• FACEBOOK’TAN BAŞKALARIYLA GÖRÜŞÜLDÜĞÜ  İDDİASININ KANITLANAMADIĞI

    Özet: Mahkeme, ”davacının kendisine ait Facebook sayfasında başka bayanlarla elektronik ortamda görüştüğü, bu sebeple geçimsizliğe sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu” belirtilmiş ise de; davacının açıklanan şekilde güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu kabule yeterli delil bulunmamaktadır. Ne var ki, davalıya atfı kabil bir kusur da ispat edilememiş, taraflar arasındaki sorunların davacının eşiyle birlikte yaşamaktan kaçınmasından kaynaklandığı tespit edilmiş, davacının bu sebeple kusurlu olduğu anlaşılmış, davanın reddi bu bakımdan doğru bulunmuştur.
  • DAVACI İŞÇİNİN SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN ŞİRKET YETKİLİSİ ALEYHİNE PAYLAŞIMDA BULUNDUĞUNUN İSPAT EDİLEMEMESİ ANCAK TANIK VE DAVACI BEYANLARININ İDDİA EDİLEN SATAŞMAYI DOĞRULAMASI

    Özet: Facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki paylaşımın davacı tarafından yapılmadığı savunulmuş ise de, davacının tanıkların yanında iken şirket yöneticisi Metin Türk hakkında “onu vuracağım” şeklinde beyanda bulunduğu tanık anlatımları ve davacının beyanı ile sabittir. Söz konusu eylem işverenin bir başka işçisine sataşma niteliğinde olduğuna göre, feshin haklı nedene dayanması nedeniyle ihbar ve kıdem tazminatına ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile bu alacakların hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
  • SANIKLARIN FACEBOOK MESAJLARI İLE MAĞDUR EDEN ŞANTAJ YOLUYLA PARA ALDIKLARINA İLİŞKİN KESİN DELİL BULUNMADIĞI

    Özet: Sanıkların, mağdure Melis ile arkadaş oldukları, birbirlerine borç alıp verdiklerinin bilgisayardan yaptıkları Facebook adlı sitedeki sosyal medya görüşmelerinden anlaşıldığı ve sanıkların mağdureden şantaj yoluyla para aldıklarına ilişkin kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, mağdurenin sohbet görüşmelerindeki ifadelerden annesinin kendisi üzerindeki baskısı nedeniyle böyle bir iddiada bulunabileceğinin anlaşılması karşısında suça sürüklenen sanıkların şantaj suçundan beraatleri yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi, kanuna aykırılık teşkil eder.
  • BOŞANMA İLAMINI KESİNLEŞMESİYLE TAŞINMAZIN AİLE KONUTU NİTELİĞİNDEN ÇIKMASI – ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL İSTEMİ – ANAHTAR TESLİMİ – TANIK BEYANLARI – EMSAL KARŞILAŞTIRMASI

    Özet: Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Somut olayda, davalı tanığının beyanı gözetilerek, dava konusu davacıya ait mesken niteliğindeki bağımsız bölümün anahtarının halen davalıda bulunduğu, davalının taşınmazla ilişkisini fiilen sonlandırmadığı, başka bir ifade ile taşınmazın hakimiyetinin halen davalıda olduğu, anahtar teslim edilmediği sürece davalının taşınmaza elattığının kabulünün gerektiği, boşanma ilamının kesinleşme tarihinden sonra taşınmazın aile konutu niteliğinden çıktığı, boşanma tarihinden dava tarihine kadar ecrimisil hesabı yapılması ve elatmanın önlenmesi yönünde karar verilmesi gerektiği açıktır. Bu yön gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
  • İŞÇİNİN ÇALIŞTIĞI SÜRENİN İSPATINDA TANIK BEYANLARI

    Özet: Davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai, genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesini istemesi üzerine sigortalı hizmet cetveli incelenmiş fakat  davacının çalışma kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, davacı tanıklarının beyanları kendi çalıştıkları dönemde nazara alınarak davacının davalı işyerinde 2004 yılı 10. ayından itibaren fesih tarihine kadar çalıştığı kabul edilerek sonuca gidilmeli ve hesaplama yapılmalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir.
  • TEHDİT SUÇU – ÇELİŞKİLİ TANIK İFADELERİ

    Özet: İlk derece mahkemesi tarafından katılanın, sanığın alışveriş merkezinde tehdit etmiş olduğu iddiası annesi ve kardeşi tarafından doğrulanmasına rağmen şikayet tarihinin olaydan dokuz gün sonra olması, tanığın isminin geç bildirilmesi, tanıkların anlatımları arasında, sanığın sarf ettiği iddia edilen tehdit içeren sözler yönünden farklılıklar bulunması ve olayın meydana geldiği alışveriş merkezinin adının farklı söylenmesi şeklindeki gerekçelerle beraat kararı verilmiştir. Yargıtay 4. ceza dairesi anlatımlar arasında suçun sübutunu etkileyecek derecede olmayan nitelikli farklılıklar bulunduğundan yüklenen suçun oluştuğu kabul edilerek mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararını bozmuştur.
  •   FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİ – FATURANIN DAVACIYA TEBLİĞ EDİLMESİ – AKDİ İLİŞKİ – AKDİ İLİŞKİNİN VARLIĞININ TESPİTİ

    Özet: Davalı alacaklı tarafça faturaya dayalı icra takibi başlatılmıştır fakat tek taraflı olarak fatura düzenlenip, ticari defterlere kaydedilmesi akdi ilişkinin varlığını ispata yeterli değildir. Dosya kapsamı itibariyle anılan faturanın davacıya tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmadığı gibi, taraf ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelenmesi neticesinde takip konusu faturanın davacı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı da tespit edilmiştir. Ayrıca, ancak akdi ilişkinin ispatı halinde mal teslimi hususunda tanık dinlenebileceğinden, akdi ilişki, uyuşmazlık kapsamında ise, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin varlığının tanık delili ile ispatı mümkün olmayıp, 6100 Sayılı HMK'nın 200. maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece anılan hususlar nazara alınmaksızın hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
  • GEÇİT HAKKI KURULMASI İSTEMİ – KEŞİF – HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI – SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI

    Özet: Dava, TMK'nın 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Dahili davalıya savunma hakkı verilmeden yapılan keşfe dayalı olarak oluşturulan bilirkişi rapor ve krokisine göre hüküm kurulmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 290. maddesi uyarınca keşif, taraflar usulen davet edildikten sonra hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır. Bu kuralın ihlali halinde bir tarafın savunma hakkı kısıtlanmış, hukuki dinlenme hakkı elinden alınmış sayılır. Hükme esas alınan keşif, dahili davalının yokluğunda hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek yapıldığından yöntemince yapılmayan bu keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulamaz. Mahkemece, belirtilen yasa kuralları uyarınca işlem yapılarak taşınmazın malikine hukuki dinlenilme hakkı tanınmalı, bilirkişiden keşif tarihi itibarıyla geçit bedelinin de güncelleştirilmesi suretiyle yeniden rapor alınarak dava sonuçlandırılmalıdır.
  • İŞÇİLİK ALACAKLARI DAVASI – FAZLA ÇALIŞMA – ÜCRET BORDROLARININ DELİL NİTELİĞİ – İŞ MÜFETTİŞLERİ TARAFINDAN TUTULAN TUTANAKLAR

    Özet: Dava, işçilik alacakları istemine ilişkindir. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına dair kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, iş müfettişi raporuna göre davacının haftada 33 saat fazla çalışma yaptığı ancak içtihatlar gereği haftada 18 saat fazla mesai yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. 4857 Sayılı İş Kanununun 92/3 maddesine göre iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğundan davacının haftada 33 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek anılan alacağın hesaplanması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonraki sayfa »