1. Anasayfa
  2. Tapu İptali ve Tescil
  • MUARAZANIN GİDERİLMESİ, TAPU İPTALİ VE TESCİL – 22.09.1983 TARİHİNDEN SONRA ASLI VAKIF OLAN TAŞINMAZLARIN HAZİNE ADINA TESCİLİNE OLANAK BULUNMADIĞI

    Özet: 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, 5737 sayılı Yasanın 80. maddesi ile ortadan kaldırılmış ve yeni yasanın 17. maddesi ile “Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk ve mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle taşınmazların Hazineye intikal yolunu kapatmış bulunmaktadır. Esasen, anılan bu hükmün kamu düzeniyle ilgili kazanılmış hakları bertaraf etmeyeceği tartışmasız olup, çekişmelerde bu hususun gözardı edilemeyeceği de kuşkusuzdur. Öyle ise, 2762 sayılı Yasanın 2888 sayılı Yasa ile değişik 29/2 maddesi ve 5737 sayılı Yasanın 17. maddesi hükmü karşısında 22.09.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazların taviz bedeli ödensin ya da ödenmesin Hazine adına tesciline yasal imkan kalmamıştır.
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL – VASİNİN AÇTIĞI DAVADA YARGILAMA AŞAMASINDA KISITLININ ÖLMESİ – TARAF OLABİLME EHLİYETİNİN ARAŞTIRILIP SAPTANMASI

    Özet: Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacının kısıtlandığı, kendisine oğlunun vasi tayin edildiği, davacının kayden maliki olduğu çekişme konusu taşınmazı davalıya satış suretiyle devrettiği, devir tarihinde davacının hukuki ehliyeti bulunmadığından temlikin geçersiz olduğu iddiasıyla davacı vasisi oğlunun eldeki davayı açtığı, yargılama aşamasında, kısıtlı davacının öldüğü, geriye oğlu olan vasi ile dava dışı 6 çocuğunun kaldıkları, Mahkemece, vasi oğula husumet eksikliğini tamamlaması için iki haftalık kesin süre verildiği, ancak kesin süreye rağmen anılan eksikliği gidermediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı yargılama sırasında öldüğüne göre, davanın ölenin mirasçıları tarafından yürütülmesi gerektiği açık olup, davadan usulen haberdar edilmeleri zorunludur. Davada taraf olabilme ehliyetinin araştırılıp saptanması konusu, usul hukukuna dair olup dava şartlarından sayıldığından mahkemece resen yerine getirilmelidir. Bu halde, mahkemece yapılacak iş, davacının mirasçılarını belirleyip onlara davetiye göndererek davaya iştiraklerini sağlamaktır. Mahkemece yapılması gereken işin, vasi sıfatıyla dava açan ve sonrasında mirasçı olan oğluna kesin süre verilerek yüklenmesi doğru değildir. Hâl böyle olunca, davacı mirasçılarına tebligat yapılması, davayı takip etmezler ise davayı takip eden oğula, ölü davacı terekesine temsilci atanması için süre verilmesi ve bu şekilde öncelikle teşkilinin sağlanması gerekir.
  • MUVAAZALI SATIŞA İLİŞKİN TASARRUFUN İPTALİ İSTEMİ – BOŞANMA DAVASI VE KATKI PAYI DAVASI DEVAM EDERKEN EŞİN KENDİSİNE AİT TAŞINMAZI  MUVAAZALI OLARAK BAŞKASINA DEVRETMESİ

    Özet: Davalılar arasında gerçekleştiği ileri sürülen muvazaalı işlem, davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olup, davacının oluşacak tazminat ve katılma alacağının tahsilini sağlamak bakımından eldeki davayı açmakta hukuksal yararı bulunmaktadır. Bu durumda davanın BK 19. maddesi uyarınca açılan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, İİK'nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan bir dava olmadığından davada icra takibi ve aciz vesikası ibrazı zorunlu olmadığından mahkemece davacının dayandığı dava dosyasının sonucunun beklenilmesi, ondan sonra tarafların tüm delillerinin toplanması ve hasıl oalcak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
  • MİRAS PAYININ DEVRİ – ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİ PAYLI MÜLKİYETE ÇEVRİLMEDEN PAYIN ÜÇÜNCÜ KİŞİ TESCİLİNE TESCİLİNE KARAR VERİLMESİ

    Özet: Mirasçılardan taşınmaza ilişkin miras paylarını satın aldığını söyleyen davacı, söz konusu payların kendi adına tescili talebiyle tapu sicilinin düzeltilmesini istemiştir. Terekenin halen elbirliği mülkiyetine tabi olduğu mirasçılar arasında paylaşılmadığı anlaşıldığına göre, elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete çevrilmeden tapu sicilinin düzeltilmesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
  • SADAKATSİZLİK NEDENİYLE BAĞIŞTAN DÖNME – TAPU İPTAL DAVASI – TESCİL – MAL REJİMİ TASFİYESİ

    Özet: Davacının dava dilekçesinde açıkça davalının kanundan kaynaklanan yükümlülüğünü ihlal ettiğinden bağıştan dönme şartları oluştuğunu belirterek bağıştan dönme nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, mümkün olmadığı takdirde alacak talebinde bulunduğu anlaşılmakla, davacının iddiası genel hükümlere dayalı olup, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde değildir. Talep için Aile Mahkemesi görevli olmayıp, uyuşmazlığın çözüm yeri belirlenecek Asliye Hukuk Mahkemesidir. Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur. Mahkemece davaya genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bakılması gerekirken, Aile Mahkemesi görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
  • VEKİLE TEBLİĞ EDİLEN GEREKÇELİ KARAR – VEKİL İLE ASİLİN MAHKEMEYE KARŞI BİRLİKTE SORUMLU OLDUĞU – VEKİLİN TEBLİĞ EDİLEN GEREKÇELİ KARAR HAKKINDA ASİLİ BİLGİLENDİRMEMESİNİN ESKİ HALE GETİRME NEDENİ OLMAYACAĞI

    Özet: Davalılar vekilleri Av. Esma'ya gerekçeli kararın tebliğ edildiğini, vekillerinin kendilerini temyiz konusunda bilgilendirmediğini eski hâle getirme sebebi olarak ileri sürmüşlerdir. Kendisine gerekçeli karar tebliğ edilen taraf vekilinin görevi -koşulları varsa- kararı temyiz etmektir. Vekil ile asil, karşı tarafa veya mahkemeye karşı birlikte sorumludur. Tebliğ edilen gerekçeli karar hakkında vekilin asile bilgi verip vermemesi veya kararın vekil tarafından temyiz edilip edilmemesi vekil ile asil arasında iç ilişkidir, diğer tarafı veya mahkemeyi ilgilendirmez. Vekilin -somut bir mazeret olmadan- temyiz yoluna başvurmaması eski hâle getirme nedeni olamaz. Eski hâle getirme nedeni yerinde görülmediğinden, mahkemece verilen karar yasal sürede temyiz edilmemiş ve kesinleşmiş olduğundan davalıların eski hâle getirme ve temyiz taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL – ÖNALIM HAKKI – PAYLI MÜLKİYET – EVLAT EDİNME – İYİNİYET

    Özet: Önalım hakkı paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir. Satış tarihi evlat edinme tarihinden öncedir. Satış tarihinden önce davalının pay satana bakması veya onunla ilgilenmesi pay satan ile davalı arasında evlatlık ilişkisi olduğunu göstermeyeceği gibi akraba olduğu da söylenemez. Satış tarihinde davalı üçüncü kişi durumundadır. Öte yandan önalım hakkı satış ile kullanılabilir hale geldiğinden iyi niyet kuralının bu olayda tartışılması mümkün değildir. Davacı önalım bedelini depo etmiştir. Bu durumda davacının önalım hakkı bulunduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
  • EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE EDİNİLEN TAŞINMAZIN TAPU KAYDININ İPTALİ TALEBİ – AİLE  HUKUKU’NDAN KAYNAKLANAN TÜM DAVALARDA AİLE MAHKEMESİ’NİN GÖREVLİ OLDUĞU – ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ OLARAK YARGILAMAYA BAKILAMAYACAĞI

    Özet: Davacının davası terditli olarak açılmış katkı payı nedeniyle tapu iptal ve tescil, bunun mümkün bulunmaması halinde ise alacak isteğine ilişkindir. 4787 sayılı Aile Mahkemeleri'nin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere Aile Hukuk'ndan (TMK'nın m 118-395) kaynaklanan bütün davalara Aile Mahkemesi'nde bakılacağını hükme bağlamıştır. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakim ve Savcılar Kurulu'nca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde davanın Aile Mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir. (HGK'nın 16.11.2005 gün 2/673-617 sayılı kararı). Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Buna göre mahkemece davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
  • ECRİMİSİL İSTEMİ – BUTLAN – İYİNİYET – YOLSUZ TESCİL

    Özet: Dava, murisin sağlığında, davaya konu taşınmazları mirasçılarından mal kaçırmak maksadıyla muvazaalı olarak davalıya sattığından bahisle açılan tapu iptal davasının kabul edildiği, bu sebeple davanın açıldığı tarihten geriye doğru 5 yıllık ecrimisil talebine ilişkindir. Tapuda malik olarak davalının gözükmesi onun hukuki açıdan mülkiyet hakkını kazandığını göstermez. Taşınmazı teslim almış olan sadece ödediği bedeli kendisine iade edilinceye kadar hapis hakkına sahiptir. Teslim keyfiyeti mülkiyetin naklinde göz önünde tutulacak bir husus değildir. Taşınmazın mücerret teslimi ifa olarak kabul edilemez, ifa kabul edilirse o zaman eldeki ifa davasının anlamını izah mümkün olmaz. Davalının tapusunun iptaline dair karar kesinleştiği tarihe kadar davalıdan herhangi bir talep de bulunulmayacağı görüşüne de iştirak mümkün değildir. Olayda gerçek bir bedel mukabilinde satış söz konusu olmadığından, satış parası iade edilinceye kadar yararlanma hakkı tanıyan İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması da mümkün olmamıştır. Bu duruma göre, geçersiz satım sözleşmesine dayalı taşınmaz iktisap eden davalının; taşınmazda, iyiniyetli zilyet olduğu kabul edilemez. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu davalının iyiniyetli kabul edilmesi ve bu çerçevede inceleme ve değerlendirme yapılarak, davanın reddine dair hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL – TAPU KÜTÜĞÜNDE MALİKİN KİM OLDUĞUNUN ANLAŞILAMAMASI – MALİK SÜTUNUNUN BOŞ BIRAKILMASI VEYA SİLİNMESİ

    Özet: Dava kazanmayı sağlayan zilyetlik tapu kütüğünde maliki kim olduğu anlaşılamayan hukuki sebebine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına dair tapu iptali ve tescil davasıdır.Tapu kaydı, tedavül kayıtlar, tapulama tutanağındaki açıklamalar ve köy senedi içeriğine göre kayıt malikleri tanınan ve bilinen kişiler olup, maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonunda yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt maliklerinin bilinmeyen kişiler olduklarından hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonraki sayfa »