1. Anasayfa
  2. Boşanma
  • FACEBOOK’TAN BAŞKALARIYLA GÖRÜŞÜLDÜĞÜ  İDDİASININ KANITLANAMADIĞI

    Özet: Mahkeme, ”davacının kendisine ait Facebook sayfasında başka bayanlarla elektronik ortamda görüştüğü, bu sebeple geçimsizliğe sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu” belirtilmiş ise de; davacının açıklanan şekilde güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu kabule yeterli delil bulunmamaktadır. Ne var ki, davalıya atfı kabil bir kusur da ispat edilememiş, taraflar arasındaki sorunların davacının eşiyle birlikte yaşamaktan kaçınmasından kaynaklandığı tespit edilmiş, davacının bu sebeple kusurlu olduğu anlaşılmış, davanın reddi bu bakımdan doğru bulunmuştur.
  • SOSYAL PAYLAŞIM SİTESİNDEN EŞE YÖNELİK HAKARET İÇERİKLİ YAZILAR -ORTAK HAYATI TEMELİNDEN SARSILMASI

    Özet: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; erkeğin terk hukuki sebebine bağlı dava tarihinden sonra davalı-davacı kadının boşanma dava tarihinden önce davacı-karşı davalı erkeğin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik hakaretlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı kadın dava açmakta haklıdır.
  • ANLAŞMALI BOŞANMA KARARININ DAVACI TARAFINDAN TEMYİZ ETMESİ – ANLAŞMALI BOŞANMANIN ÇEKİŞMELİ BOŞANMAYA DÖNMESİ

    Özet: Eşlerin boşanmalarına karar verilse dahi, davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" olarak görülmesi gerekir. Usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
  • İCRA TAKİBİ – İŞTİRAK NAFAKASI – BOŞANMA DAVASI – MÜŞTEREK ÇOCUKLAR İÇİN İŞTİRAK NAFAKASI

    Özet: İcra takibinin dayanağı Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ilamında tarafların daha önce boşandıkları, çocukların velayetinin verildiği, anne tarafından iştirak nafakası talebiyle açılan dava sonunda Mahkemece “Davanın kısmen kabulü ile; müşterek çocukların her biri için aylık 750,00-TL iştirak nafakasının aydan aya davalıdan alınarak davacıya verilmesine'' karar verildiği, icra emrinde dava tarihinden itibaren nafaka talep edildiği anlaşılmaktadır. Takibe konu ilamda iştirak nafakasının başlangıç tarihi hakkında açıkça bir hüküm bulunmadığı için karar tarihinden itibaren nafaka talep edilebilir. Mahkemece, iştirak nafakasının dava tarihinden talep edilebileceğin kabulüyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir.
  • BOŞANMA VE NAFAKA ARTIRIM DAVASI – YETKİSİZLİK KARARININ KESİNLEŞMESİNDEN İTİBAREN 10 GÜNLÜK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İÇİNDE BAŞVURUDA BULUNULMAMASI – DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ 

    Özet: Yetkisizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren HUMK’nun 193.maddesinde açıklanan prosedüre uygun şekilde ve yasal hak düşürücü süre niteliğindeki 10 günlük süre içerisinde dilekçe verilmediği veya çağrı kağıdı tebliğ ettirmek için bir başvuru yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece kendiliğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla esasa ilişkin hüküm kurulmuş olması açıkça kamu düzenine aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla, temyiz edenin sıfatına ya da bu yönün temyiz edilip edilmediğine bakılmaksızın kamu düzenine aykırı bu hususun varlığının ve sonuçlarının gözetilmesi ve buna göre bir karar verilmesi gerekir. Hal böyle olunca; yerel mahkemece, hak düşürücü süre içinde yetkili mahkemeye başvurulmamış olması nedeniyle boşanma davasının açılmamış sayılmasına karar vermek gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek esasa ilişkin hüküm kurulması doğru değildir. O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
  • SADAKATSİZ DAVRANAN EŞE BAĞIŞLANAN DÜĞÜNDE TAKILAN ZİYNET EŞYALARININ TALEP EDİLEBİLECEĞİ – BAĞIŞLAMANIN GERİ ALINMASI KOŞULLARININ GERÇEKLEŞİP GERÇEKLEŞMEDİĞİ

    Özet: Davadaki uyuşmazlık, düğünde davacıya bağışlanan ziynetlere ilişkin olarak bağıştan rücu koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 295/2 (mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 244/2) maddesinde bağışlananın, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması halinde bağışlayanın bağışlama sözünü geri alabileceği ve bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Bağışlamanın geri alınması talebi konusunu oluşturan ziynetlerin evlilik nedeniyle ve düğün sırasında davacıya bağışlandığı kuşkusuzdur. TMK'nın 185. maddesi hükmüne göre evlilik kurumunun taraflara yüklediği en önemli edimlerden biri eşlerin birbirlerine karşı sadakatidir. Bu yükümlülük evlilik birliğinin hukuken sona ermesine kadar devam eder. Mahkemece kesinleşen boşanma davası dikkate alınarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 295/2. maddesinde düzenlenen bağışlamanın geri alınması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
  • KARISINA FİZİKSEL ŞİDDET UYGULAYAN VE ORTAK ÇOCUKLARINI KÜRTAJLA ALDIRMAYA ZORLAYAN KOCANIN KENDİSİNİ TEHDİT EDEN VE KENDİSİNE HAKARET EDEN KADINDAN DAHA AĞIR KUSURLU OLMADIĞI – KADININ TAZMİNAT TALEBİNİN REDDİNİN GEREKTİĞİ

    Özet: Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını ve boşanmayı gerektiren olaylarda her iki taraf da kusurlu, ancak eşine göre kocanın daha fazla kusurlu bulunduğu kabul edilmiştir. Ne var ki; yapılan tahkikat ve toplanan delillerden; davacı-davalı kocanın eşine fiziksel şiddet uygulaması ve ortak çocuğu kürtajla aldırma konusunda eşine baskı yapması ve ailesinin evlilik birliğine müdahalesine ses çıkarmamasına karşılık; davalı-davacı kadının da ailesinin evlilik birliğine müdahalesine ses çıkarmadığı, ev eşyasına zarar verdiği, kocasına tehdit ve hakarette bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylar karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda taraflardan birinin kusurunun diğerinden baskın olduğu söylenemez. Tarafların eşit kusurlu kabul edilmeleri gerekir. Durum böyleyken, mahkemece davacı-davalı kocanın daha ağır kusurlu bulunması doğru olmadığı gibi; eşit kusurlu eş yararına tazminatlara karar verilemeyeceği (TMK 174/1-2) ve bu sebeple davalı-davacı kadının tazminat taleplerinin reddi yerine yazılı şekilde maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonraki sayfa »