1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 3. Hukuk Dairesi
  4. ADİ ORTALIK İLİŞKİSİNDE ORTAKLAR ARASINDAKİ CEZAİ ŞART – CEZAİ ŞARTIN İNDİRİLMESİ GEREKEN HALLERDE İNDİRİM MİKTARI TESPİT EDİLİRKEN GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN HUSUSLAR

ADİ ORTALIK İLİŞKİSİNDE ORTAKLAR ARASINDAKİ CEZAİ ŞART – CEZAİ ŞARTIN İNDİRİLMESİ GEREKEN HALLERDE İNDİRİM MİKTARI TESPİT EDİLİRKEN GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN HUSUSLAR

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Cezai şartın indirilmesini gerektiren hallerde, hakim her şeyden önce alacaklının menfaatini göz önünde tutmalı, menfaatlerin ne dereceye kadar ihlal edildiğini araştırmalı, davalının kusurunun ağırlığını ve tarafların içinde bulunduğu durum göz önünde tutmalıdır. Ceza, alacaklının uğradığı zarar ile ihlal edilen menfaatlerle makul bir surette mütenasip olmalıdır. Bu durumda, mahkemece; taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin TBK’nın 639/5 (BK’nın 535/5) maddesi uyarınca sözleşmede belirlenen sürenin geçmesiyle birlikte sona ereceği, dolayısıyla davacının menfaatinin fesih tarihi ile sözleşmenin sona ereceği tarih arasındaki dönemde ihlal edildiği gözetilerek, sözleşme ile kararlaştırılan cezai şarttan makul bir oranda indirim yapılması gerekirken, fahiş miktarda cezai şarta hükmedilmiş olması doğru görülmemiştir.
T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
E: 2015/12118 K: 2016/4841 K.T.: 29.03.2016
DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 29.3.2016 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili…geldi. Aleyhine temyiz olunan davacı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra, işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldügünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili dilekçesinde; davalının ortaklık sözleşmesi uyarınca ortak giderlerden payına düşen tutarı ödemediği gibi elde ettiği geliri de müvekkili ile paylaşmadığını, sonrasında ise davalının noter vasıtası ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, ortaklık sözleşmesinin 6. maddesi uyarınca sözleşmeyi haksız olarak fesheden tarafın 20.000 Euro cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek; ortaklık gideri ve davacının ortaklığa vermediği gelir karşılığı 10.000 TL ile cezai şart alacağına karşılık 50.162 TL nin sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline hükmedilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ortaklık sözleşmesi kapsamında üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, ortaklığın faaliyette bulunduğu işyerinin satılması sebebiyle nedeniyle taşınmanın gündeme geldiğini, ancak ortaklık sözleşmesinin 3. maddesi uyarınca işyerinin taşınmasının ortakların birlikte alacağı yazılı karar ile yapılacağının kararlaştırılmış olmasına rağmen davacının müvekkiline danışmadan işyerini taşıdığını, bu sebeple müvekkilinin sözleşmeyi feshettiğini gönderdiği ihtarname ile davacıya bildirdiğini savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davacının ortak giderlere dair iddiasını kanıtlayamadığı, ancak taraflar arasındaki sözleşmeyi haksız olarak fesheden davalının yine sözleşme ile kararlaştırılan 20.000 Euro cezai şart alacağının dava tarihi itibariyle karşılığı olan 50.162 TL den sorumlu olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüyle 50.162 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle temyiz edenin sıfatına ve temyiz nedenlerine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Taraflar arasında düzenlenen 23.10.2008 tarihli ve “Ortaklık Sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin 3. maddesinde; ortakların işyerinin taşınması hususunda birlikte karar alacakları, 6. maddesinde; ortaklık sözleşmesini haksız olarak fesheden tarafın 20.000 Euro cezai şart ödeyeceği, 8. maddesinde ise; sözleşmenin süresinin 3 yıl olduğu kararlaştırılmıştır.
Dosya kapsamından, ortaklığın faaliyette bulunduğu işyerinin satılması sebebiyle başka bir yere taşındığı, davalının yeni taşınılan işyerinde ortaklık faaliyetlerine devam ettiği, bir süre sonra davalının işyerinden davacıya haber vermeden ayrıldığı, ortaklığı fesih bildiriminin ise bu aşamadan sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, davalı sözleşmeyi haksız olarak feshetmiştir. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Bu aşamada, sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartın fahiş olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ilkesi (Ahde Vefa- Pacta Sunta Servanda) yanında, sözleşme serbestisi ilkeleri kabul edilmiştir. Bu kurala göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalı ve hükümlerine riayet edilmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi; hukuki güvenlik, doğruluk ve dürüstlük kuralının bir gereği olarak, sözleşme hukukunun temel ilkelerinden biridir. Karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde, edimler arasında mevcut olan denge, sözleşmenin tümü birlikte yorumlanarak değerlendirilmelidir.
Cezai şartı düzenleyen TBK.nun 179/1 (BK.nun 158/1). maddesi; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.” hükmünü içermektedir. Aynı kanunun 182/1.(BK.nun 161/1) maddesinde; “Taraflar, cezanın mikarını serbestçe belirleyebilirler.” denilmekte ise de bu serbestlik sınırsız değildir. Maddenin son fıkrasında yer alan; “Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” hükmü gereğince, hakim taraflarca kararlaştırılan cezai şart miktarının fahiş olup olmadığını re’sen incelemek, fahiş ise ceza miktarını tenkis etmekle (indirmekle) görevlidir.
Bir davada, cezai şart miktarının fahiş olup olmadığı; tarafların ekonomik durumları, özel olarak borçlunun ödeme gücü, sözleşmenin süresi, alacaklının asıl borcun ifa edilmesi halinde elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul (adil) ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı esas alınarak belirlenmelidir. Hakimin, bu kuralı uygularken kullanacağı takdir hakkının, Yargıtay denetimine elverişli esaslara dayanması da zorunludur.
Cezai şartın indirilmesini gerektiren hallerde, hakim herşeyden önce alacaklının menfaatini gözönünde tutmalı, menfaatlerin ne dereceye kadar ihlal edildiğini araştırmalı, davalının kusurunun ağırlığını ve tarafların içinde bulunduğu durum gözönünde tutmalıdır. Ceza, alacaklının uğradığı zarar ile ihlal edilen menfaatlerle makul bir surette mütenasip olmalıdır.
Bu durumda, mahkemece; taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin TBK. nun 639/5. (BK. nun 535/5.) maddesi uyarınca sözleşmede belirlenen sürenin geçmesiyle birlikte sona ereceği, dolayısıyla davacının menfaatinin fesih tarihi ile sözleşmenin sona ereceği tarih arasındaki dönemde ihlal edildiği gözetilerek, sözleşme ile kararlaştırılan cezai şarttan makul bir oranda indirim yapılması gerekirken, fahiş miktarda cezai şarta hükmedilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu sebeple yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.350 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 29.3.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları