1. Anasayfa
  2. Yargıtay
  3. Ceza Genel Kurulu
  4. 12-15 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN İŞLEDİĞİ SUÇLARDAKİ 4 YILLIK OLAĞAN VE 6 YILLIK KESİNTİLİ ZAMANAŞIMI SÜRESİ

12-15 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN İŞLEDİĞİ SUÇLARDAKİ 4 YILLIK OLAĞAN VE 6 YILLIK KESİNTİLİ ZAMANAŞIMI SÜRESİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: Daha ağır başka suçları oluşturma ihtimali bulunmayan somut olayda, suç tarihinde 12-15 yaş grubunda olan çocuk sanığın eylemleri TCK’nın 142/1-b ile 116/1 ve 119/1-c maddeleri kapsamında bulunduğundan aynı kanunun 66/1-e ve 66/2 maddeleri uyarınca sanığın yaşı da dikkate alındığında 4 yıllık olağan ve 6 yıllık kesintili zamanaşımına tâbidir. Suç tarihi 14.07.2008 olup, sanığın atılı suçları iştirak halinde işlediği iddia olunan sanık Neslihan hakkında 08.10.2009 tarihinde bu suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları verildiği de gözetildiğinde, zamanaşımını kesen son işlem sanık hakkında 10.09.2009 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmü olduğundan, TCK‘nın 66/1-e ve 66/2. maddeleri uyarınca 4 yıllık asli zamanaşımı sanık hakkında ikinci kez mahkûmiyet hükmünün verildiği 16.09.2013 tarihinden önce 10.09.2013 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sanığın nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarına ilişkin olarak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi yerine mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2014/2-238 K: 2014/361 K.T.: 11.07.2014
Sanık G.’nin nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 31/2, 62 ve 50/1-a maddeleri uyarınca 6.000 Lira, konut dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı kanunun 116/1, 119/1-c, 31/2, 62. ve 50/1-a maddeleri uyarınca 3.000 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, … 3. Çocuk Mahkemesince verilen 10.09.2009 gün ve 267-316 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 17.04.2013 gün ve 23258-8432 sayı ile;
“… Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurup, onbeş yaşını doldurmamış olan suça sürüklenen çocuğun, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hakkındaki raporun uzman doktordan alınması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına” karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 16.09.2013 gün ve 421-626 sayı ile;
“01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 20/1. maddesinde, ‘Bu kanunda gösterilen ceza ve tedbirlerin uygulanmasından önce küçüğün işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden bedeni, akli ve ruhi durumu mütehassıs kimselere tespit ettirilir.’ denmek suretiyle uzman hekimden rapor alınması hükme bağlanmıştır…
5237 sayılı TCK’nın 31. maddesinin gerekçesinde ‘Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, çocuk hakimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hakimi hazırlanan bu raporları ceza sorumluluğunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır.’ denmek suretiyle suç tarihinde oniki yaşından büyük onbeş yaşından küçük çocuklarda sosyal inceleme raporunun alınmasını zorunlu hale getirmiş ve çocuk mahkemeleri ile çocuk hakimlerinin rahat çalışabilmesini sağlamak amacıyla bu raporları düzenleyecek sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve pedagog gibi uzmanlar çocuk mahkemelerinde görevlendirilmiştir.
Ne 5237 sayılı TCK’nın 31. maddesinde ne de 5395 sayılı ÇKK’nın 35. maddesinde oniki yaşından büyük onbeş yaşından küçük çocukların işlediği fiil ile ilgili olarak fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı hususunda uzman doktordan rapor alınmasına ilişkin hiçbir düzenleme yapılmamıştır.
01.06.2005 tarihinden sonra yapılan yasal düzenlemeler ile yasa koyucu hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin hukuki bilgiyi gerektirmesi nedeniyle, bu görevi uzman hekimden alıp çocuk hakimine vermiştir.
Dolayısıyla 2253 sayılı Yasanın 20/1 maddesinde uzman hekimden rapor alınmasına ilişkin düzenlemeden vazgeçilmiştir.
Hakimin hukuki bilgi gerektirecek konularda bilirkişiden görüş alması mümkün değildir.
Suça sürüklenen çocuğun içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında sosyal hizmet uzmanı Cem Çay tarafından sosyal inceleme raporunun hazırlanıp dosyaya ibraz edildiği ve mahkeme hakimi tarafından yapılan değerlendirme neticesinde üzerine atılı hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin var olduğu kabul edilmek suretiyle cezalandırma cihetine gidilmiş olup uzman hekimden rapor alınmasına gerek yoktur.
Fiille ilgili olarak suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçun hukuki anlam ve algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin var olup olmadığını değerlendirme yetkisi mahkeme hakiminin olup, bu yetkiyi uzman hekime devretmesinin istenmesi usul ve yasaya aykırıdır” gerekçesiyle ilk hükmünde direnmiş ve sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tespitine ilişkin yeni bir araştırma yapmaksızın, sanığın atılı suçlardan cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 09.04.2014 gün ve 346643 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihi itibariyle 12 yaşını bitirmiş olup 15 yaşını bitirmemiş olan sanığın, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin, sanık hakkında hazırlanan sosyal inceleme raporuna göre mahkemece belirlenmesinin isabetli olup olmadığı, bu konuda ayrıca uzman doktor raporu alınmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu öncelikle değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık G…’nin nüfus kaydına göre 15.08.1993 doğumlu olup 14.07.2008 olan suç tarihi itibariyle 14 yaş 10 ay 29 günlük olduğu,
Sanığın atılı suçu birlikte işlediği Neslihan Uludağ hakkında … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.10.2009 gün ve 459-591 sayılı ilamı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
İncelemeye konu olan suçlardan; nitelikli hırsızlık suçu için 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasının öngörüldüğü,
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun basit şekli için aynı kanunun 116. maddesinin birinci fıkrasında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, 119/1-c maddesinde ise suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde faile 116. maddeye göre verilen temel cezanın bir kat artırılabileceğinden, sonuç olarak sanığa oniki aydan dört yıla kadar hapis cezası verilmesinin mümkün olduğu,
Hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK’nun “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesi; “(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi, 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinde, çocuklar hakkında yaş gruplarına göre kademeli olarak daha kısa zamanaşımı süreleri getirilmiştir. Bu kapsamda 5237 sayılı TCK’nın 66/2. maddesindeki; “Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının… geçmesiyle kamu davası düşer” şeklindeki düzenleme ile 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar açısından zamanaşımı yetişkin sanıklara göre yarı oranında kısaltılmış bulunmaktadır. Aynı kanunun 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması halinde kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak olan zamanaşımı, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Daha ağır başka suçları oluşturma ihtimali bulunmayan somut olayda, suç tarihinde 12-15 yaş grubunda olan çocuk sanığın eylemleri 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b ile 116/1 ve 119/1-c maddeleri kapsamında bulunduğundan aynı kanunun 66/1-e ve 66/2 maddeleri uyarınca sanığın yaşı da dikkate alındığında 4 yıllık olağan ve 6 yıllık kesintili zamanaşımına tâbidir.
Suç tarihi 14.07.2008 olup, sanık G.’nin atılı suçları iştirak halinde işlediği iddia olunan sanık Neslihan hakkında 08.10.2009 tarihinde bu suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları verildiği de gözetildiğinde, zamanaşımını kesen son işlem sanık hakkında 10.09.2009 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmü olduğundan, 5237 sayılı TCK‘nın 66/1-e ve 66/2. maddeleri uyarınca 4 yıllık asli zamanaşımı sanık hakkında ikinci kez mahkûmiyet hükmünün verildiği 16.09.2013 tarihinden önce 10.09.2013 tarihinde gerçekleşmiştir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarına ilişkin olarak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi yerine mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden bozulmasına, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK‘un 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkındaki kamu davalarının düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … 3. Çocuk Mahkemesinin 16.09.2013 gün ve 421-626 sayılı direnme hükmünün, sanığın işlemiş olduğu nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarına ilişkin olarak 10.09.2009 tarihli ilk mahkûmiyet hükmü ile 16.09.2013 tarihli ikinci mahkûmiyet hükmü arasında gerçekleşen asli dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davalarının 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e, 66/2 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.07.2014 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

Aynı Dairenin Başka İçtihatları