliğindeki hareketler nedeniyle zincirleme suç hükümleri uygulanamayacağı gibi, ilk suç tamamlandıktan sonra yapılan ve tek başına suçun tüm unsurlarını üzerinde taşımayan eylemler nedeniyle de zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır. Başka bir anlatımla, failin aynı mağdura karşı değişik zamanlarda birden fazla dolandırıcılık suçunu işlemesi ve bu eylemlerini aynı suç işleme kararı altında gerçekleştirmesi durumunda ancak zincirleme suç hükümleri uygulanabilir. Fail ile dolandırıcılık suçunun mağduru arasında devam eden ilişkide birden fazla haksız yarar sağlanması dolandırıcılık suçunun birden fazla işlendiği anlamına gelmemektedir. Failin aynı hileli davranışlarla ya da önceki davranışların devamı niteliğinde olan ancak tek başına dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyen fiillerle mağdurdan birden fazla haksız yarar elde etmesi durumunda fail tek bir dolandırıcılık suçundan cezalandırılacak ve zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, başlangıçta planladığı senaryonun gereği olarak katılandan almak istediği miktarı alabilmek için telefonla katılandan önce kaparo adı altında bir miktar haksız yarar temin ettikten sonra, eşinin doğum yapması nedeniyle hastanede bulunduğu ve hastaneden çıkmak için paraya ihtiyacı olduğu gibi çeşitli bahanelerle para isteyip tekrar haksız yarar elde etmesi, yeni bir dolandırıcılık suçunun sonucu olarak elde edilen yararlar olmayıp, sanığın ilk başta oluşturduğu ve katılanı yanıltan hileli davranışların sonucu oluşan neticeler olup, gerçekleşme şekli ve eylem bütünlüğü içinde tek bir dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Dolayısıyla sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulama yeri bulunmamakta olup, ancak bu hususun TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, suçun nitelendirilmesi açısından yerinde bulunan yerel mahkeme kararının, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan onüç Genel Kurul Üyesi; “sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a-) Suçun nitelendirilmesine ilişkin olarak REDDİNE,
b-) Sanık hakkında TCK’nun 43/1. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığına ilişkin olarak ise KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.03.2012 gün ve 1704-31436 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- …4. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.07.2011 gün ve 134-208 sayılı kararının zincirleme suç hükümlerinin uygulanması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, her iki uyuşmazlık yönünden de 02.04.2013 günü yapılan birinci müzakerede gerekli çoğunluk sağlanamadığından, 16.04.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları