1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Hukuk Genel Kurulu
  4. AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİNDE OKUYAN REŞİT ÇOCUĞA YARDIM NAFAKASI – EĞİTİMLE ÇALIŞMAYI BİR ARADA SÜRDÜRMENİN MÜMKÜN OLAMAYACAĞI KARİNESİ

AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİNDE OKUYAN REŞİT ÇOCUĞA YARDIM NAFAKASI – EĞİTİMLE ÇALIŞMAYI BİR ARADA SÜRDÜRMENİN MÜMKÜN OLAMAYACAĞI KARİNESİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla, açıköğretim fakültesinde okuyor olmak, babanın yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilemez. Ayrıca çocuğun cüzi bir kazancın olması çocuğun yoksullağa düşmesine beis değilse ebeveynler çocuğuna nafaka ödemelidir.
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2013/1627 K: 2015/1020 K.T.: 13.03.2015
Taraflar arasındaki “yardım nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karaman Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.03.2012 gün ve E:2011/885, K:2012/259 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 03.10.2012 gün ve E:2012/14729, K:2012/20641 sayılı ilamı ile;
(… Davacı dava dilekçesi ile; öz babası olan davalıdan, boşanma davasında lehine hükmedilen 100 TL iştirak nafakasının, 18 yaşını doldurması ve halen eğitim hayatının devam ediyor olması nedeniyle, aylık 500 TL’ye artırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı, davacının halen üniversite mezunu ve meslek sahibi olduğundan başkasının yardımına ihtiyaç duymayacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bir yüksekokul bitirmiş 23 yaşlarındaki halen çalıştığı da anlaşılan erkek çocuğun açıköğretimde öğrenci olduğundan bahisle babasından yardım nafakası istemesinin yasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
TMK 328/2 ve 364/1. maddelerine göre, şayet çocuk reşit olduğu halde eğitimine devam ediyorsa eğitimi sona erinceye kadar ana ve babanın bakım borcu devam eder. Bu durumda çocuk ana ve babaya karşı yardım nafakası davası açabilir.
Dosyadaki delillere göre, davacı her ne kadar Adnan Menderes Üniversitesi Karacasu Memnune İnci Meslek Yüksekokulu mezunu olsa da dava tarihi itibariyle halen Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde 3. sınıf öğrenci olup, sabit bir yerde çalışmamakta ve düzenli bir geliri bulunmamaktadır. Davalı babanın ise adliyede memur olduğu yaklaşık 1500 TL maaşının bulunduğu anlaşılmıştır.
Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre açıköğretim fakültesinde eğitim görmek yardım nafakasına mani değildir. Davacının düzenli bir geliri bulunmamaktadır. Günün ekonomik koşulları ve ülkedeki ekonomik yapı da nazara alındığında davacının eğitimini bir an önce tamamlaması kendi menfaatinedir. Ayrıca davacının çalışarak eğitim hayatını beraber götürmesini beklemek eğitim hayatını zora sokacaktır.
Olayları izah taraflara, hukuki niteleme hakime ait bir görevdir.
Somut olayda, davacının iştirak nafakasının artırımı yönündeki talebi TMK 328/2 ve 364/1. maddesi kapsamında yardım nafakası talebini içermektedir.
Mahkemece; davacı yararına hakkaniyete uygun bir miktarda yardım nafakasına hükmolunması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir …)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 328/2 ve 364/1. maddeleri kapsamında yardım nafakası istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacının temyizi üzerine, Özel Daire’ce yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki gerekçelerine ilave olarak, “…davacının şu anda nişanlı olduğu, düğünlerde piyanistlik yaptığı, aylık 300 TL gelirinin olduğu, davalının oğlu reşit olduktan sonra 53 ay iştirak nafakasını kendi isteğiyle ödediği, daha sonra bu nafakaları geri istediği, bunun üzerine davacının eldeki davayı açarak iştirak nafakasının arttırılmasını talep ettiği, davacının açık öğretim fakültesine kayıtlı olduğu ikinci okulu olduğu, halen 24 yaşında olan davacının sağlık bakımından çalışmasına engel bir durumunun bulunmadığı, davacının halen adliyede yazı işleri müdürü olarak çalışan annesi ile birlikte yaşadığı, evlenme hazırlığı içinde olan davacının açık öğretim eğitim giderlerini karşılamaya yetmeyecek düzeyde olduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı, düzenli ve yeterli bir gelirinin bulunduğunun anlaşıldığı, Yargıtay kararları incelendiğinde nafaka talep eden kişilerin işsiz olup eğitim gördükleri açık öğretim fakültesinin ilk yükseköğretim kurumu olduğu, davalı baba açısından eğitim giderlerine katılma yönünden makul sürenin geçmiş olduğu, bu haliyle davacının açık öğretimde öğrenci olduğundan bahisle babasından yardım nafakası istemesinin TMK’nın 2 ve 4. maddesinde düzenlenen dürüstlük ve hakkaniyet kurallarına aykırılık teşkil ettiği, TMK’nın 365.maddesinin 3.fıkrası hükmüne göre nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hakimin, onların nafaka yükümlülüğünü kaldırabileceği, davanın yasal koşullarının oluşmadığı …”
gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını, davacı temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üniversitede okuyan ve düzenli bir geliri bulunmayan ergin davacı çocuk yararına yardım nafakası takdiri gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Somut uyuşmazlığı ilgilendirmesi nedeniyle nafaka hakkında genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır:
Nafaka alacaklılığı, çocuğun bireyselliğinin bir parçasıdır. Hukukumuzda, çocuk kendisini dünyaya getiren ana ve babasından bakım parası isteyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ana ve babanın bu nafaka yükümü sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; onların velayet hakkından bağımsızdır (Rona, Serozan: Çocuk Hukuku, İstanbul 2005, s.112 vd.).
Öte yandan, aile bireylerinden birinin yoksulluğa düşmüş olması halinde, diğerlerinin onun yardımına koşmaları da ahlak kurallarının gereğidir. Fakat bu gereklilik bir hukuk kuralı haline gelmediği sürece, aile bireylerini yoksulluk içinde bulunan hısımlarına yardım etmeye zorlamak imkanı yoktur. Diğer taraftan, yoksulluğa düşmüş olan bir hısıma yardım etmemek, “aile dayanışması fikrine” aykırı düştüğü gibi, toplumun hak duygusunu da zedeler. İşte, kanun koyucular bütün bu düşüncelerle bir kimseyi, yoksulluğa düşmüş olan hısımlarına yardım etmeye zorlarlar ki, buna nafaka yükümlülüğü denir (Turgut Akıntürk/Derya Ateş Karaman:Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, II.Cilt, 14.Bası, İstanbul 2012, s.444 vd.).
Öte yandan, 1982 Anayasasının 17/1. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 27/1. maddesinde ise, herkesin, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bunun yanında, Anayasanın 41. maddesinde Devletin çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiş; 42. maddesinde ise, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı düzenlenmiş; 58. maddesinde de, Devletin gençliği korumak için gerekli tedbirleri alacağı vurgulanmıştır.
Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir.
Kanun koyucu, bu kapsamda aile bireylerinin ekonomik olarak korunması amacıyla 4721 sayılı TMK’nun 328 ve 364/1. maddelerinde düzenleme yapmıştır.
Buna göre, TMK’nın 328. maddesi;
“Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.
Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.”
Hükmünü içermekte olup;
TMK’nın 364/1.maddesinde ise;
“Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.”
Düzenlemesine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, kanun koyucu TMK’nın 328/2. maddesinde getirdiği yeni hükümle, eğitime verdiği önemi vurgulamış ve öğrenimlerini başarıyla sürdürmekte olan çalışkan ergin öğrencileri desteklemiş olmaktadır (Turgut Akıntürk/Derya Ateş Karaman:age., s.317).
743 sayılı Medeni Kanununun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.1963 gün ve 2/99-21 sayılı içtihadındaki; “Babanın sosyal durumu bakımından çocuğun okutulmasının gerekmesi halinde iştirak nafakasının çocuğun erginleşmesinden sonra da (okumaya devamı sebebiyle) ödenmesi, Medeni Kanunun hükümlerindendir. Zira, evlilik birliğinin boşanma ile ortadan kalkmış olması, ana ve babanın çocuğa karşı olan borçlarında bir değişiklik meydana getirmez. Diğer deyimle, ana ve babanın beraber yaşaması halinde nasıl her ikisi beraberce çaba göstererek çocuğu sosyal durumlarına göre okutmakla ödevli idiyseler, boşanmadan sonra dahi bu ödevleri sona ermez” ilkesi, kanun koyucu tarafından TMK m.328/2. hükmüyle yasal kural haline getirilmiştir.
Yoksulluğun hukuksal kavramı ise mevzuatımızda tanımlanmamıştır. Belirtmek gerekir ki, yoksulluk ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgilidir. O nedenle, bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları altında belirlemek gerekir. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir (Anayasa m.17/1). Şu halde, bu temel hakkın tabii sonucu yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek yerinde olur (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 gün ve E:1998/2-656, K:1998/688; 05.05.2004 gün ve E:2004/3- 251, K:2004/248; 28.02.2007 gün ve E:2007/3-84, K:2007/95; 16.05.2007 gün ve E:2007/2-275, K:275; 11.03.2009 gün ve E:2009/2-73, K:2009/118; 10.11.2010 gün ve E:2010/2-614, K:2010/597 sayılı ilamları).
Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir (HGK’nun 12.5.1999 gün ve E:1999/2-288, K:1999/294 sayılı ilamı). Dolayısıyla, açıköğretim fakültesinde okuyor olmak, babanın yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilemez.
Somut olaya gelince; dava tarihi itibariyle davacı çocuk reşit olup, iki yıllık meslek yüksek okulu mezunudur. Aynı zamanda, eğitimini 4 yıllık bir fakültede tamamlamak isteyerek, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesine de kayıt yaptırmıştır. Davanın açıldığı tarihte de 3. sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Meslek yüksek okulundan mezun olmakla birlikte, mesleğine uygun bir iş bulamamış; özel yeteneği nedeniyle düğünlerde müzik aleti kullanarak, cüzi bir miktar para kazanmaktadır. Kazandığı para, ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi, okulunun harç ve giderlerine de yetmemektedir.
Bu durumda, davacı çocuğun davalı babanın yardımına ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, baba yoksulluğa düşmüş çocuğuna yardım etmek zorundadır. Çocuğun okulunu bitirip, bir işe girmesi, çocuğun yararına olduğu gibi, babanın da yararına bulunmaktadır.
Şu halde, yerel mahkemece davacı yararına hakkaniyete uygun bir miktarda yardım nafakasına hükmolunması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davacı çocuğun nafaka isteminin tümden reddine karar verilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede azınlıkta kalan bir kısım üyeler, yerel mahkeme direnme kararının gerekçeleri itibariyle doğru olduğu, bu nedenle onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yukarıda belirtilen gerekçelerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 13.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Yazdırılabilir versiyonu indir

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları