1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. 9. Hukuk Dairesi
  4. AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ İLE İLK DAVANIN ORTADAN KALACAĞI – YENİ DAVADA USULİ KAZANILMIŞ HAKTAN SÖZ EDİLEMEYECEĞİ – ALACAĞIN ZAMAN AŞIMINA UĞRAYACAĞI

AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ İLE İLK DAVANIN ORTADAN KALACAĞI – YENİ DAVADA USULİ KAZANILMIŞ HAKTAN SÖZ EDİLEMEYECEĞİ – ALACAĞIN ZAMAN AŞIMINA UĞRAYACAĞI

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Davacının işçilik alacaklarının tahsili talebiyle açtığı davada, davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, Dairemiz tarafından bozulduktan sonra … 27. İş Mahkemesi’nce bozmaya uyma kararı verilmeden davacı tarafından davanın takip edilmemesi nedeniyle, “davanın açılmamış sayılmasına” karar verilmiş olup, davacı tarafından aynı alacak taleplerine ilişkin olarak 07/03/2014 tarihinde yeni bir dava açılmıştır. Mahkemece; … 11. İş Mahkemesinin 2009/136-2010/612 sayılı kararını davalı taraf temyiz etmemekle davacı taraf yönünden bozma kapsamı dışında bırakılan fazla mesai ve yıllık izin ücret alacağının kazanılmış hak teşkil ettiği gerekçesiyle bu alacaklar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dava dilekçesi davalıya 16/04/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı vekili 29/04/2014 tarihinde sunduğu cevap dilekçesi ile süresi içerisinde zaman aşımı def’inde bulunmuştur. Davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar sonrası, ilk dava ortadan kalktığından yeni bir dava olarak açılmış bulunan eldeki dosya bakımından usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Bu nedenle davalı tarafından usulüne uygun olarak ileri sürülen zaman aşımı def’inin değerlendirilmesi gerekirken yerinde olmayan yazılı gerekçe ile zaman aşımı def’inin dikkate alınmaması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
T.C.
Yargıtay
9. Hukuk Dairesi
E: 2015/1795 K: 2016/11213 K.T.: 04.05.2016
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalıya ait işyerinde 15/04/2006-19/02/2009 tarihleri arsında çalıştığını, işten çıkarılırken kıdem-ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti ve yıllık izin ücretinin ödenmediğini, söz konusu alacaklarının tahsili için … 11.İş Mahkemesinde açılan 2009/136 Esas sayılı dosyasında verilen 2010/612 sayılı kararın, Yargıtay tarafından bozulduğunu, ancak duruşmanın takip edilmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücreti alacağını talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, zamanaşımı itirazında bulunmuş, davacının 05/01/2007 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, evli olmasına rağmen işyerinde çalışan başka bir işçi ile duygusal ilişkiye girmesi ve bu nedenle diğer işçilere karşı hakaretlerde bulunması nedeniyle tutanak tutularak 16/02/2009 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğini, haklı fesih nedeniyle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, davacının çalışmış olduğu dönemde ekonomik kriz nedeniyle normal mesailerin dahi yapılmadığını, bu nedenle davacının fazla çalışma iddiasının kabul edilemez olduğunu, davacının yıllık izinlerini kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıya isnat edilen huzursuzluk çıkarma fiilinin haklı sebep teşkil etmeyeceği gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatının kabulüne karar verilmiş olup, … 11. İş Mahkemesinin 2009/136-2010/612 sayılı kararını davalı taraf temyiz etmemekle davacı taraf yönünden bozma kapsamı dışında bırakılan fazla mesai ve yıllık izin ücret alacağının kazanılmış hak teşkil ettiği gerekçesiyle yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücretinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). … 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 Sayılı …’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı …’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Medeni usul hukukunda maddi hukuk açısından, davanın açılması ile doğan en önemli sonuçlardan biri zamanasımının kesilmesidir (BK.md.154/1). Zamanaşımının kesilmesi için, bir hakkın dava ikamesi yoluyla mahkeme önüne getirilmesi yeterlidir. Bu şekilde dava açılmasıyla kesilmiş olan zamanaşımı (BK.md.154/1) dava süresince tarafların yargılama ile ilgili olarak yapmış oldukları her işlemden ve hakimin her emir ve kararından sonra yeniden işlemeye başlamaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanununn 150/7 nci maddesi; “Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır.” hükmü uyarınca, Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine dava ikamesi ile kesilen zamanaşımı süresi de tekrar işlemeye başlayacaktır.
Davanın açılmamış sayılması kararı temyizi kabil niteliktedir. Ancak, derdestlik yönünden kararının temyiz edilmeyerek veya temyiz aşamasından geçerek kesinleşmesini aramaya gerek yoktur. Burada davaların takipsiz bırakılmasını önlemek amacı güdülmüştür. Bu itibarla, davanın taraflarca takip edilmemesi sebebiyle dosyanın işlemden kaldırılması tarihinden itibaren 3 ay içinde dava yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına ilişkin oluşan tüm yasal hüküm ve sonuçlar başkaca bir işleme bağlı olmadan doğrudan doğruya yürürlük kazanır. Derdestlik, dosyanın işlemden kaldırılması tarihinden 3 aylık süre ile sınırlı olmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Ancak bu hükümler davanın açılmamış sayılmasını gerektiren şartların salt doğumu ile kendiliğinden ortadan kalkar ve derdest olmaktan çıkar. Zamanaşımını kesme etkisi dahi sona erer. (Hukuk Genel Kurulu’nun 18.09.1996 tarih E:1996/19-461 – K:1996/607 sayılı kararı)
Somut uyuşmazlıkta, davacının işçilik alacaklarının tahsili talebiyle açtığı davada, … 11. İş Mahkemesince verilen 12/08/2010 tarih ve 2009/136 E. 2010/612 K. sayılı davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, Dairemizin 18/04/2013 tarih ve 2011/3810 E., 2013/12526 K. sayılı ilamı ile bozulduktan sonra … 27. İş Mahkemesince bozmaya uyma kararı verilmeden davacı tarafından davanın takip edilmemesi nedeniyle, 15/01/2014 tarih ve 2013/804 E., 2014/12 K. sayı ile “Davanın Açılmamış Sayılmasına” karar verilmiş olup, davacı tarafından aynı alacak taleplerine ilişkin olarak Bakırköy 28. İş Mahkemesinin 2014/85 E. sayılı dosyasında 07/03/2014 tarihinde yeni bir dava açılmıştır.
Mahkemece; … 11. İş Mahkemesinin 2009/136-2010/612 sayılı kararını davalı taraf temyiz etmemekle davacı taraf yönünden bozma kapsamı dışında bırakılan fazla mesai ve yıllık izin ücret alacağının kazanılmış hak teşkil ettiği gerekçesiyle bu alacaklar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava dilekçesi davalıya 16/04/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı vekili 29/04/2014 tarihinde sunduğu cevap dilekçesi ile süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Yukarıda açıklandığı üzere, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar sonrası, ilk dava ortadan kalktığından yeni bir dava olarak açılmış bulunan eldeki dosya bakımından usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Bu nedenle davalı tarafından usulüne uygun olarak ileri sürülen zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçe ile zamanaşımı def’inin dikkate alınmaması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları